Cum. Tem 31st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Ekmeleddin’le Başlayan, Altılı Masayla Derinleşen, Mutlak Butlanla Zirveye Ulaşan Siyasi Yanlış

⌈Kenan Küçük⌉

CHP’nin bugün yaşadığı krizi yalnızca “mutlak butlan” ve kurultay tartışmalarına indirgemek büyük bir eksiklik olur. Asıl sorgulanması gereken; Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığıyla başlayan, Altılı Masa süreciyle devam eden ve bugün mutlak butlan tartışmalarıyla zirveye ulaşan siyasi anlayıştır.

Yıllarca CHP’nin temel seçmen kitlesini oluşturan sosyal demokrat, laik ve sol taban dururken, siyasetin ağırlık merkezi sağ seçmene kaydırıldı. Sağdan oy alma hesabıyla partinin siyasal kimliği ve temel ilkeleri ikinci plana itildi; sağın ödünç oyları peşinde bir siyaset izlendi. Bu anlayışın ilk büyük kırılma noktası Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi oldu. Ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman ülkücü seçmene yönelik verdiği mesajlar ve Altılı Masa sürecinde izlenen siyaset de aynı çizginin devamı olarak görüldü.

Ancak geriye dönüp bakıldığında beklenen ölçüde sağ seçmen desteği sağlanamazken, CHP’nin yıllardır dayandığı sosyal demokrat ve sol tabanda önemli kırılmalar yaşandığı görülmektedir. Dolayısıyla asıl sorgulanması gereken, sağ oyları uğruna partinin siyasal kimliğinin ve sol tabanının neden ikinci plana itildiğidir.

Bu siyasi tercihlerin en büyük sorumluluğu ise hiç kuşkusuz, o dönemde CHP Genel Başkanı olan ve bugün mutlak butlan kararıyla yeniden CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’na aittir. Çünkü Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesinden Altılı Masa stratejisine, kendi cumhurbaşkanlığı adaylığından mutlak butlan sürecine kadar uzanan tüm kritik tercihler onun liderliği döneminde yapılmıştır. Bugün yaşananlar tesadüfi değil; yıllara yayılan bu siyasi anlayışın doğal sonucudur.

Kemal Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararını kabul etmesini kamuoyuna CHP’ye kayyum atanmasını önleme gerekçesiyle açıklasa da bugün gelinen noktada şu soru daha güçlü biçimde sorulmaktadır: Kayyum atanmasını önlemek amacıyla atıldığı belirtilen bu adım gerçekten CHP’yi korudu mu?

Mutlak butlan kararının kabul edilmemesi hâlinde parti tabanı ile yönetimin ortak bir irade etrafında daha güçlü biçimde kenetlenmesi mümkün olabilirdi. Böyle bir süreç, partiye dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı daha güçlü bir birlik görüntüsü sağlayabilir, parti içindeki görüş ayrılıklarının bugünkü kadar derinleşmesini önleyebilirdi.

Ancak tercih edilen yol bunun tam tersini doğurdu. Partiyi kayyumdan koruma gerekçesiyle kabul edildiği ifade edilen mutlak butlan kararı, siyasi açıdan partinin en büyük iç kırılmalarından birine dönüştü. Kayyum tartışmasının önüne geçildiği savunulurken, parti kendi içinde tarihinin en ağır ayrışmalarından birini yaşadı.

Bu ayrışma yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak kalmadı. Süreç, CHP’den ayrılan isimlerin Yeni Parti adıyla yeni bir siyasi oluşum kurmasına kadar ilerledi. Böylece yalnızca CHP bölünmedi; Türkiye’deki sol muhalefet de yeni bir parçalanma sürecine girdi. CHP’yi kayyumdan koruma amacıyla atıldığı belirtilen adımın, sonuçta partiyi bölerek yeni bir siyasi oluşumun ortaya çıkmasına ve muhalefetin zayıflamasına zemin hazırladığı yönündeki değerlendirmeler bu nedenle daha da güçlenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sonuçları öngöremediğini söylemek gerçekçi değildir. On üç yıl genel başkanlık yapmış, parti içindeki dengeleri en iyi bilen isimlerden biri olarak böyle bir kararın doğurabileceği siyasi sonuçları hesaplayabilecek tecrübeye sahipti. Buna rağmen tercih edilen yöntem, parti bütünlüğünü güçlendirmek yerine zayıflatan bir sürecin önünü açmıştır.

Bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu kadroları CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurma noktasına getiren neydi? Eğer parti içinde bu kadar ciddi görüş ayrılıkları ve kırılmalar vardıysa, bunlar neden kurultay öncesinde çözülemedi de sonrasına bırakıldı? Bu zamanlama, seçmenin zihninde haklı soru işaretleri oluşturmaktadır.

Daha da önemlisi, Kemal Kılıçdaroğlu parti içinde iddia edildiği kadar güçlü ve birleştirici bir lider olsaydı, bugün bu bölünme yaşanır mıydı? Yıllarca birlikte siyaset yaptığı ve partinin geleceği olarak kamuoyuna sunduğu isimlerin bugün yeni bir parti kurmuş olması, geçmişte izlenen yönetim anlayışının yeniden sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Siyasette liderlik yalnızca başarıları sahiplenmek değildir; yanlış stratejilerin, oluşturulan kadroların ve alınan siyasi kararların sorumluluğunu da üstlenmektir. Bugün yaşanan tablo yalnızca bugünün sorunu değil, yıllar boyunca biriken sorunlara çözüm üretilememesinin sonucudur.

Daha dikkat çekici olan ise, 13 yıl boyunca partinin genel başkanlığını yapan bir ismin, partinin bugün geldiği noktaya rağmen hâlâ genel başkanlık mücadelesi veriyor olmasıdır. Eğer koltuk mücadelesi uğruna partinin bölünmesi, hatta yeni bir partinin kurulması dahi göze alınabiliyorsa, burada önceliğin parti değil kişiler hâline geldiği açıktır. Oysa siyaset, kişilerin değil kurumların geleceğini ve bütünlüğünü koruma sorumluluğu taşır. Bu nedenle en sert şekilde eleştirilmesi gereken, partiyi bu noktaya taşıyan ve kişisel hesapları parti bütünlüğünün önüne koyan siyasi anlayıştır.

Sonuç olarak CHP’nin bugün yaşadığı kriz bir günde ortaya çıkmış değildir. Bu kriz; Ekmeleddin İhsanoğlu tercihiyle başlayan, Altılı Masa siyasetiyle derinleşen, partinin kendi siyasal kimliğini ikinci plana iten ve mutlak butlan kararıyla zirveye ulaşan siyasi tercihlerin bir sonucudur.

Son yaşanan “figüran” tartışması ise bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu gelişmeler, CHP içinde yeni bir genel başkanlık mücadelesinin başlayabileceğine ilişkin tartışmaları daha da artırmıştır. Çevresindeki isimlerin etkisiyle yeniden yanlış kararlar alınması hâlinde, bu kez hedefin yine Kemal Kılıçdaroğlu olacağı ve genel başkanlıktan uzaklaştırılmasına yönelik yeni girişimlerin başlayabileceği değerlendirilebilir. Böyle bir tablo, CHP’yi bir kez daha iç çekişmelerin ve liderlik mücadelesinin içine sürükleme riski taşımaktadır.

Asıl sorgulanması gereken kişilerden çok bu siyasi anlayıştır. Çünkü kişiler değişebilir; ancak yanlış siyaset anlayışı değişmediği sürece benzer krizlerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır. CHP’de yaşanan bölünmenin yalnızca partiye değil, Türkiye’deki muhalefete ve özellikle sol siyasete ağır bir bedel ödettiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

31.07.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir