ÖZNE BİZİZ: BOZUK DÜZENİN APARATI OLMAYI REDDEDENLERİN YÜRÜYÜŞÜ
⌈Cuma Erçe – PSAKD Genel Başkanı⌉
Tarihsel süreç, toplulukları bazen kendi hikayelerinin yazarı yapar, bazen de başkalarının yazdığı senaryolarda figürana dönüştürür. Bugün Türkiye’nin demokratikleşme, eşit yurttaşlık, doğa ve insan hakları mücadelesindeki en kritik eşik, Alevi toplumunun bu denklemin neresinde konumlanacağı sorusudur. Cevap net ve bizzat içeriden yükselen bir iradeyle ortadadır:
Özne biziz.
Alevilik; yüzyıllardır biriktirdiği felsefi, insani ve toplumsal hafızasıyla hiçbir siyasi odağın, hiçbir egemen yapının kullanışlı aracı haline getirilemeyecek kadar köklü bir geçmişe sahiptir. Modern siyasetin pragmatik dili, Alevi toplumunu uzunca bir süre “garanti oy deposu”, kriz anlarında sığınılacak bir “yedek güç” ya da başkalarının kavgalarının “cengaveri” olarak görme eğiliminde olmuştur. Bu edilgen konumu bütünüyle reddediyoruz. Biz, siyasi partilerin ya da siyasetçilerin yedeği, yandaşı değil; bizzat siyaset üreten ve gündemin öznesi olan bir iradeyiz. Edilgen değil, etken olacağız. Bahse konu olan değil, bahsin kendisi olacağız. Doğruyu söylemekten asla çekinmeyeceğiz çünkü, eğri zamanlarda, doğru yerde durmak gibi bir düstura sahibiz. (Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene!).
Aynı zamanda çok iyi biliyoruz ki: Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın da dediği gibi, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.” Bu çürümüş yapının ne aparatı ne de tamamlayıcısı olacağız. Düzenin bozuk dişlilerinin görevini üstlenmek yerine, çarkın diğer dişlilerini de etkisiz hale getirip, haktan ve halktan yana bir düzenin inşaasına çalışacağız. Yani kurulması gereken rızalığa ve eşit yurttaşlığa dayalı yeni düzenin de öznelerinden biri de biz olacağız. Çünkü, biz özneyiz, özne biziz…
Alevilerin özne olma bilinci, tarafsız ya da gri bir alanda durmayı gerektirmez. Aksine nerede durduğumuz, safımızın neresi olduğu tarihsel olarak da güncel olarak da nettir: Bizim yerimiz halkın yanıdır; sömürenlerin, egemen sınıfların ve sermayenin tam karşısıdır. Konumumuzu egemenlerin icazetine ve çıkarlarına göre değil, ilkelerimize göre belirleriz. Faşizmin, baskının ve otokrasinin karşısında; demokrasinin, barışın ve özgürlüklerin kalesinde saf tutarız. Halk iradesini gasbeden her türlü anti-demokratik yönteme karşı çıkmak, Alevi felsefesinin sarsılmaz bir gereğidir.
Bugün yükseltilen ırkçı ve şoven dalgaya karşı da Alevi toplumu, toplumsal barışın en güçlü barikatıdır. Halkları birbirine düşman eden anlayışların karşısında, tüm halkların kayıtsız şartsız eşitliğini savunuyoruz. Biz, “yetmiş iki millete aynı nazarla bakmayı” ilke edinmiş bir geleneğin ve inancın yürütücüleriyiz. İnsanı ve insanla birlikte canlı cansız bütün varlıkları kutsal sayan bu inanç, her türlü ırkçı yaklaşımı ve insanı rengine, diline, kökenine, İnancına, milliyetine göre ayıran tekçi, inkarcı, ırkçı ve gerici zihniyeti kökten reddeder. Bu yüzden özümüze dönmek demek; ırkçılığa karşı halkların tam hak eşitliğini bayraklaştırmaktır.
Bir diğer can alıcı konu da toplumsal barış ve demokratikleşme meselesidir. Türkiye’de toplumsal barışın, demokrasinin ve adaletin inşası konuşulacak ise ve böyle bir süreçten bahsediliyorsa (ki bunun somut ve samimi bir göstergesi yok), bu sürecin Alevileri dışarıda bırakarak ya da onları sadece bir “destekçi” konumuna indirgeyerek başarıya ulaşması da imkansızdır. İnanç özgürlüğünden kamusal alandaki ayrımcılığa kadar uzanan kronik sorunların çözümü, Alevilerin masanın kenarında değil, tam merkezinde yer aldığı bir iradeyle mümkündür. Alevilerin içinde bulunmadığı, rızasının alınmadığı hiçbir formül bu topraklara gerçek bir huzur getiremez. Çözümün anahtarı da adresi de biziz. Çünkü, özne biziz…
Alevilerin kendi öz gücünün farkına varıp özneleşmesi, içe kapanması anlamına gelmez. Aksine, kendi kimliğiyle ve talepleriyle barışık bir özne, diğer toplumsal kesimlerle çok daha sağlıklı ve eşit ilişkiler kurabilir. Gerçek bir eşit yurttaşlık mücadelesi; kendisi gibi “öteki” kılınmış tüm kesimlerle, demokrasi ve özgürlük mücadelesini samimiyetle yürütenlerle, alın teri döken ve emeği sömürülen tüm emekçilerle omuz omuza ve eşit ortaklar olarak yürütülebilir. Kendini özne hissetmeyen bir topluluk, ittifaklarında da silik kalır. Ancak ne istediğini bilen, safını netleştirmiş, sermayeye ve faşizme karşı duruşunu esnetmeyen bir Alevi toplumu, Türkiye’nin demokratik dönüşümünün en güçlü motoru olacaktır.
Bugün Alevi toplumu için turnusol kağıdı, bu özne olma iradesidir. Siyasetin nesnesi olmayı, rüzgara göre savrulmayı ya da birilerinin bizi kendi kalıplarına dökmesini reddediyoruz. Bozuk düzenin sağlam çarkı olmayı kabul etmeyenler, bu düzeni kökten değiştirecek olanlardır. Bu ülkeye eşit yurttaşlık, barış ve adalet gelecekse; bu, Alevilerin kendi öz gücüne inanarak, halkların eşitliğini savunarak ve tüm ezilenlerle ortak bir geleceği inşa etme iradesiyle yürüttüğü o kararlı mücadeleyle gelecektir.
Sözümüz de safımız da nettir: Özne biziz ve biz halkın ve haklının yanındayız, özne biziz ve faşizmin karşısında, demokrasi mücadelesi verenlerin, faşizme karşı özgürlüğün türküsünü çalıp söyleyenlerin safındayız. Özne biziz, çünkü; biz o özgürlük türküsünün de ona name katan bağlamanın da ta kendisiyiz. Özgürlük yürüyüşünün en belirgin ve can alıcı rengiyiz.
Türküyü besteleyen, ağıdı yakan, resmi çizen, romanı yazan, tiyatroyu sahneye koyanız.
Yönlendirilen veya yöneten değil, kolektif emeğin ve aklın paydaşı olacağız.
Çünkü, biz özneyiz…
Aşk ile…

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler