Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

“KILIÇ”,
nerden geldi aklıma ki yazıyorum?
TV Kanalları arası turlarda, ne zaman TRT Kanallararına denk gelsem,
“elinde kılıç biri, birilerini kesiyor…”
TRT Diziler “KILIÇ” dolu:
Sanki “TRT-KILIÇ”…
Kuruluş, Diriliş, Uyanış, Ertuğrul, Osman, Payitaht, Osmanlı Kıyyam , Büyük Selçuklu, Barbaros, Hay Sultan, Nizam-i Alem…
uzuyup gidiyor…
Başrolde: KILIÇ
KILIÇ,
Kelle uçuruyor…
Gövde ayırıyor…
Kol bacak kesiyor…
Kesiyor da kesiyor ..
Çocuklarımız da bu dizileri izleyerek
Tarih öğreniyor, iyi mı?
Parasını Halkın ödediği Devlet Kanallarından KILIÇ sallanıyor, kan akıyor!
Tarih, “KILIÇ” demekmiş, demek ki…
Öyle olduğu içindir ki,
Diyanet İşleri Başkanı elinde KILIÇ ile
24 Temmuz 2020’de,
AYASOFYA KİLİSE’sinde yürüdü “minbere”…
Yavaş yavaş, usul usul…
Her adımıyla yeni bir kıta işgal etmiş, yeni bir çağ başlatmış gibi bir eda vardı simasında…
Önce, KILIÇ bir basamak çıkıyordu önde.
Sonra Diyanet İşleri Başkanı bir adım atıyordu arkada,
yukarıya doğru…
İzledim ben de…
Bir an AYASOFYA’ın
Türkiye sınırları içinde olduğunu unuttum ben de…
Başkan, elinde yalın KILIÇ yürüdü Allahın Evinde, yukarıya doğru…
Sonra da “şiddetin” ne kadar kötü olduğunu anlattı Dünya’ya…
30 yıl Tiyatro yönettim Almanya’da .
Böyle kötü bir mizansen için günlerce prova gerekir..
Zira “kötüyü” oynamak” en zor olanıdır…
Diyanet Başkanı bunu “başarıyla” başardı…
****
Bu arada aklıma geldi:
İŞİD Lideri Bağdadi de 29 Haziran 2014 tarihinde “Halife”liğini ilan etmek için ağır ağır yürümüştü minbere,
Musul Ulu Camii’de *…
Sözde Halifenin elinde Kılıç mı Kalaşnikof mu vardı, bilmiyorum….
Bildiğim şudur ki,
inanç ile silah bir araya gelince
“Korkutucu” olur..
“Korkutucu” olan ise sevilmez…
Sevilmeyene de inanılmaz ki …
(* Minaresi eğri olan O cami tarihi şahaserdi. O nedenle Musul’a “Kambur Şehir” de denilir..
İŞİD, Halifesini ilan ettirdiği o camiyi yenilgisinin son günlerinde,
21 Haziran 2017’de havaya uçurdu.
Yazık…)
***
“Kılıçtan geçirmek
Kılıç artığı..
Kılıç Hakkı..”
deyimleri de korkutucu, itici…
“KILIÇ artığı” Osmanlı’nın kullandığı bir deyim olduğunu sanıyorum.
Kılıçtan geçirilen toplumlardan geride sağ kalanları için kullanılır.
Günümüzde kimi siyasetçiler, özellikle Bahçeli gibileri pek sever bu deyimi…
Ermeniler, Rumlar, Aleviler, Pontuslular, Ezdiler gibi katliama uğrayan toplumları korkutmak için söylenir hala yeri geldikçe…
(Gazeteci Abdul Kadri Selvi, kendisini artık öyle hissetmese de, Alevi kökenlidir..
MHP ile ilgili olumsuz bir yazısından dolayı Bahçeli’in hışmına uğramıştı yıllar önce .
Bahçeli kendisine “Kılıçartığı” demişti..
Kendisini savunmak da yine bize düşmüştü.
Yazdığım kısa bir yazıyı Milletvekili bir arkadaşım TBMM’de okumuştu…
“Selvi’yi savunmak Size mi kaldı” diye de laf atmışlardı arkadaşımıza …
“Evet, bize kaldı, çünkü Siz O’na değil, O’nun ALEVİ geçmişine dil uzatarak Alevilere hakaret ediyorsunuz” demişti Sevgili Arkadaşımız da..)
Kılıç Hakkı da zamanla
“Atom Bombası Hakkına” dönüşür herhalde… Felaket…
Şimdi tekrar konumuza dönelim
Tarih kitaplarında neden en çok “KILIÇ görürüz?
Yalnız Türk – İslam Tarihi’nde değil,
çoğu ülkelerin tarihinde de vardır KILIÇ…
Uzakdoğu…
Tempel Şövalyeleri..
Haçlı Seferleri..
Hıristiyan Tarihi ..
Devletler, Ülkeler,
Tarihini “KILIÇ” ile anlata dursunlar.
Peki “İnsanlık Tarihi” KILIÇsız anlatılamaz mı?
“İlahi” bir güç, dünya eğitimini bana teslim etse, ilk işim, bütün kitaplardan, başta
KILIÇ olmak üzere bütün silahların resmini çıkartmak olurdu…
KILIÇsız, Silahsız bir “insanlık tarihi”nin de olduğunu anlatırım, atlattırırdım çocuklara ..
