Muharrem’in Mateminden Sivas’ın Ateşine
⌈Türkan Doğan⌉
Muharrem matem ayının içinden geçiyoruz. Bu ay, yalnızca bir matem zamanı değil; hak ile batılın, mazlum ile zalimin, vicdan ile zulmün yüzyıllardır süren hesaplaşmasının adıdır.
Kerbela’da Hz. Hüseyin’in ve yoldaşlarının uğradığı zulüm, yalnızca tarihin acı bir sayfası değildir. Kerbela, hakikatin iktidar karşısında diz çökmediği, insan onurunun can pahasına savunulduğu en büyük direnişlerden biridir. Hz. Hüseyin, yalnızca kendi çağının değil, bütün çağların mazlumlarına yol gösteren bir vicdan ve adalet meşalesidir. Bu nedenle Kerbela’yı yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam olarak okumak eksik kalır. Çünkü tarih bize gösteriyor ki zalim, her çağda yeni bir don giyerek yeniden karşımıza çıkmıştır. İsimler değişmiş, mekânlar değişmiş, yöntemler değişmiştir; ancak hakikatten korkan anlayış değişmemiştir.
Mazlumun kimliği farklı olabilir ama acısı ortaktır. Zulmün biçimi farklı olabilir ama amacı aynıdır.
Kerbela’da su esirgendi; Sivas’ta ateş kuşatıldı. Birinde yaşamın kaynağına ulaşmaları engellendi, diğerinde yaşamın kendisi ateşin içine hapsedildi. Aralarında yüzyıllar olmasına rağmen, her iki olay da insanı susturmaya, düşünceyi yok etmeye ve hakikati korkuyla teslim almaya yönelen aynı karanlığın izlerini taşımaktadır.
Bugün Muharrem’in mateminden 2 Temmuz’a yürürken yalnızca iki ayrı tarihi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda zulmün sürekliliğini ve hakikatin direnme gücünü de görüyoruz. Sivas’ta yitirdiğimiz 33 can; türküleriyle, şiirleriyle, düşünceleriyle ve insan sevgisiyle bu toprakların ortak değeriydi. Onlara yönelen saldırı, yalnızca insanlara değil; birlikte yaşama kültürüne, farklılıklara duyulan saygıya ve ortak geleceğe yönelmişti.
Alevi öğretisi bize adaleti öğretir, hakikatin yanında durmayı öğretir. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da canı pahasına büyüttüğü direnişin bizlere bıraktığı en büyük miras da budur: Zulme benzemeden zulmün karşısında durabilmek; insan onurundan, adaletten ve hakikatten vazgeçmemek.
33 yıl önce Sivas’ta yaşamdan koparılan 33 canı, Muharrem’in derin anlamıyla birlikte anıyoruz. Onları anmak yalnızca geçmişe bakmak değildir; insan onurunu ve özgürlüğü savunma sorumluluğunu bugüne taşımaktır.
Çünkü biliyoruz ki tarih, yalnızca yaşanmış olayların toplamı değildir; aynı zamanda insanlığın hangi safta durduğunu gösteren büyük bir vicdan sınavıdır. Biz o sınavda Kerbela’da Hz. Hüseyin’in durduğu yerde durmayı; Sivas’ta ateşin ortasında insanlığı, aklı, sanatı ve hakikati savunan 33 canın yanında yürümeyi seçiyoruz.
Muharrem’in mateminde, 2 Temmuz’un ateşinde yitirdiğimiz 33 canı saygı, özlem ve bağlılıkla anıyoruz.
Çünkü Hüseyin yalnızca Kerbela’da Hakk’a yürüyen bir isim değildir. Hüseyin; zulmün karşısında eğilmeyen iradenin, hakikatten vazgeçmeyen vicdanın ve insan onurunun adıdır. Bu yüzden Kerbela, hakikatin susturulmak istendiği her çağda yeniden hatırlanır; Sivas ise aynı direnişin ateşle sınandığı acı bir durak olarak yüreğimizde yaşamaya devam eder.
Hakikatin yolu uzun olabilir; ama o yol ne susuzlukla kesilir ne de ateşle sona erer. Çünkü o yürüyüş, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da yaktığı direniş meşalesini, Sivas’ta ateşin içinden geçen 33 canın onuruyla bugüne taşıyan yürüyüştür.
Haziran 2026

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler