Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Kurumlar ve Kadın Örgütlenmesi üzerine

-Ayten Şimşir-
Kadın, Kerbela’da Zeynebin direnişi, Koçgiri’de yugitliği ve mücadele azmi ile düşmanının dahi hayranlıkla söz ettiği Zarife, Dersim’de kimliğine bağlılığı ile Bese,  zalime teslim olmaktansa bedenini uçurumlardan atan binler ile anılırken günümüzde ne yazık ki adeta tüketimin öznesi oldu !
Binlerce yıldır kendi iç dizaynı/ hukuku ile bugüne gelen Kadim Yolumuz, günümüzde ne yazık ki iç ve dış asimilasyonun çeperinde. İc ve dış hukukumuz neredeyse yok edilmiş olsa da Hakikat arayışımız devam ediyor. Ta ki kendi köklerimizle buluşarak kadim yolumuzu asimilasyonun etkisinden arındırana dek de devam edecek.
Yol ile buluşma noktasında hatrı sayılır bir gayret olduğu kadar Alevi Toplumunu ulaşmak istediği mertebeye giden bir basamak olarak gören, zalimin sofrasından kalkmayanlarımız da az değil hani.  Gün geçmiyor ki yeni bir olay Alevi Toplumunu alıp sürüklemesin. Kendi gündemini belirlemektense, sağa sola yalpalamaktan kurtulamadan  esen rüzgarlara savruluyor toplumumuz.
Öyle ki hak ve hukuktan söz ederken yanıbaşımızda olan bitenleri görüyor ancak kişisel nedenlerden ötürü sessiz kalarak yol değerlerinin tar u mar edilmesine  dahil olabiliyor meselâ. Oysa bir çoğumuz birşeylerin yolunda gitmediğinin, temcit pilavi gibi yoldan uzak ancak yola atfedilerek evrilip cevrilip topluma sunulan şeylerin kabul görmediğinin kısacası olan bitenin öyle veya böyle farkında.Ve birçoğumuz geminin su aldığını görmesine rağmen boğulma pahasına da olsa yanlışa karşı gelme cesaretini gösteremiyor bir türlü.
Her demin bir tufanı olduğunu söylerdi büyüklerimiz, kutsal metinlerin birçoğunda da kıssalar şeklinde anlatılır bu tufanlar. Sapkınlığa düşen birçok kavim kendi tufanını hazırlayıp helâk olmuştur. Tufanı nereden ve kimden beklediğimizle orantılı bir hal olsa gerek ki yaklaşan felâkete karşı önlem almak gibi bir derde düşmüyoruz. Günümüz kosullarında evlatları yitip giden ebeveynler kendi oğlunu  kurtaramayan Nuh’tan da ders alamıyor meselâ.  O devir bu devirden uzak nasılsa.
Peki tufandan kurtulmak mümkün değil mi, elbette ki mümkün. İnanç gerek  itikad gerek  gayret gerek, hepsinden önce ikrarlaşmak gerek. Zor gibi görünüyor ancak değil, bir yerden başlamak gerekirse şayet evvela kurumlarımızı ele almak gerektiğini düşünüyorum. Meselâ  her geçen gün içi boşalarak kahvehanelerinden gelen gelirle mali raporlar hazırlanan derneklerimizi yeniden dizayn etmek gerek. Yeniden dizayn noktasında ise arınmak gerekiyor, dernek hukuku nerede başlar nerede biter buna karşın yol hukuku kime ve nasıl uygulanır. Elbet bunlar için kendi özünü Dar’ da görme pratiği ile yola revan olmak şart.
Toplumumuzun büyük bir kedimi şaşkın, özellikle yürütülen bir karmaşa halinin ortasındalar.  Hali hazırda devam eden ve özellikle pompalanan sûni tartışmaları bir kenara bırakmak zorundayız. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini izah ettiği anlattığı ve yaşattığı bir dil var iken bir başka inanç düşmanlığı yada bir başka inancın retorikleri ile Aleviliği anlatma çabalarını bir kenara bırakmakla işe başlayabiliriz meselâ.  Aksi halde mevcut kaos içerisinde  gençlerimizi  radikal cephelerde görmeye devam edeceğiz ne yazık ki.
Yolun sahibi olma vasfı atfedilen, biz kadınların öncülüğünde kurumlarımızdaki her bir üyemizi ‘’talib’’ olarak görmek ve talibleri Yol ile buluşturabilmek gibi tarihsel bir misyonumuz  var. Yola hizmet eden özellikle kadınlarımızı,  zihinsel açıdan geliştirip, kendi cinsleri ile duygusal bağlarını oluşturmadığımız, inanç ve cins kimliği üzerinden şekillenen gereksinimlerini karşılayamadığımız sürece kadınlarımız ne yazık ki sayamadığımız onlarca sorunla cebelleşmeye, iktidar/ kariyer/ kimlik/ mevki uğruna kendi cinslerini hiçleştirmeye devam edecek.
 Kurumlarımızı belli etkinliklerle çekim merkezi haline getirmek için emek verdiğimiz ancak kadınları yol ile  buluşturma noktasında çok gerilerde kaldığımızı göz önüne alırsak,  başta kadınlarımız olmak üzere tüm talibların temel gereksinimleri ikrar bağıdır. İkrar bağı ise ne yazık ki zedelenmiş durumdadır. Pir talibini talip pirini kaybetmiş, adeta büyüklerimizin ‘’ana evladını kaybetmiş, evlat anayı tanımıyor‘’ dediği dem i devrandayız.  Tarihin her evresinde, böylesi kaotik zamanların yeniden doğuşlara gebe olduğunu unutmamak gerekli. Cana can veren analar olarak hepimiz biliriz ki; doğum zordur, sancılır ancak neticesi mükemmeldir.
Öte yandan, biz kadınlar için  tarihsel süreçlerde kadın kimliğine yapılan pozitif vurgunun bugün kurumsal işleyişlerimizde ve dolayısıyla bireysel yaşantımızda devam etmediği gerçekliği ile yüzleşme vaktimiz geldi de geçiyor. Göreceli olarak diğer toplumlarla karşılaştırma yapılsa da yol’ dan uzaklaştırılan kadının yol ile yeniden buluşma zamanı geldi de geçti bile. Dedeler ve kurum yöneticileri şahsında, erkek cinsinin iktidardan arınmamış zihni ile anlatacağı ve yaşatacağı, kendi mevkiisini garantiye almak uğruna kadını kadına kırdıracağı Alevilik ne yazık ki kadından dolayısıyla da  kendi gerçekliğinden oldukça uzaktır. Tekçi na hak aklın,  erk/ iktidar akıl üzerinden kadınsızlaştırmaya çalıştığı Aleviliği örgütlediğini düşünmek yanlış araçlarla doğru şeyleri yapmaya çalışmak kadar afakidir.
Unutmayalım Alevi Toplumsallığının ruhu erk akıldan uzak kadın eksenli bir harç ile örülmüştür. Söz ettiğimiz ruh eşitlikçi, kendi cinsine dost, erk akıldansa kendi cinsini esas alarak hareket eden, ” güneşin altındaki her şey hiç kimsenin malı değil, herkesin ortak malıdır” diyen sömürüsüz, ahlaki /politik / komünal bir yaşam inşaa etmiştir. Aleviler, kadın ekseninde gelişen yaşam şekilleri sayesinde “marifeti ölçüsünde üreten, gayreti ölçüsünde pay eden” Rızalık Şehri değerlerini tüm bozulmalara rağmen koruyabilen yegâne  toplumlardan birisidir.  Bu yanıyla Ana’ sız Kadın’sız kalmış bir Aleviliğin Hakikatsiz bırakılmış bir Alevilik olduğunu unutmamak ve yapılarımız içerisinde bunu dikkate almak bizler için hayati önem arzetmektedir.
Şayet Alevilik kendi Hakikati/ Özü ile yaşanmak,  kendi hakikatiyle buluşturulmak isteniyorsa yaşanılan tahribatları sözde ” modern yaşam ve yanılgıı özgürlük algısı” ile şekillendirilmek istenen ana kadın kimliği üzerinden görmek ve ‘’ Ana’ya dönüş, öze dönüş ikilemi ile çözümlemeye çalışmak zamanıdır.
Bu mâna ile ikrâr verip, yola revân olan, ateşlerle sınanarak bedenleri birer bedelgâh olan ” gören, bilen, koruyan/ kollayan, vicdana edebe bağlı kalarak bağışlayan /esirgeyen”  ana kadınlar şahsında;  Cümle Canları Mihr î Muhabbetle selamlıyor, aşk ı niyaz ediyorum ….
Ayten Şimşir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.