Yazıklar Olsun
⌈Hasan Subaşı⌉
Sözcü TV ekranlarında Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltilen soru aslında yalnızca geçmişe dair bir muhasebe sorusu değildi. Soru, Türkiye’nin son on yılında yaşanan demokratik çöküşün en kritik dönemeçlerinden biriyle yüzleşip yüzleşemeyeceğine ilişkin bir soruydu.
HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik oylamada verdiği destekten dolayı pişman olup olmadığı sorulan Kılıçdaroğlu’nun verdiği “Hayır, pişman değilim” yanıtı, sıradan bir siyasi değerlendirme olarak görülemez. Çünkü bu cevap, yalnızca geçmişte atılmış bir adımın savunulması değil, aynı zamanda Türkiye’de hukukun siyasallaştırılması ve demokratik siyasetin tasfiyesi sürecine ilişkin bir tutum beyanıdır.
Demokratik rejimlerin en temel ilkelerinden biri, halkın iradesinin serbestçe siyasal alana yansımasıdır. Seçilmiş temsilcilerin görevlerini özgürce yerine getirebilmesi, parlamentonun baskı ve müdahalelerden uzak çalışabilmesi demokratik sistemin vazgeçilmez koşuludur. Dokunulmazlık kurumu da tam olarak bu nedenle vardır. Bir ayrıcalık değil, halk iradesinin korunmasına yönelik anayasal bir güvencedir.
Türkiye’de 2016 yılında gerçekleştirilen dokunulmazlıkların kaldırılması süreci ise hukuki bir düzenleme olmanın ötesinde siyasal bir operasyon niteliği taşıyordu. O gün hedefe konulan isimlerin başında Selahattin Demirtaş ve HDP yöneticileri bulunuyordu. Ancak mesele hiçbir zaman yalnızca HDP olmadı. Çünkü otoriterleşme süreçleri daima bir kesimi hedef alarak başlar, ardından bütün topluma yayılır.
Nitekim yaşananlar bunu açık biçimde gösterdi.
Önce HDP hedef alındı. Ardından Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tutuklandı. Sonra belediyelere kayyumlar atandı. Yerel yönetimler tasfiye edildi. Gazeteciler tutuklandı. Akademisyenler ihraç edildi. Muhalif kurumlar baskı altına alındı. Sonunda aynı yöntemler CHP’ye ve muhalefetin diğer kesimlerine yöneldi.
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu yargı müdahaleleri ile dün HDP’ye yönelik yürütülen operasyonlar arasında yöntem bakımından ciddi bir fark bulunmamaktadır. Çünkü otoriter sistemler hukuku adalet için değil, siyasal alanı yeniden dizayn etmek için kullanırlar.
Bu nedenle dokunulmazlıkların kaldırılması meselesi yalnızca Selahattin Demirtaş’ın ya da HDP’nin sorunu değildir. Bu mesele, demokratik siyasetin tasfiye edilmesine verilen desteğin tarihsel sonuçlarıyla ilgilidir.
Demokrasi, yalnızca kendimize benzeyenlerin haklarını savunmak değildir. Asıl demokrasi, farklı düşündüğümüz insanların da siyasal haklarını savunabilmektir. Çünkü bugün başkasının hakkına yönelik sessizlik, yarın kendi hakkımıza yönelen saldırının önünü açar.
Siyasette hata yapmak mümkündür. Hiçbir siyasi hareket, hiçbir lider ve hiçbir parti hatalardan bütünüyle arınmış değildir. Ancak demokratik olgunluk, yapılan her tercihi sonsuza kadar savunmak değil, gerektiğinde o tercihlerle yüzleşebilmek ve özeleştiri verebilmektir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçmişte alınan kararları kutsamak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, demokratik siyaseti zayıflatan, yargıyı siyasal hesaplaşmaların aracı haline getiren uygulamalarla cesurca yüzleşmektir.
Sözcü TV ekranlarında verilen “pişman değilim” cevabı, yalnızca geçmişe ilişkin bir değerlendirme değildir. O cevap aynı zamanda bugünün Türkiye’sine, demokrasiye, hukuka ve halk iradesine nasıl bakıldığının da ifadesidir.
Milyonlarca insanın iradesinin yok sayıldığı, seçilmiş siyasetçilerin cezaevlerine gönderildiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, yerel demokrasinin ağır darbeler aldığı bir süreç ortadayken hâlâ aynı noktada durabilmek, ortaya çıkan sonuçlarla yüzleşmemek demektir.
İnsan bütün bu tabloya baktığında içinden tek bir cümle geçiyor:
Yazıklar olsun.

Alevi Haber Ağı
Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.
Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.
Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı