Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

BENİ TANIDIN MI?

-Metin Kaçmaz-

Kendisini uzun zamandan beri tanıdığım, Köln’de yapılan her siyasal etkinlikte yer alan sevgili Enver Toksoy devrimci mücadelesini, devrimcilerin, demokratların, sıradan insanların sistematik olarak gördüğü insanlık dışı işkenceyi, cezaevi hayatını, Dersim dağlarında yaşadığı süreci ve yurt dışına çıkarak uzun yıllardır gidemedigi ülkesine olan özlemlerini anlattığı kitabı ‘Beni tanıdın mı?’ ile geçmişe ışık tutmaktadır.

Yurtsever Devrimci Gençlik örgütlenmesinin Erzincan sorumlusu olarak mücadele ederken hangi zor koşullarda mücadele ettiklerini, yüzbinlerce devrimcinin, demokratın sudan sebeplerle nasıl suçlandığını ve hangi işkence koşullarını yaşadığını bir bir anlatırken sanki o dönemi yaşıyor gibi oluyor insan.

Hele profesyonel olarak yetiştirilmiş, insani duygulardan yoksun ve yaptığı işkenceler karşısında büyük zevkler alan işkencecilerin uyguladığı taktikler, buna karşı direnen devrimciler, işkenceye dayanamayıp yoldaşlarına ihanet edenler ya da dayanamadığı işkence karşısında çözülenler ama yoldaşlarının yüzüne bakarken mahçup olanları bu kitapta yaşıyorsunuz.

Hele evlerinde yaptıkları bombanın patlamasıyla yaralanan faşistlerin evini bombaladıkları sahte gerekçesiyle üç kardeşiyle aynı anda işkencede olmanın sıkıntılarını zorluklarını hatta kendisinden daha ziyade diğer kardeşlerinin durumu merak eden bir abinin, devrimcinin iç dünyasını bire bir göreceksiniz.

Evlatları işkencedeyken dışarıda onların akibetini merak eden, evlatlarını işkenceden kurtarabilmek için zor koşullarda korkmadan çırpınan bir annenin feryadını duyacaksınız. 1980 Faşist Askeri darbe sırasında ve daha önceki süreçte yargısız infazlarda, işkencelerde katledilen evlatlarını, kocalarını, babalarını 865. haftadır arayan Cumartesi Annelerinin direnciyle direndiğini, evlatlarının akibetini sorduğu mücadele aklınıza gelecek gururlanacaksınız.

Cezaevindeki kötü koşulları protesto etmek için direnerek açlık grevine giden devrimci tutsakların haklarının alınması için cezaevi önünde bekleyen diger tutuklu yakınlarının önüne düşerek savcının odasına gidip çocuklarının hakkını almasını talep eden, kabul edilene kadar savcının odasında oturan ve devrimci tutukluların taleplerinin kabul edilmesini sağlayan o elleri öpülesi anaların direnişini bu kitapta bulacaksınız.

Cezaevinden firar ettikten sonra 13 günde Erzurum’dan Erzincan’a yürüyen bu arada kendisine yardımcı olması için evlerine sıgındığı insanların ihanetini, kapıyı suradına nasıl kapattıklarını yüregimiz sızlayarak okumaktayız. Ama aynı zamanda yoldaşlığın en yücesini gösteren davranışları sergileyerek yardımcı olanları yüreğimizden alkışlayarak okumaktayız.

Sonra kaçak yaşadığı dönem de Dersim dağlarında iki yıl süren kaçak yaşam. Dağları tanımadan, koşullarını bilmeden yakalanmadan saklanmaya, tek başına ayakta kalmaya çalışmak faşizmin eline düşmeden o zor koşullarda dahi mücadele edebilmenin yollarını bulmak yüregi devrime, davasına bağlı olanların başaracagı iş olsa gerek.

Zorlu dağ koşullarında tanıdığı yıllardır kaçak yaşayan, kendince geliştirdiği savunma, saklanma teknikleri sayesinde dağları mesken edinen yüreği sevgi dolu Kamo , dağların adamını tanımak okuyucunun da yüreginin sızlamasına, tanımadan onu sevmesine neden olmaktadır. O Kamo ki büyük devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’nın yakalandığında yanında olan ve o dönemden beridir de kaçak yaşayan insandır. Dağlarda yıllardır yakalanmadan yaşayan, çevresinde yaşayan Dersim köylülerine elinden geldiği kadar yardım eden ve çevresinde çok sevilen Beko ne yazık ki yüzlerce gencimizin hayatını kaybetmesine sebep olan örgüt için hesaplaşmaya kurban gitmesi okuyucuyu derinden üzecektir.

Sonra mücadelesini sürdürürken örgüt ile bağlantısını sağlayan devrimci kurye kız ile olan duygusal ilişki fakat aşiret, toplumsal baskılar düşüncesiyle sevdalarını birbirlerine açılamamaları enteresan gelmekte okuyucuya.

Devrimcilerinde sevebilecekleri, sevdalanacakları kocaman yürekleri olduğu ama mücadelenin getirdigi zorluklar içerisinde aşka zamanlarının olmadığını öne sürecek çelişkileri de anlatıyor kitabında sevgili Enver Toksoy. Türkiye’de, dağlarda yaşama şansı kalmayarak yurt dışına çıkış ve ömrünün, mücadelesinin en güzel yıllarını geçirdigi o topraklara 40 yıllık süre içerisinde gidememenin özlemiyle buram buram hasret kokmakta. Kitabında hasretliği anlatırken daglardaki zor koşulları, kekik, lale, gül kokularını, baharı, kışı, Beko’yu, kurye sevdasını, yardımlarına koştugu Dersim’in o yiğit,fedakar insanlarını, havasını, suyunu özlediğini anlatırken sanki oralarda yaşamanın heyecanı saracak okuyucuyu.

Geldigi yaban ellerinde tesadüfen burada olduğunu öğrendiği işkencesiyle karşılaşmak, hesaplaşmak, onun yaşadığı korkuyu yüzünde görmek, sanki binlerce, onbinlerce devrimciye, demokrata yapılan işkencenin hesabını sorarcasına sevindirecek okuyucuyu.

1980 ve öncesi süreçte , yüzbinlerce insana yapılan işkencelerin gün ışıgına çıkarak Türkiye’nin ve 12 Eylül Askeri Faşist Cuntasının, işkencecilerin mahkum edilmesi konusunda ço az sayıda mağdur olanlar meydana çıkarak mahkemelerde hakkını aramaya çalıştılar. İşkence görenlerin dava açmadığı süreçte sevgili Enver Toksoy Türkiye’nin yargılanması konusunda uluslararası mahkemede şikayetçi oldu.

Sonuç olarak ‘Beni tanıdın mı?’ kitabını okumaya başladıgınızda Türkiye’de gelişen devrimci mücadele içerisinde yaşadıklarınızı, belki de kendinizin, yoldaşlarınızın, tanıdıgınızın gördüğü işkence aklınıza gelecektir. Bu kitapta eminim kendinizi, yaşadıklarınızı bulacaksınız bir solukta kitabı okumaya çalışacaksınız.

Kalemine, yüregine saglık mücadele insanı sevgili Enver Toksoy.

28.10.2021

Bu haberde 2 yorum var: “BENİ TANIDIN MI?

  1. Ülkeyi karanlığa sürükleyen devrimci damarını kesen karanlık dönemin öz anlatımı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.