Gandi, Goethe, Beethoven, Martin Luther King;
Hünkar, Yunus, Mevlana, Nazım, Veysel gibi erdemleri anlatırım…
Her toplumun böyle erdemli bilgeleri vardır mutlaka…
Onları anlatırım.
Onları tanıştırırım birbirleri ile
ve de çocuklar ile…
“Dünya BARIŞ Tarihi Dersi” koyardım bütün okullara…
***
Çocukluğumun bir bölümü Bursa’da geçti.
Bursa Atıcılar mahallesinde kalırdık.
Hipodrum’un olduğu yerdi. Onun için Atıcılar denilmiş…
Orada sıkça at yarışları, yağlı güreşler vs. olurdu.
Biz çocuklar da bardak ile su satardık orada .
Törenlerde mutlaka Halk Dansları gösterileri de olurdu…
“Bursa KILIÇ Kalkan Ekibi” ise mutlaka olurdu…
Su satışını bırakıp hayran hayran izlerdik.
Önce daire şeklinde KILIÇLARI kalkanlara vurarak tur atarlardı.
Sonra iki gruba ayrılır vuruşurlardı…
Sonra en heyecanlı bölümü gelirdi.
İki kişi vuruşurdu.
İnanılmaz heyecanlı…
Sonra vuruşma durur,
iki dövüşçü biribirlerine sarılır,
barışırdı.
İşte en büyük alkış O “Barış”ma anında kopardı…
Ben de en çok o bölümü beklerdim.
İçime sıcak birşey yayılırdı,
O sarılma, O barışma anında…
Şimdi düşünüyorum da.
Demek ki insanoğlunu en çok
“BARIŞ” mutlu edermiş…
Diğer mutluluklar geçiciymiş…
Dövüşten sonra biribirine sarılan
O İki KILIÇ Kalkancı’ın fotoğrafı kalmış
dimağımda:
“BARIŞ Mutluluktur…”
****
Biliyorum ki,
Biliyorum ki çoğunuz soracaksınız :
Peki “ZÜLFİKAR” için ne diyeceksin?
Cevabını Alevi mitolojisi, Buyruk versin:
“Hz. Ali Zülfikar’a veda edip, Zülfikar’ı Necef deryasına atar, bir daha da eline kılıç almayacağına dair and içip, vaadde bulunur. “
Aleviler için Zülfikar Necef Deryası’ndadır gayrı…
Böyle düşünmeyen Canlar ile biraz daha muhabbet edelim :
“ZÜLFİKAR” da batini meali dışında zahiri olarak kılıçtır…
Onun için,
ALEVİ Örgüt, Dernek, Cemevi Temsilcilerine, Alevi Ana/Dede, Yazarlarına da çağrım olacak nacizhane :
“ZÜLFİKAR”ın batini mealini herkesin bilme şansı yoktur.
Özellikle Avrupa’da, Cemevlerine Alman, İngiliz, Fransız vs. okullarından öğrenci gurupları da gelir.
Bu çocuklar ilk kez geldikleri Cemevi duvarında “Zülfikar” resimini gördüklerinde ne düşünürler acaba?
Düşünelim!
Arkamızda “ZÜLFİKAR” asılı,
önünde bizler “ALEVİ HÜMANIZMA”sını
anlatacağız …?
Nasıl olacak ki…?
Biz istediğimiz kadar anlatalım ZÜLFİKAR’ın batini anlamını…
O çocuğun dimağına o KILIÇ resmi yerleşir o anda…
Hünkar’ın kucağında ‘Aslan ile Ceylanı dost kıldığı’ tabloyu gören çocuğun yüreğine ise dostluk, sevgi, doğa, huzur yayılır…
Güvercin tablosunu gören çocuk “Barış Güvercini” ile ilişki kurar..
“Bağlama” gören çocuk müzik ile ilişkilendirir hemen…
“Semah” resimleri, fotoğrafları, figürleri gören çocuk kadın/erkek birlikteliğini algılar…
(“Bin Yılın Türküsü”nde Köln Üniversitesi’nde eğitim gören Jamaika’lı genç bir kadın sanatçı davet etmiştim.
Missisipi gibi akıyordu sesi onbinlerin arasında, Köln ARENA’da..
Sonrası kendisine şöyle bir soru sormuştum…
“Alevleri tanımadan bu etkinliğimize katıldın.
Ülkende, Jamakia’da sana
ALEVİLERİ sorsalar ne dersin ?”
Genç Sanatçı hiç unutamayacağım şu cevabı vermişti:
“Aleviler, BARIŞÇIL insanlardır, çünkü müziği seviyorlar, derim …! ” demişti.
Eyvallah! )
***
Bakın Dünyayı KORANA belasından kurtarmak için
Dünyanın KILIÇ tutan tüm ellleri bir araya gelip mücadele etse,
Nafile…
O halde:
Kurban olam “kalem” tutan ellere…!
Kılıçsız, silahsız, koronasız
sağlıklı yıllar dileğimle ..
“BARIŞ” mutluluktur…
Mutlu olun!
Necati Şahin
Köln,16.01.2021

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir