Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

HAYDAR KÜPELİ’NİN YAŞAMI VE MÜCADELESİ ÜZERİNE…

Yurtseverler Birliği örgütlenmesinde Berlin’de önemli çalışmaları gerçekleştiren bu örgütlenmenin dagılmasından sonra Berlin’de kurulan Anadolu Alevi Kültür Merkezi bünyesinde yönetici olarak önemli görevlerde bulunmuş Haydar Küpeli canımızın, emektarımızın bugün Hakka yürüdüğünün acı haberini aldım. Kendisi ile Yol TV’de gerçekleştirdiğim Alevi örgütlenmesine emek vermiş kurucularımızı, emektarlarımızı tanıttığımız ‘Değerlerimiz’ programı çekimleri için sevgili yoldaşım kameraman Hasan Subaşı ile evine misafir olduk saatlerce kendi agzından o dönem ki yurtseverler Birliği daha sonra gerçekleşen Alevi örgütlenmesi hakkında uzun uzun konuştuk. Anlattığı önemli konuları, yaşanmışlıkları Yol TV ekranlarından izleyicilerimize izlettirmenin mutlulugunu yaşadık, aynı zamanda bu röportajı Alevilerin Sesi dergisinde yayınladık.

Ulu çınarlarımızı, emektarlarımızı birer birer kaybetmenin acısı yüreğimize oturmakta. Onların verdiği emekler, sahiplenme duygusu ile bugün gurur duyduğumuz Alevi örgütlenmesi yaratıldı. Hepinizin emeklerinize yüreklerinize saglık.

Sevgili Haydar abi seni tanımaktan, uzun uzun muhabbet ederek verdiğiniz mücadeleye şahit olmaktan gurur duydum. Devrin daim olsun ışıklar içinde uyu…

Haydar Küpeli ile 2016 yılında Berlin’de evinde gerçekleştirdiğimiz röportajı bir kez daha paylaşmak istiyorum…

Haydar Küpeli: Ulularımıza verdiğimiz sözü yerine getirmek için mücadeleye girdim.

Maraş’ın Göksun ilçesinde dünyaya geldim. Babam tarlada ekin biçen toprakla uğraşan fakir bir insandı. Göksun’da okuyup memur çıkan ilk insan benim. Hatta halamın oğlu bizden de bir öğretmen çıktı diye koyun kesti. Ben dağlık bir bölge olan Maraş’ın Andırın kazasında öğretmenlik yaptım. Hatta derler ki, ”Kazaran kaza olmuş Andırın kazası. Davar gütmeden gelir meclisin azası” diye de bizim o yörelerde bir tekerleme söylenir. Ben çok zor şartlarda öğretmenlik yaptım. Hakkımızda müfettiş incelemeleri raporları hazırlandı, hatta Kavaş diye köyde öğretmenlik yapıyordum kaldığım pansiyona bir geldim ki Mahzuni’nin plakları kırılmış, kitaplarım yakılmış, eşyalarım yerlerde jandarma komutanı, Vali yardımcısı, ilköğretim müdürü arama yapıyor. Tabii bizim öğretmenlik yaptığımız kazada Töb Der teşkilatını kurmam dolayısıyla faşistler tarafından mimlenerek, cezalandırılacaklar listesinin başında yer alıyordum. Türkiye’de öğretmen olarak TÖB DER içerisinde çok çalışmam oldu ve oradaki adım Kızılbaş Haydar idi.

Maraş olayları sırasında ben Türkiye’deydim ama olayları yaşamadım. Aslında Maraş katliamının öncesi de var. Orada yaşayan insanlara baskı yapmak, göçe zorlamak için her türlü çabanın içerisindeydiler. Örneğin Pol Der polis örgütlenmesinin karşısında Pol Bir denilen sağcı polis teşkilatını kurarak baskıları onlar üzerinde devam ettirmeye başladılar.

Aralık 1978 tarihinde öğretmenlikten istifa ederek Almanya’ya geldim. O dönem bu olaylardan dolayı mahkemece yargılanıyordum ve 20 yıl hapis cezası isteniyordu. Hanımım benden dört sene önce Almanya’ya geldiğinden işçi ailesi olarak geldim. Almanya’ya gelince Berlin’de yer alan tüm sol örgütler içerisine gittim ama en sonunda Halkçı Devrimciler Birliğine üye oldum. Bir gün Mustafa Timisi gelince beni dernekten çağırdılar. Mustafa Timisi’nin yeğeninin evinde Süleyman Cem, İsmail Elçioğlu, Ali Asker Aslan ve o dönem bu kuruluşun kurucuları arasında yer alan bir kaç arkadaş daha vardı. Toplantıda geniş olarak konuşulduktan sonra bana bu işi yapmam için görev verildi. Yani Berlin’de bir örgütlenmeye gideceğiz sorumlusu sensin dediler.

Biz burada daha tüzellik kazanmamıştık Hamm şehrinde bir toplantı oldu biz on, on beş kişi gittik. Toplantıya diğer şehirlerden de gelenler olmuştu bir federasyon oluşturmak gayesiyle. 1980-1981 yılına kadar Birlik Partisi’nin yan örgütlenmesi olarak çalıştık, sayımız 20-25 derneğe kadar çıktı. Yurtseverler Birliği Federasyon Başkanlığına Süleyman Cem getirildi. 1979 yılında Maraş olaylarını protesto yürüyüşlerinin ilki Berlin’de olmak üzere Almanya’nın birçok şehrinde gerçekleştirdik.

O dönemde adımız Türkiyeli Yurtseverler Birliği idi, birçok insan gelip derneğimize üye oldu ve sayımız 900’ü aştı. Bu arada Alevilerden derneklerimize gelen aktif insanları yönetime seçtik. Bunlardan birisi de Haydar Celasun idi. Hatalarıyla beraber katkıları da olmadı değil. Kerbela isminde bir tiyatro oyunu yazmıştı, rejisini de hanımı yapıyordu. Yurtseverler Birliği Berlin örgütlenmesi içerisinde yer alanların rol aldığı tiyatro gösterimi başta Berlin olmak üzere birçok şehirde gösterildi. Ben bu oyunu eleştirdiğim için 10-15 kişiden oluşan bu grup beni halk düşmanı ilan ettiler.

Berlin Alevi Toplumu, Yurtseverler Birliğinin devamı olarak mücadelesini devam ettirdi

Yurtseverler Birliği Berlin’de kendini fesih etmedi 1986 yılında Anadolu Alevi Kültür Merkezi örgütlenmesi adı altında çalışmalarına devam etti. Bu ismi de Haydar Celasun koydu. Bu dağılma esnasında Hamm, Münih, Hamburg, Münih, Hannover gibi beş altı dernek bizim gibi isim değiştirerek mücadelelerine devam ettiğini biliyorum. Yurtseverler Birliği Federasyonu Kopiserdam’da bir fabrika yerini buldu ve biz beş on arkadaş yağ, pislik içerisinde olan yeri onardık, temizledik, kum, çimento ve diğer malzemeleri taşıyarak dernek yeri haline getirdik. Feramuz Çimen, Maraşlı Mustafa Mor, Veli Turhan ve diğer emek veren arkadaşlara sizlerin vasıtasıyla bir kez daha teşekkür ediyorum. Ben 1979 yılında geçici yönetim kurulu başkanlığı, 1981 yılında da başkanlık yaptım. O dönemde bildiri yazacak güçlü kadromuz yoktu ve bütün yazışmalar benim kalemimden çıkıyordu. Haydar Celasun geldikten sonra Ali Askerle beraber yazışmaları kendi düşüncelerine göre yazıyorlardı ben düzeltmelerini yapıyordum.

Haydar Celasun 1990’lı yıllarda Serxebun dergisini çıkartanlarla beraber çalışmaya başladı. Avrupa’da kurulan Kürt parlamentosunun üyelerinden birisi de Haydar Celasun idi. Hatta Kerbela'ya gidip Hz. Hüseyin türbesinde bizleri şikayet etti. (Zülfükar dergisinde bu yazılar var). Bizim örgütlenmemizde çok iyi bir yeri vardı, herkesi kendisini seviyordu.

Demokratik Yurtseverler Birliği Federasyonu dağılınca Süleyman Cem, Türkiye’ye gitti. Ahmet Kömürcü diye Augsburg'ta kalan bir yeğeni vardı, Alevi dedesi diye kendini lanse etmişti bizlerde birkaç sefer buraya getirmiştik. Yurtseverler Birliği Federasyonu kapanınca arkasında Alevi Cemaatler Federasyonu kuruldu, bunun kuruluşunun başında yer alanlardan bazıları da Derviş Tur, Ahmet Aydemir, Sabit Yıldız gibi arkadaşlardı. Her yere, herkese haber göndermişlerdi ve biz buradan toplantıya beş altı arkadaş gittik. Bu dönemde Berlin örgütlenmemiz faaliyetlerine devam etmekte idi, fakat üye sayımız 25-30 kişiye kadar düşmüştü.

Biz ACF çalışmalarını tasvip etmiyorduk, her konuya islami kılıf geçirerek kendilerini anlatmaları bizleri rahatsız etti.

Buradan Alevi Cemaatler Federasyonu (ACF) birinci genel kuruluna geçersek Muharrem Naci Orhan isminde bir dede getirmişlerdi o divan başkanıydı ben ise sekreterlik görevine getirilmiştim. Biz ACF çalışmalarını tasvip etmiyorduk üye de olmadık. Çünkü tutumlarını beğenmiyorduk sebebi de din, Allah, kuran gibi şeriatçıların sofrasına su taşır gibi davranıyorlardı. Kendisini Baba Mansur ocağının dedesi olarak tanıtan Derviş Tur çıkarttıkları Mürşit dergisinde Almanya’da ilk camiyi ben açtım diye yazı yazdı yayınlandı. Anadolu’da Celali İsyanlarının çıkmasınınnedenini bir papaza yükledi. Güya papaz Hırıstiyanlıktan müslümanlığa geçmiş, şeyhülislam olmuş onun verdiği fetvalarla Aleviler kırılmış. Tabii bu anlayışla Osmanlıyı, Ebu Suudu, Hamza gibi Alevi katliamları veren şeyhülislamları temizledi.

Bu konuda en büyük kanıt Mürşit dergisinde yayınlanan yazılardır. Bu konuda kendisi ile birebir konuştuk ve kendisi de inkar etmedi. Birinci ACF genel kuruluna 20’nin üzerinde dernek katılmıştı. Gerçek İlim Dergisini çıkartanlar muhaliftiler. Sonradan gelip katıldılar ama bizim gibi onlarda üye olmadılar. Biz Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu kurulduktan sonra üye olduk. Genel kurulda fikirsel tartışmalar oldu. Derviş Tur birkaç sefer Berlin’e de geldi konuşmalar yaptı. Kendisi faaldi bir şeyler yapmak istiyordu büyük emekleri olduğuna inanıyorduk fakat bize göre yanlış bir yol izliyordu. Kendisiyle Alevi kültürü, inancı, yolu konusunda bağdaşamadığımız yönleri vardı ve her şeye islami bir kılıf geçirmeye çalışıyordu. Biz Berlin’e geldiğinde Aleviliği islami olarak anlatamayacağını kendisine belirttik.

Alevi derneklerinde verdiğim 40’ın üzerinde konferanslarım oldu.

1993 Sivas katliamı olduğunda ben dernek başkanıydım. Biz her ne kadar ACF üye olmasak ta benim o dönemde Almanya’nın batı kesiminde 40’ın üzerinde verdiğim konferanslarım var. Belirli bir birikimimim vardı çağırıyorlardı o birikimi katılımcılara anlatıyordum. Bu arada Sabit Yıldız, Halis Tosun, İsmail Elçioğlu, Ahmet Aydemir ve burada adını hatırlayamadığım onlarca emektarımızın emeklerini inkar edemeyiz. Avrupa’da Alevilikle ilgili verilen çalışmalar örgütlü bir yapıya dönüşünce daha da büyümeye başladı. Tabii burada bazı sıkıntıları da yaşamadık değil örneğin; Musahiplik konusunda bir şey anlatılmak istendiğinde hemen dışarıdan bir insan aranıyordu. Nejat Birdoğan mesela defalarca geldi kitap yazdı Hamburg Derneği, Anadolu’nun Gizli Tarihi adıyla bastırdı ve yoğun talep de gördü.

Benim araştırmalarıma göre bugün Alevilikle ilgili yazılmış 300’ün üzerinde kitap var. Burada şu an adı Berlin Alevi Toplumu olan derneğimizden de bahsetmek istiyorum. Yurtseverler Birliği dağılınca en büyük darbelerden birini de biz yedik ve büyük oranda üye kaybını yaşadık. İlk genel kurulumuzu 70-75 üye ile yaptık. Redinge taşındık orada Hüseyin Doğan isminde bir üyemiz vardı onun düğün salonunun üst kısmında boş bir yer vardı kedisine rica ettik orayı aldık onardık ve tekrar toplanmaya başladık. 1993 Sivas katliamı sonrası üye sayımız, çalışmalarımız hızla arttı eskiden Katolik kilisesine ait olan binayı satın alarak tamiratını yapıp cemevi olarak kullanmaya başladık. Bir inanç merkezine ait olan binayı satın alarak sadece iç kısmını değiştirerek cemevi olarak kullanmaya başladık. Bununla beraber akademisyen, milletvekili hatta Alman olan kişiler gelerek derneğimize üye oldular.

Bu arada Offener Kanal isminde Berlin’e yönelik yayın yapan bir televizyon kanalı kurduk bu konuda en büyük desteği Halit Büyükgöl ismindeki arkadaş verdi bu televizyonda beş altı programa konuk oldum. Rahmetli Hıdır Ali Bingöl, Veli Turhan bunlar hep emektar arkadaşlardır. Doktor Yüksel Özdemir’in gelmesiyle aramızda ilk defa bir doktor arkadaş gelmiş oldu dernek başkanlığına seçtik kendisini. Hatta kendisi federasyon yönetimlerine seçildi. Hıdır Ali Bingöl federasyon yönetimine seçildi, Alevilerin Sesi Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı, Halit Büyükgöl yönetime seçildi. Çoğu dönemler Berlin derneğimizi temsilen arkadaşlarımız federasyon yönetimlerine seçildiler.

Berlin Alevi Toplumunda emektarlarımız olarak Mustafa Taş, Feramuz Çimen, Ahmet Doğan, Mustafa Mor, Hanife Erdoğan ve isimlerini sayamayacağım onlarca canımız Berlin’de başlatılan mücadelenin bayraktarlığını, emektarlığını yaptılar. Bir kısmı bugün hakka yürüdüler onların mücadele ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Yurtseverler Birliği döneminde ışıkla adam arıyorduk ki getirip dernekte çalışmalar yapsın diye. Eli kalem ağzı laf yapan insanlar arıyorduk o zamanlar. Şimdi ise her branştan bilgili insanlara sahibiz. Şunu iddia edebilirim ki Berlin örgütlenmesi federasyona katıldıktan sonra daha da güçlendi. Mesela 12 sayı devam eden Al Gül isminde dergi çıkarttık. Berlin örgütü bence Avrupa’da en kadrolu örgüttür.

Yerimizi  almayla beraber Alevilik Dersleri hakkına da kavuşarak bu dersleri vermeye başladık. Bu konuda Berlin derneğimiz bir ilki başlattı. Kazanımlarımıza baktığımızda özlemini duyduğumuz hiçbir eksikliğimiz yoktur diyebiliriz.

Geçmişten günümüze bir yolculuğa çıkarak AABF'nin kazanımlarını da göz önünde bulundurarak değerlendirme yaptığımızda; Bence en büyük eksikliklerimizden birisi de örneğin geçenlerde Hasan Harmancı, Enel Hak konusunu anlattı. Biz bu gibi konuları üyeler kendi aramızda oturup konuşmuyoruz ve bu konuda yeterli donanıma sahip olmadığımızdan bazı konuları dile getiremiyoruz. Panelistler gittikten sonra da anlatılanları değerlendirmiyoruz. Bu sadece Berlin derneğine özgü değil bir bütün olarak tüm Alevi derneklerimizde var olan eksikliktir diye düşünüyorum.

Kazanımlar konusuna baktığımız da öyle bir yere geldik ki özlemini duyduğumuz hiçbir eksikliğimiz yok diyebileceğimiz noktadayız. Kurulduğumuzdan bu yana hiç küçülmedik, büyüdük, büyümeye de devam ediyoruz.

Bizler bu hareket kurulduğundan bu zamana kadar belli emekleri verdik. İçlerimizde öyle birikimli arkadaşlarımız var ki örneğin kendimden bahsedersem her konuda belirli konferansları verecek düzeyde olduğumu iddia edebilirim. Yeter ki bana davetiye gelsin özellikle Alevi inancı, tarihi, kültürü konularında sürekli okuyan, araştırmalar yapan birisiyim. Bu kadar tecrübeye, birikime rağmen yeterli olarak onure edilemiyoruz. Kendi insanlarımızı onure edemiyoruz. Dışarıdan getirilen bazı insanların anlattıklarına baktığımızda inanın ki yetersiz görüyorum. Derneklerimiz bu tür emektar insanlarımızı çağırıp muhabbet toplantıları yapmalarını ben doğru buluyorum. Ben bu mücadeleyi birileri beni onure etsin, madalya versin, göklere çıkartsın diye vermedim. Şah Hüseyin’e, Bedrettin’e, Pir Sultan’a verilmiş bir sözüm var o sözümü yerine getirmek için mücadelenin içerisine girdim.

Yarın bu gerici güruh belki Hacı Bektaş’a saldıracaklar. Maraş, Sivas katliamını yapanlar yobaz ve milliyetçi unsurlardan oluşan sicilli katiller. Şimdi bu katiller daha güçlüler ve Alevilerin üzerinde kara bulutlar dolanıyor Türkiye’de. Biz emektarlar bir araya geldiğimizde iyi ki bu örgütlenmenin temelini atmışız, mücadelesini vermişiz ve bizim taşıdığımız bu bayrak bugün başarılı gençlerimizin ellerinde dalgalanmaya devam ediyor diyoruz. Kurduğumuz örgütlenmenin bugün dünyanın en büyük Alevi kurumu olmasının gururunu yaşıyoruz. Hangi zor, imkansız koşullardan yola çıkarak, maddi manevi zorluklar içerisinde bugünlere geldiğimizin bilinmesi özellikle gençlerimizin geçmişlerini bilmeleri çok önemlidir. Bir kez daha Alevi örgütlenmesinin bugünlere gelmesinde emek harcayan başta kurucu kadrolarımız olmak üzere tüm emek verenlerin mücadeleleri önünde saygıyla eğilirken aramızda olmayıp hakka yürüyen emektarlarımızın anıları önünde de saygıyla eğiliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir