Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINLARIN YAŞAM GÜVENCESİDİR! KADINLAR YAŞAM GÜVENCELERİNDEN VE YASAL HAKLARINDAN VAZGEÇMEYECEKLER!

Kökü insanlık tarihinin başlarına kadar uzanan ve her türlü tahakkümcü, baskıcı, otoriter, sömürücü, ötekileştirici kalıplaşmış önyargılardan ve dogmalardan beslenen siyasal ve toplumsal düzenin kaynağında bulunan ataerkil gerici zihniyet kadınlar için hayatı bir cehennem haline getirmektedir. Erkek egemen ataerkil düzen tarafından sistemli bir şekilde, çeşitli yazılı-yazısız kural ve kuramlarla, örf ve geleneklerle ayrımcılığa uğrayan, yok sayılan kadınlar şiddetin ve sömürünün pençesinde haklarını korumak için büyük mücadeleler veriyorlar.
Ülkemiz her gün en az bir kadın cinayeti haberine uyanmaktadır. Kadınlara dönük şiddet, taciz ve tecavüz vakaları çok büyük boyutlara ulaştı. Birçok kadın yoğun bir ev içi şiddete maruz kalmakta, yasaların uygulanmaması ve koruyucu destek mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle de şiddetten kendilerini koruyamamaktadırlar. Ve yine birçok kadın bu yüzden göz göre göre erkekler tarafından katledilmektedirler. Kadınlar yaşamın her alanında ayrımcı ve ötekileştirici politikalara maruz kalmaktadırlar. Kadınlara dönük toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet, siyasal iktidar ve bu siyasal iktidarın etrafında kümelenen erkek egemen ideolojiden beslenen gerici güruhlar ve tarikatlar tarafından desteklenmektedir.
Siyasal iktidarın ve yandaşlarının kadın düşmanı beyanları halen kulağımızdadırlar. Bu kesimler nerdeyse her gün kadınlara dönük nefretlerini kusmaktadırlar. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük en ufak bir adım bile bu gerici güruhu çileden çıkarmaya yetmektedir. Bu söylemlerden cesaret alanlar kadınlara şiddet uygulamakta ve onları katletmektedir. Yargı kadına dönük şiddet karşısında yasaları tam olarak uygulamaktan imtina etmekte, kadın katillerine çeşitli bahanelerle büyük ceza indirimleri uygulamaktadır. İşine geldiğinde birkaç kişilik eylemlere bile binlerce polis yığan, muhaliflere nefes aldırmayan, her fırsatta onlara ağır cezalar veren siyasal iktidar ve yargı; söz konusu olan kadınları katledenler olunca onlara pek bir hoşgörülü ve anlayışlı yaklaşmaktadırlar. Defalarca tehdit edildiklerinden dolayı korunma talep eden birçok kadın, gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle göz göre göre katledilmişlerdir. İş yerinde ve okulunda sistematik olarak tacize maruz kalan kadınların çoğu koruyucu ve destekleyici mekanizmaların yokluğu nedeniyle susmak zorunda kalmakta, susmayanlar ise suçlu ilan edilip saldırıya uğramakta ve mağdur edilmektedirler.
Bütün bunlar kadınlara dönük şiddeti, ayrımcılığı sürekli teşvik eden ve büyüten lanetli bir döngü yaratmaktadır. Bu lanetli döngünün dişleri arasında kadınların hayatı kayıp gitmektedir. Bu döngü kadın cinayetlerinin politik kaynaklarını bize göstermektedir. Siyasal iktidar kadın cinayetlerini bireysel ve münferit vakalar olarak göstermeye çalışmaktadır. Ama bunun doğru olmadığı, kadına dönük şiddetin ataerkil gerici zihniyetin toplumsal ve siyasal alandaki belirleyiciliğinden kaynaklı olduğu açık bir gerçektir. Bu yüzden “kadın cinayetleri politiktir” diyoruz.
Ayrıca 4+4+4 gibi eğitim alanındaki gerici uygulamaların yanısıra getirilen birtakım yasal düzenlemelerle çocuk yaşta evliliklerin önü açılmıştır. Çocuk istismarları görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. Evlilik bahanesiyle çocuk istismarcıları ve tecavüzcüler aklanarak affedilmişlerdir. Çocuk istismarlarıyla sürekli gündeme gelen vakıf adını kullanan tarikatlarla Milli Eğitim Bakanlığı düzenli olarak protokoller imzalamış ve çocuklarımızı bu tarikatlara teslim etmiştir.
Durum bu iken siyasal iktidar kadınların yaşam güvencelerini sağlayacak yasal tedbirleri uygulayacağı yerde uluslararası hukukta kadınların en önemli yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’ni hedef almaktadır. İstanbul Sözleşmesi 2014’ten beri yürürlükte olan ve kadınlara dönük şiddetin kaynağının toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile kadınlara dönük ayrımcı politikalar olduğunu vurgulayan ilk uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşme kadınlara dönük şiddetle mücadelede bir yaptırım gücü olup bağımsız bir izleme mekanizmasının varlığını içeren ilk sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi aynı zamanda kadınlara dönük şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesi için ayrıntılı ve detaylı bir yol haritası çizen en kapsamlı ve güncel uluslararası araçtır. Bu sözleşme temel olarak kadınları her türlü şiddete karşı korumayı, kadına karşı şiddeti ve ev içi şiddeti önlemeyi amaçlamaktadır. Sözleşme ayrıca çocuk istismarına karşı mücadelede de önemli bağlayıcı hükümlere yer vermektedir. Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olma özelliğini taşıyan İstanbul Sözleşmesi psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz ve taciz dahil cinsel şiddet olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini kapsıyor.
İstanbul Sözleşmesi Türkiye dahil 40’ın üzerinde devlet tarafından imzalanmış bir uluslararası sözleşmedir. Sözleşme taraf devletlere 4 temel yükümlülük getirir. Bunlar şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, faillere yönelik etkili soruşturma, kovuşturma yürütülmesi ve kadına yönelik şiddeti engellemeye dönük politikalar izlenmesidir. Bunların sağlanması için taraf devletler gerekli yasal ve diğer tedbirleri almakla yükümlüdür.
Ancak kadınların uzun yıllara yayılan mücadeleler sonucu, büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri yasal kazanımlar ve güvenceler erkek egemen ideolojiyi esas alan siyasal iktidar ve yandaş gerici güruhlar tarafından yalan yanlış, çarpıtılmış bilgilerle hedef alınmaktadır. Zaten İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği yükümlülükler siyasal iktidar tarafından uygulanmadığı için kadınlar göz göre göre katlediliyorlar. Bundan dolayı kadınlar yaşamın her alanında şiddetle, tacizle, tecavüzle, mobbingle ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyorlar.
Gerekli tedbirler alınmadığı gibi yasal anlamda kadınlar için çok önemli bir güvence olan İstanbul Sözleşmesinin kaldırılması kadınların yaşam güvencelerini ortadan kaldırıp, kadınlara dönük şiddeti teşvik edecek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirecektir. Siyasal iktidar bu sözleşmeyi kaldırmaya çalışmak yerine hakkını vererek uygulasaydı bugün katledilen birçok kadın halen yaşıyor olacaktı.
İstanbul Sözleşmesinin siyasal iktidar ve yandaş gerici çevrelerce hedef alınmasının asıl nedeni sözleşmenin toplumsal cinsiyet eşitliğini esas almasıdır. Bu ise gerici çevrelerin binlerce yıla yayılan toplumsal ve siyasal dayanaklarının çökmesine neden olacaktır. Gerici güruhlar bu yüzden kadınların kamusal yaşamda görünür ve söz sahibi olmalarından oldukça rahatsızlar… Onların amacı kadınların yasal haklarına ve güvencelerine saldırarak onları kamusal yaşamdan dışlamak ve eve hapsetmektir. Ev içi şiddet ve sistematik ayrımcı politikalarla da kadınları itaatkar ve deyim yerindeyse köle haline getirip karanlık düzenlerinin devamını amaçlıyorlar. Ancak bunu başarmaları mümkün değildir. Kendilerince geçici kazanımlar elde etseler de tarihin çarkını geriye döndürmeyi başaramayacaklar. Kadın mücadelesi bu karanlığın kalıcı olmasına izin vermeyecektir.
Aileyi koruma bahanesiyle İstanbul sözleşmesine saldıranlar ailelerinin parçalanmasının asıl sebebinin şiddet olduğunu çok iyi bilmelidirler. Ailelerin parçalanmalarının asıl failleri şiddeti önlemek için oluşturulan yasaların ve sözleşmelerin gereğini yerine getirmeyenlerdir. Kaldı ki hiçbir gerekçeyle kadınların yaşam güvenceleri ve hakları askıya alınamaz. Ayrıca hiçbir yurttaş da cinsiyet yöneliminden kaynaklı olarak temel haklarından ve yasal güvenceden men edilemez. Bu anayasanın en temel hükümlerine ve uluslararası hukuka aykırıdır. Yasalar cinsiyeti, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun ayrımsız bütün yurttaşların güvence altında olduklarını ifade etmektedir. Uygulamada da bunun gereği yapılmak zorundadır.
Siyasal iktidarı bir kez daha yanlıştan dönmeye, kadınların yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesinden çekilme girişiminden vazgeçmeye davet ediyoruz. Yapılması gereken kaldırmak bir yana sözleşmenin tam olarak uygulanmasıdır. Bu yapılmadığı ve yanlıştan dönülmediği takdirde kadınlar yaşam güvencelerinden, yasal haklarından, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerdir. Bütün kadınları şiddete ve ayrımcılığa karşı kadın mücadelesini alanlarda ve meydanlarda büyütmeye davet ediyoruz.
PSAKD Genel Merkezi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir