Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

TARİHİN AYNASI: ALEVİ-BEKTAŞİ İNANÇ ÖNDERLERİNİN BİRLİĞİNİN YOLU: OCAK VE DERGAH DEDELERİNİN ORTAK İRADESİNİN OLUŞMASINDAN GEÇİYOR!

– Hasan Subaşı –

– Alevi Yolu Dergisi – Eylül 2013-

Alevilik, ocaklarımızın ve dergahlarımızın pirleri tarafından bugünlere getirildi. Yarınlarada mutlaka bu kurumlarımız ve kurumlarımızın pirleri tarafından taşınacaktır. Bu bağlamda, Hacı Bektaş‘ta yapılan bu toplantıyı önemli buluyoruz. Tüm içtenliğimizle bu toplantıda, ocak ve dergah pirlerimizin arasında kalıcı bir birlikteliğin sağlanmasına hizmet edecek olan adımların atılmasını istiyoruz.

Eğer bu toplantıda eri erden üstün tutma gibi bir yanlışın içine girilmezse, ocak ve dergah pirlerimizin birliğinin önündeki engelleri; Serçeşmemiz Pir Hünkar Hacı Bektaşi Veli‘nin ‘‘Yol bir, sürek binbirdir‘‘ anlayışı ve inanışı temelinde aşmamız çokta zor olmayacaktır.

İnanç temelli bir kurumsal birliğin oluşması için, Türkiye‘de ve çeşitli Avrupa ülkelerinde toplantılar düzenleyen Hacı Bektaş Dergahı Postnişi Sayın Veliyettin Ulusoy’un, yaptığı yazılı açıklamalarda ve düzenlediği toplantılarda yolumuzun birlik dilini kullanması hepimiz tarafından örnek alınması gereken bir yaklaşımdır.

Sayın Postnişin‚ ‘‘yol dedeliği mi, yoksa soy dedeliği mi daha makbüldür‘‘ türünden anlamsız tartışmaların içine girmemesini takdirle karşılıyoruz. Çünkü bu tür tartışmaların kaynağında ocak yada dergah dedeliğini sorgulayan, tartışma konusu yapan düşüncelerin var olduğu bir sır değildir.

Bu anlayışın sahipleri ocaklarımız ile dergahlarımızı karşı karşıya koyan tutum ve davranışların içine girerek, Alevi – Bektaşi toplumunun birliğine ciddi zararlar veriyorlar. Hem ‘‘yol dedeliği‘‘ hem de ‘‘soy dedeliği‘‘ Aleviliğin tartışılmaz gerçekleridir. Bunları tartışma konusu yapmak hiçbir açıdan Alevilikle bağdaşmamaktadır. Biz kurum olarak ne ocak ne de dergah dedeliğinin tartışma konusu yapılmasını doğru bulmuyoruz. Bu düşüncemiz ocaklarımız ve dergahlarımız içinde geçerlidir. Çünkü hem ocaklar hem de dergahlar bizim pirli-talipli inanç merkezlerimizdir. Alevi-Bektaşiler, bu inanç merkezlerimize ve buralarda dedelik yapan yol önderlerimize ikrarla bağlıdırlar. Bu bir hakikattır. Biz bu hakikatın demine hü diyoruz.

Eri erden üstün tutma gibi yanlış düşünceleri dillendiren canlarımızın var olduklarıda bilinen bir gerçektir. ‘‘Eri erden üstün tutmak körlüktür.

‘‘Bu söz bize ait değildir. Alevi-Bektaşi dedeler tarafından yüzlerce yıldır savunulan bir yol gerçekliğidir. Kaynağında, “El ele, El Hakk’a” inanışı vardır.

Bu bağlamda biz hem ocaklardan hem de dergahlardan gelen Hak Erenlerini, Alevi-Bektaşi yolumuzun tartışılmaz inanç önderleri olarak görüyoruz. Alevi-Bektaşi toplumunun bakışıda bu merkezdedir.

Alevilerin inançsal, toplumsal ve örgütsel birliklerinin temelinde Alevilik vardır. Hak Erenlerin divanında dar‘a durup ikrar veren canların birliği, ikrar üzerine kurulmuş olan bir yol birliğidir. Yol, Aleviliktir. Canlar, rıza ile yola ikrar vererek birlik olmuşlardır. İkrarsız yol yürünmez! Çünkü ikrar hem yol pirleri hem de yol talipleri açısından Alevi olmanın ve Alevi kalabilmenin olmazsa olmazıdır.

“Sırrı cevidana ereyim dersen

Verdiğin ikrara sahip ola gör

Mürşit meydanına varayım dersen

Müsahib babına yüzünü sürde gör

Müsahibten sonra aşina tutmalı

Mürebet ile rehber yetmeli

Malı mala, canı cana katmalı…”

Şah Hatayi

Fakat bu ikrar üzerine kurulan birliktelikte, Cumhuriyet’in kurulmasının ardından ciddi bir çözülmenin yaşanmaya başlandığı da bir gerçektir. Bu çözülme 1960-1980 yılları arasında tepe noktasına ulaşmıştır. Bu durum pirlerin taliplerini, taliplerin pirlerini dinlememelerinin yolunu açmıştır. İnançsızlığın ortaya çıkması ve buna bağlı olarak ikrar bağında yaşanan çözülme, kaçınılmaz olarak dedelik kurumunu hem yıpratmış hem de büyük oranda işlevsiz kılmıştır. Aynı süreçte, ocaklarımız ve dergahlarımız da canlarımızın nezdindeki kutsallıklarını ve birlik kapısı olma işlevlerini kaybetmeye başlamışlardır. Bu olumsuz gidişat, 1980’lerin sonlarına doğru kendi öz örgütlerimizi kurmamıza ve Aleviliği örgütlü bir şekilde savunmaya başlamamıza rağmen, yinede tümden ortadan kalkmamıştır. İkrar bağında yaşanan bu çözülme ne yazıkki bugünde devam etmektedir.

Ocak ve dergah dedelerinin merkezi bir kurumlaşmanın içinde biraraya gelmeleri bu açıdanda çok önemlidir. Görgü Cemlerinin neredeyse yapılmamaya başlanması, müsahipliğin özünün boşaltılması ve önemsenmemesi, dar mahkemelerinin tümden işlevsizleşmesi ve daha birçok şey ikrar bağında yaşanan bu çözülmenin ortaya çıkartmış olduğu sonuçlardır.

Bu gidişatın önüne, ancak ikrara dayalı Alevi olma inancının ve düşüncesinin, Alevi bireyinin beyninde ve yüreğinde yeniden yeşertilmesiyle geçilebilinir. Bu yapılmadığı sürece ne asimilasyonun önüne geçmek mümkün olacaktır ne de Alevilerin birliğini ve Aleviliğin özünü korumak mümkün olacaktır.

Pir Sultan Abdal ikrarından dönmemek için canını verdi.

Pir ve mürşidi tanımayan, “bunlarda kim oluyor” diyebilen bir insan Alevi ana babadan doğduğu için Alevi evladı olabilir, ama yol talibi olamaz. Bugün kendi toplumumuzun içinde yaşadığı birçok sorunun kaynağında ikrarsız, pirsiz ve mürşitsiz Alevi olma anlayışı vardır. Cemlerimizin içinin boşaltılmasının ve semahımızın dansa dönüştürülmesinin kaynağında da bu Alevilik dışı anlayış vardır.

‘‘Koyun beni Hakk aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan…‘‘

‘‘Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Ulu mahşer olur divan kurulur

Suçlu suçsuz gelir orada dirlir

Piri olmayanlar orada bilinir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz

O’da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakk’a teslim olsun garip canımız

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.‘‘

Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın dönmediği yol, ikrar vererek bağlandığı Aleviliktir. Alevilik piri ve talibi olan bir yoldur.

‘’Erenler cemine girdiğim zaman

Pir önünde ikrar verdiğim zaman

Enel-Hak sırrına erdiğim zaman

Tanrı beni ben tanrıyı yarattım…‘‘

Derviş Kemal

Alevilik dün olduğu gibi, bugün ve yarında kendi öz gerçekliği üzerinde var olacaktır. Ocaklar ve Dergahlar Aleviliğin temel kurumlarıdır. Bu kurumlarımızda yol hizmeti yürüten ana, dede ve babaların yolumuz ve inancımız açısından bir kurum içinde biraraya gelmelerinin önünde biz bir engel görmüyoruz.

Birliğin nasıl sağlanacağının örnekleri tarihimizde vardır. Pir Hünkarın Alevilerin serçeşmesi olduğunu kimse tartışmıyor. Bu konuda ocaklarımızla dergahlarımız arasında tam ve kesin bir görüş birliğinin var olduğu kanısındayız. Hünkarın Dergahı yüzyıllar boyunca Alevilerin birlik mekanı olmuştur. Ocak ve dergah dedeleri, analar ve babalar pirimizin dergahında birlik olmuşlardır.

Bu birlik ne ocakların ne de dergahların özgün yapılarını ortadan kaldırmamıştır. Bu bağlamda oluşacak yeni birliğin kurumsal merkezinin Hünkarın Dergahı olmasında biz herhangi bir sakınca görmüyoruz. Bildiğimiz kadarıyla ocaklarında bu noktada bir itirazları yoktur. Görüş farklılıkları yeniden oluşturulacak birliğin yapısının ve işleyişinin nasıl şekilleneceği noktalarında ortaya çıkıyor.

Ocak dedeleri, birlik toplantılarının kendi görüşleri ve onayları alınmadan başlatılıp sürdürüldüğünü iddia ediyorlar. Ocakların ve ocak pirlerimizin bu iddialarını doğrulayacak bazı yaklaşımların var olduğunu biliyoruz. Bunlardan birisi‚ ‘‘Kalp Projesi‘‘dir. Çeşitli canlarımızın bu birliği bir ‘’KALP Projesi’’ olarak göstermeleri kafalarda önemli karışıklar yarattığı gibi, soru işaretlerinin oluşmasına da yol açtı.

Biz sayın Postnişin Veliyettin Ulusoy’un yaptığı bir kaç toplantıya katıldık. Bu toplantılarda yapılan konuşmalarda ‘’KALP’’adında bir oluşumun varlığıyla ilgili en ufak bir şeye duymadık. ‘’KALP Projesi’’ olarak sunulan oluşumun nasıl bir yapılanma olduğunu internet ortamında dolaşan bir videoyu izleyerek öğrendik. Fransa kaynaklı bu videoya bakan herkes, ‘’KALP’’in kurumsal kol örgütlenmeleri olan bir merkezi örgütlenme olduğunu görmüştür. Bu videoda anlatılanların bir ciddiyetinin olup olmadığıni bilmiyoruz. Bu oluşumun Alevi yol ve inanç önderlerinin birliğini sağlayacak olan bir kurumsal yapının ötesinde, farklı bir şey olduğunu sözünü ettiğimiz videoyu izleyen herkes çok rahatca görüp, anlayabilir. Fakat bu konuda bir de ortada bazı yazarlar tarafından kaleme alınmış olan yazılar var. Bu yazılar, Sayın Veliyettin Ulusoy’un öncülüğünde yapılan birlik toplantılarını, ‘’KALP Projesi’’ çerçevesinde yapılmış olan toplantılar olarak gösteriyorlar. Biz bu konunun burada açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz. Çünkü ‘’KALP’’ isimli oluşumun faklı bir yapılanma olduğu düşüncesi içindeyiz..

Açık söylüyoruz; ‘‘Kalp projesi‘‘ adlı yapılanmadan Alevi-Bektaşı inanç önderlerinin birliğini sağlayacak kurumsal bir yapılanma çıkmaz! ‘’Kalp projesi’’ ocakların, ocak pirlerimizin ve mürşitlerimizin iradesi yok sayılarak pişirilmiş olan tuzsuz ve tatsız bir çorbadır. Ne ocaklar ne de ocaklara bağlı olan milyonlarca Alevi bu hazır çorbayı içmezler. Eğer amaç inanç önderlerimizin birliğini bir kurumsal yapı içinde sağlamaksa, bu kurumsal yapı ancak ocak ve dergah dedelerinin ve analarının ortak iradeleriyle oluşur. Bunun dışındaki her yaklaşım Alevi-Bektaşi toplumu içinde yeni bölünmelere neden olur.

Ortada pirin dergahına bağlı olan Dedagan-Babagan-Çelebi kollarının arasında sürüp giden bir ayrılık duruyor. Benzeri bir ayrılık ocak ve dergah dedelerimizin arasında da yaşanıyor. Ocaklarımızın kendi aralarında birlik olduklarını söylemekte gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Bu konuda ocaklarımızın arasında yaşanan ciddi sorunlar vardır. Bunlar toplumumuz tarafından da bilinen gerçeklerdir.

Birliğin sağlanmasının yolu; ocaklarımızdan ve dergahlarımızdan gelen dede ve analarımızın ortak iradelerinden oluşan bir kurumsallaşmayı esas almaktan geçiyor. Bu kurumsal yapı, “Pirlerin Ulu Rızalık Divanı” adıyla örgütlenebilir. Bu divanın merkezi Hacı Bektaş Dergahı olmalıdır. Dergahın merkez olması, PİRLERİN ULU RIZALIK DİVANI’nın Hacı Bektaş Dergahı postnişine bağlı bir kurumsal yapı olmasını gerekli veya zorunlu kılmaz. Postniş bu divanın içinde mutlaka olmalıdır. Ama divanın yönetimi, ocaklardan ve dergahlardan gelen anaların ve dedelerin birlikte oluşturacakları bir Mürşid-i Kamiller Kurulu olmalıdır. Ocak ve dergah dedeleri, Pirlerin Ulu Rızalı Divanı tarafından denetlenmelidir. Alevi-Bektaşi inancıyla ilgili bağlayıcı kararları bu divan almalıdır. Ocaklarımız ve dergahlarımız bu divana rızayla bağlanmalıdırlar. Pirlerin Ulu Rızalık Divanı’nda yol hizmeti yürüten erenler, bu görevlerini bir dönem sonra yeni yol erenlerine bırakmalıdırlar. Bu görev değişiminin kaç yılda bir olması gerektiği konusunda şimdilik somut olarak bir şey söylemek istemiyoruz. Görev alırken nasıl bir yol izleneceği konusuda önemlidir. Biz dergah ve ocakların Pirlerin Ulu Rızalık Divanı’na gönderecekleri temsilcilerini kendilerinin seçmesinin doğru olacağını düşünüyoruz.

AKP’nin, Gülen cemaatiyle birlikte ‘‘Çakma Alevi Dernekleri‘‘ kurmaya başladığı, Diyanetin‚ ‘‘maaşlı memur dedeler‘‘ yaratmanın uğraşı içinde olduğu, ‘‘Cem Vakfı ve Ehli Beyt Vakfı‘‘ gibi kurumların Aleviliği İslamın potasında eritmek istedikleri bir süreçte; Alevi- Bektaşi dede, ana ve babalarının birliğinin sağlanması, Alevi toplumu açısından hayatı önemde bir gelişme ve kazanım olacaktır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.