Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ÜLKÜCÜ KATİL EVREN CUNTASI DÖNEMİNDE BERAAT ETTİRİLMİŞTİ

– Doğan Ozgüden –
Türkiye’nin yürekli hukukçularından Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz bundan 42 yıl önce, 24 Mart 1978’de, Kontrgerilla’nın maşası bir ülkücü cani tarafından Ankara’da katledilmişti.

Taşeron katil İbrahim Çiftçi önce idama mahkum edilmişse de, 12 Eylül darbesinden sonra Cunta’nın emrindeki Askeri Yargıtay tarafından beraat ettirilmişti. Dahası, iş hayatında hızla yükseldikten sonra 17 Haziran 1997’de yapılan MHP Kurultay’ında Genel Başkan adayı olmuştu.

Orhan Tüleylioğlu tarafından derlenerek 2007’de Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından yayınlanan “Neden Öldürüldüler?” dizisinin ilk kitabında Doğan Öz cinayeti üzerine verilen bilgileri aynen paylaşıyoruz:

Doğan Öz, savcılığa 1962 yılında Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde başladı. 1968 yılında Konya’da görevdeyken “Mücadele Birliği” adlı örgütün kapanmasına yol açacak dosyayı hazırladığı için gerici sağın tepkisini aldı.

1970 yılında Türk Hukuk Kurumu tarafından yılın hukukçusu seçilen Doğan Öz, aynı yıl idam cezalarının kaldırılması yönünde bir dilekçeye imza attığı için idari soruşturmaya uğradı.

Denizli’de savcı yardımcısıyken, Necmettin Erbakan’ın kardeşi Akgün Erbakan’la ilgili bir yolsuzluk soruşturmasını yaptı. Bunun üzerine tehditler aldı.

Ama o geri adım atmayı hiç aklından geçirmedi, İnebolu’da görevli olduğu 1973 yılında Devlet güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) kuruluş kanununa karşı adli teşkilatta imza kampanyası açtı. DGM’lerin doğal yargıya aykırı olduğunu savunuyor, hukukçuları da kendisiyle birlikte karşı çıkmaya çağırıyordu. Bu çağrısı o zaman fazla destek bulamadı.

1978 yılı geldiğinde imkânsızlığı son yirmi yıl içinde daha iyi anlaşılan bir dava için kolları sıvamıştı. Doğan Öz, çoğu kişinin adını anmaya korktuğu Kontrgerilla’yı soruşturmaya başlamıştı. O, karşısına çıkan olayları, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarla birlikte değerlendirmiş ve görevi gereği harekete geçmişti.

Ulaştığı bilgilen iki sayfalık bir raporda topladı. Hazırladığı raporun bir sureti öldürülmesinin ardından çekmecesinden çıktı. Sezen Öz, eşinin bu yüzden öldürüldüğünü düşünerek raporu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ulaştırmayı görev bildi.

Levent Özyörük’ün öldürülmesi ile ilgili olarak açılan dava ve bu davanın hazırlık soruşturması sırasında meydana gelen olaylar, kimileri için, Doğan Öz adına, “Bardağı taşıran son damla” olmuştu. Levent Özyörük’ün öldürülmesinden, Doğan Öz’ün öldürülmesine kadar geçen zaman içinde gerçekleşen olaylar zincirinin başlangıcı Site Öğrenci Yurdu’nun aranmasıydı.

19 Ocak günü Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinden Levent Özyörük öldürülmüştü. O gün nöbetçi savcı Doğan Öz, katillerin Site Öğrenci Yurduna kaçtığını öğreniyor ve bu yurdun aranmasına karar veriyordu. O günlerde ülkücü militanların karargâh olarak kullandıkları bilinen Site Yurdu’nun aranması bir savcı için kolay olmayacaktı.

Öz, Site Yurdu’na geldiğinde görevli polisler kendisi gelmeden önce yurdu aradıklarını ve bir şey bulamadıklarını söylediler. Savcı Öz, kendisi olmadan yapılan aramayı kabul etmeyeceğini bildirerek kendisinin de bizzat katıldığı ikinci bir arama yaptı, ilk aramada temiz çıkan öğrenci yurdunda yapılan bu ikinci aramada dolaplarda saklanmış bir tabanca ve bir bıçak bulundu.

Site Yurdu’nun aranması Milliyetçi Hareket Partilileri (MHP) ve ülkücü kesimi çok rahatsız etmişti. Olayın ertesi günü MHP Konya Milletvekili ihsan Kabadayı Meclis kürsüsünden Doğan Öz’ü suçlayan bir konuşma yaptı. Savcı Öz, 6 Mart 1978 günü, bu öğrencilerden 70’i hakkında, Levent Özyörük’ü öldürmek, yasalara aykırı toplantı düzenlemek ve yasal olmayan yürüyüş yapmak suçlarından dava açtı. Levent Özyörük davası Doğan Öz un açtığı son dava oldu.

24 Mart sabahı erken saatlerde Emniyet Sarayı’nı arayan bir kişi, Ankara Kızılırmak caddesinde iki kişinin dolaştığını, eğilip kalktıklarını, şüpheli hareketler yaptığını söylüyordu. Adı verilen cadde Doğan Öz’ün oturduğu caddeydi. Bu ihbar ciddiye alınmıyor, telefon eden kişiye, “Gocunduğunuz bir şey mi var?” deniyordu.

Bu telefon konuşmasının yapıldığı saatlerde, savcı Öz evinden çıktı, Anadol marka otomobiline bindi ve aracı çalıştırdı. Öz, motorun ısınmasını beklerken arabanın ön tarafında beliren kişiyi gördü. Elindeki tabancayı kendisine doğrultmuş olan kişi üst üste 6 el ateş etti.

Doğan Öz’ü vuran kişi olay yerinden koşarak kaçmayı başarmıştı ama geride pek çok tanık bırakmıştı. Olay yerine gelen ve araştırmaya başlayan polis tam tamına 18 tanık saptadı. Özellikle sokaktaki apartmanlardan birinin kapıcısı olan Hayati Erdoğan, silah sesleri üzerine kapının önüne fırlamış ve tam o sırada kaçmakta olan katille neredeyse burun buruna gelmişti. Tanık Erdoğan, katili aynen tarif edecekti.

Doğan Öz’ün öldürülmesi tüm yurtta ve özellikle başkent Ankara’da büyük tepkiyle karşılandı, yapılan tüm açıklamalarda cinayet kınanırken, özellikle MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ve grup başkan vekili ihsan Kabadayı suçlandı.

Doğan Öz soruşturmasıyla ilgili olarak ilk önemli gelişme, cinayetten yaklaşık bir ay sonra meydana geldi. Emniyette çalışan iki uzman önemli bir gerçeği ortaya çıkardılar; 5 Ocak günü Demirlibahçe’de Muzaffer Üstünel adındaki gencin öldürülmesinde kullanılan tabanca, Doğan Öz’ün öldürülmesinde kullanılan tabancaydı. Muzaffer Üstünel’i öldürenlerin ülkücüler olduğu biliniyordu. Doğan Öz soruşturmasını yürütenlerin artık katilleri nerede arayacakları kesin olarak ortaya çıkmıştı.

Tüm bu verilere karşın Öz’ün katilleri yine de bir türlü bulunamıyordu. Aradan aylar geçti. Ekim ayına gelindiğinde yeni bir katliam yaşandı. Daha sonra kamuoyuna “Bahçellevler Katliamı” olarak adlandırılacak yedi Türkiye İşçi Partili (TİP) gencin öldürülmesi, polisin ülkücülerin karargâh olarak kullandıkları yerleri daha yoğun izlemesine neden oldu.

Katıldığı çeşitli eylemlerle göze batan İbrahim Çiftçi, bir genç kızın yolunu kesip tehdit edince gözaltına alındı. Sorgulaması sırasında polislerden biri, Çiftçi’nin savcı Öz’ün katilinin tarifine çok benzediğini fark etti.

İbrahim Çiftçi, tanık Hayati Erdoğan’la yüzleştirildikten sonra inkârdan vazgeçip “Öz’ü öldürdüm” diyecekti. Dava dosyasına giren ifadesi şöyleydi: “Sava Yardımcısı Doğan Öz’ü, … eski Ankara Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Hüseyin Demirel ve halen Muzaffer Üstünel adlı şahsı öldürmek suçundan hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi bulunan Hüseyin Kocabaş adlı şahsın verdikleri talimat üzerine öldürdüm. Suçta kullandığım tabancayı Hüseyin Demirel verdi. Kullandıktan bir gün sonra tekrar aynı şahıs tabancayı benden geri aldı. Bu şahıslar bana Doğan Öz’ün Site Yurdunu arattığını ve ayrıca Ülkü 0caklannı kapattırmak için çalıştığını ve Ülkü Ocakları için tahkikat açtığını söylediler. Bu nedenle savcının öldürülmesi için bana talimat verdiler… Hüseyin tarafından bana verilen tabanca 14’ü idi. Hatırladığıma göre 6 el ateş etmiştim.”

Cinayet silahının Hüseyin Kocabaş’ın da içinde bulunduğu bir grup tarafından Zafer Üstünel adındaki öğrencinin öldürülmesinde de kullanıldığı, Kocabaş’ın bu cinayetten hüküm giydiği anlaşıldı. Çiftçi, Kocabaş ve cinayet silahı arasındaki ayrılmaz bağ mahkeme ilamıyla doğrulanmıştı.

Dava Ankara Savcılığınca 26 Aralık 1978’de Ağır Ceza Mahkemesine, “tasarlayarak adam öldürmek’ten açıldı. 12 Eylülde sıkıyönetimin ilanı üzerine bu mahkeme tarafından “görevsizlik kararı”yla Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderilmişti. Mahkemeye, sanıklardan sadece ikisi çıkarıldı. Katliam kararına katılan, tabancayı sağlayan ve cinayet yerinde bulunan Hüseyin Demirel ise hiç yakalanmadı.

Ancak davada yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. 1 No’lu Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, hepsi de bir üst mahkemede bozulan dört idam hükmü vermişti, ilk bozma gerekçesinde, “Çok kültürlü bir ODTÜ öğretim üyesi sanığı teşhis edemezken bir kapıcı nasıl teşhis ediyor” denilmişti. (Teşhis edemeyen tanık, sanıkla yüzleştirilmeden önce evinin önünde bomba patlatılan Doçent Ziya Aktaş’tı. Kendisi daha sonraki yıllarda karşımıza Demokratik Sol Parti -DSP- hükümeti Enerji Bakanı olarak çıkacaktı.)

Bir sonraki bozma kararının gerekçesi, ifadeyi alan savcı yardımcılarının mahkeme huzurunda dinlenmeyişiydi.

Doğan Öz’ün tetikçilerinin aleyhinde açılan dava inanılmaz bir seyir izliyordu. Sıkıyönetim Mahkemesi son kararında İbrahim Çiftçi için dördüncü kez idam, Hüseyin Kocabaş için de 12 yıl ağır hapis cezası verdi. Ancak o güne dek sürekli idam isteminde bulunan Başsavcılık, onama kararına olay yerinde bütün tanıkların hazır bulundurularak yeniden keşif yapılmasını istedi.

Şeklen yapılan itirazı incelemesi gereken Askeri Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu konuda değil, esas hakkında dosyayı bozdu, İbrahim Çiftçi’nin beraati gerektiğine karar verip, tahliye ettirdi. Dosya 1 Nolu Ankara Askeri Mahkemesine döndü. Mahkeme üst mahkemenin verdiği beraat kararına uydu. Beraat kararı gerekçesinde, “Sanık İbrahim Çiftçinin maktul Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüş, ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararı mahkememizi bağlayıcı nitelikte bulunduğundan sanık İbrahim Çiftçi hakkındaki 7/8’lik oyçokluğuna dayanan bozma ilamına uyularak sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi’nin beraatına karar verilmiştir” denildi.

Tahliye kararı hem Öz ailesi hem de Çiftçi için inanılmazdı! Çiftçi kendisine “tahliye oldun” dediklerinde, “hayır” demişti, “Beni öldüreceksiniz. Çıkmıyorum.”

Sezen Öz, ne oldu da dava beraatla sonuçlandı diye dosyaya bakmaya gittiğinde, zamanın Başbakanı Bülent Ulusu’ya yazılmış bir dilekçeyle karşılaşacaktı. Bu dilekçede, avukatları, müvekkillerinin Milli Savunma Bakanlığı’ nda bir dosyası bulunduğundan söz etmekteydiler. Tevsii tahkikat talebinde bulunuldu, sözü edilen dosyanın getirilmesi istendi, ama talep reddedildi.

Davayı başından sonuna izleyen Avukat Veli Devecioğlu, Askeri Yargıtay Başsavcılığı’na verdiği dilekçede şunu vurguluyordu: “Bu dava böyle biterse adalet onulmaz bir yara alacaktır. Sesimiz, adalet arayan mağdurların çığlığıdır. Bu haksızlığı her yerde haykıracağız. Katilleri bırakıp aydın ve kitap kovalayan devlete, Doğan’ın katili Çiftçi değilse, kim olduğunu, neden yakalanmadığını bıkmadan usanmadan soracağız.”

İbrahim Çiftçi Mamak Askeri Hapishanesi’nden çıkar çıkmaz İLKSAN’a müdür tayin edildi. Çiftçi daha sonra, devletten ihaleler alan bir işadamı oldu. MHP Genel idare Kurulu üyeliği yaptı, iş ortağının şüpheli bir biçimde öldürülmesinin ardından gözaltına alındı.

1996 yılında, Milliyet gazetesinde yayımlanan bir röportajda “Bizi kullanıp dışladılar” diyen İbrahim Çiftçi, aynı röportajda şunları ekliyordu: ” 12 Eylül öncesinde ülkücüler silahlı eylemlere itildiler, eylemlere taraf yapıldılar. Bu talan sisteminin, bu vurguncu, hayali ihracatçı devlet düzeninin ideallerimizden devlet düzeniyle bir ilgisi olmadığını 12 Eylül’de gördük. Devlet 12 Eylül öncesi örtülü harp dediğimiz dönemlerden geçerek bugüne gelmişse ülkücülere açıkça teşekkür edilmesi gerekirken kendisini yıkmak isteyen güçlerle aynı kefeye konuldu. Tabii ki kırgınız.. .”

İbrahim Çiftçi, 17 Haziran 1997’de yapılan MHP Kurultay’ında Genel Başkan adayı oldu. Devlet dairelerine akaryakıt satan şirketler kuran Çiftçi, şimdi ihalelere giren bir işadamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir