Cum. Tem 24th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Konya Ovası’nda Kırmızı Bir Kadın

⌈Türkan Doğan⌉

Konya Ovası, yalnızca buğdayın ve rüzgârın buluştuğu bir coğrafya değildir. Ova, yüzyıllardır insanların sevinçlerini, yaslarını, kavuşmalarını ve ayrılıklarını sessizce bağrında taşıyan büyük bir tanıktır. Gün doğarken sarıya çalan toprak, gün batımında kızıl bir örtüye bürünür; sanki güneş, geride bıraktığı bütün sevdaların rengini ovaya emanet eder.
Belki de bu yüzden Konya’nın insanı, aşkı yalnızca bir duygu olarak değil, ömür boyu taşınan bir yazgı olarak yaşar.
İşte bu yazgının içinden geçen kadınlardan biri de herkesin “Kırmızılı Kadın” diye tanıdığı o yalnız ve gizemli kadındı. Onu görenler önce üzerindeki kırmızıyı fark ederdi. Kırmızı elbisesi, kırmızı şalı, kimi zaman yüzüne sürdüğü kırmızı boya… Oysa bunların hiçbiri bir gösteriş değildi. O renk, yıllar önce yüreğine düşmüş bir sevdanın dışarıya yansıyan hâliydi.
Bazı insanlar acılarını sessizce taşır; o ise acısını kırmızıya dönüştürmüş, hayatının her gününü o renkle yaşamayı seçmişti.
Rivayetler, büyük aşkların zamanla efsaneye dönüştüğünü söyler. Onun hikâyesi de dilden dile dolaştıkça gerçek ile söylence birbirine karıştı. Kimileri sevdiğini yıllarca beklediğini anlattı, kimileri
kavuşamamanın onu kırmızıya bağladığını söyledi. Hangisi doğruydu bilinmez. Ama kesin olan bir şey vardı: O kadın, Konya sokaklarında yürürken yalnızca bir insan değil, yarım kalmış bir sevdanın simgesi gibi görünürdü.
Belki de bu yüzden cenazesinde yalnızca onu tanıyanlar değil, onu hiç tanımadığı hâlde hikâyesine dokunmuş insanlar da vardı. Çünkü bazen bir insanın yaşamı, kendi ömrünü aşar; geriye yalnızca anlattığı sevda kalır. Kalabalık, belki de bir kadını değil, aşkın hâlâ bu topraklarda yaşayabildiğine olan inancı uğurluyordu.
Şairler, aşkın insanı hem büyüten hem eksilten bir duygu olduğunu söyler. Nazım Hikmet’in dizelerinde ayrılık, umudu tamamen öldürmez; Cemal Süreya’nın satırlarında ise sevda, insanın içinde yıllarca dinmeyen ince bir sızıya dönüşür. Kırmızılı Kadın’ın hikâyesi de işte bu iki duygunun arasında salınır. Ne tamamen kavuşmanın ne de bütünüyle vazgeçmenin hikâyesidir. O, bir ömrü tek bir renkle anlatabilecek kadar derin bir sevdanın hikâyesidir.
Belki bu yüzden Konya Ovası’nda gün batımı hâlâ biraz daha kırmızıdır. Rüzgâr başakların arasından geçerken, sanki o kadının sessiz adımlarını da taşır. Ve insan, ufka bakarken fark eder ki bazı aşklar unutulmaz olduğu için değil, yaşamın kendisine dönüştüğü için sonsuza kadar anlatılır.
Keşke ben de taniyabilseydim seni kalbimin kızıl renkli bacısı…
Türkan Doğan
20/07/2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir