Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ANADOLU ALEVİLİĞİ VE KADIN

-Hüseyin Akpınar-
Modern Anadolu Alevi örgütlenmesinde, tabanı oluşturan ‘Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’ üyelerinin ve potansiyelinin yarısı ve belkide çoğunluğu, Kadınlar’dan oluşmaktadır. Alevi Birlikleri Federasyonları’nın, genel kongrelerine katılan delegelerin, yarısına yakını ve belkide daha fazlası, kadınlardan oluşuyor.
Kongrelerde, GYK’na seçilen üyeler arasında ise Kadın sayısı genellikle bir azınlık oluşturuyor. Muhtamelen değişik ülke federasyonlarıda aynı durumdadırlar. Bu durum böyle olunca, GYK-Fotoğrafı, Anadolu Alevileri’nin iddia ettikleri Alevi öğretisi ve yaşam biçimine yada profiline, uygun düşmüyor. Bu görünüm normalmi yaksa sorunlumu? Varsa Sorun Nerede? Kadın konusu nasıl ele alınmalı?
Tarihsel Bakış
Anadolu Aleviliği Öğretisi ve Ritualleri, tarihin geçmiş bir döneminde, o zamanın toplumları ve İnanç önderleri tarafından, halkın istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilmek için oluşturulmuş Öğreti ve Ritualler’dir.
Bilinmesi geken önemli konu ise, daha Alevi öğretisi ve ritualleri ortaya çıkmadan öncede, alevilerin atalarının yaşadıkları elbette bir yaşam biçimi vardı. Alevi öğretisi ve ritualleri, esas olarak, işte bu ataların yaşama anlayışı ve alışkanlıklarının içerisinden ortaya çıkmıştır. Bu alışkanlıklar gelişip değişerek, nesilden nesile devredilip, bu gönlere kadar getirilmişlerdir.
Anadolu Aleviliği’nin toplumsal temelini oluşturan halkların, Türkler’in, Kürtler’in, Zazalar’ın vb. halkların, inaçsal-kültürel tarihlerine ve bu tarih içerisinde Kadınlar’ın rolüne bakmamız gerekmektedir. Bu halkların, eski tarihlerindeki alışkanlıkları, Alevi Öğretisi’ne nasıl yansımış, bunun anlaşılması için, ataların eski yaşam biçimleri ve geleneklerinin bilinir hale getirilmesi gerekiyor.
İnsanlık kültürü tarihi, gerçekleşen üç büyük devrim, tarafından biçimlendirildi. Düşünce devrimi, Tarım devrimi ve Bilimsel devrim. Dikkatlice değerlendirildiğinde, Anadolu Alevi İnancının esas Elementlerinin(öğelerinin) insanliğin ilk dini kabul edilen Animizm’den(Avcı ve Toplayıcılar’ın dini) kaldığını ve o zamandan bu güne nesiller boyu aktarılarak geldiğini görebiliriz.
Animizm’e göre, evrendeki bütün Varlıklarda, bir tanrısal Ruh(Can) vardır ve bu Ruh, bir Varlık’daki süresini tamanlayınca başka bir Varlığa geçer, ki buna Ruh’un göçü denir. Devir ve Devriye düşüncesi, Vahdeti Vücut ve Vahdeti Mevcur düşünceleri, vb. gibi düşünceler bu eski İnançlardan gelmedir. Bu dönemde, Kadınlar ve Erkekler, özgür bireyler olarak, hayatın bütün faaliyet alanlarına, özgürce kendi istek ve iradeleriyle katıldıkları düşünülmektedir.
Günümüzden 12.000 yıl önce gerçekleşmeye başlayan, Tarım devrimi ve gelişmeleriyle birlikte, toplumların yaşam biçimleride adım adım değişiyordu. Hayvanlar ve Bitkiler evcilleştiriliyor, büyük yerleşim yerleri oluşuyor, Aile içinde iş bölümü gelişiyor ve eşitlikçi yada anaerkil toplumlardan ataerkil toplumlara geçiliyordu(Kıvanç Ertop/Çetin Yetkin 1985, s. 12-13; Yuval Noah Harari 2013, s. 5).
Geschichte der Weltwirtschaft 1 (Dünya Ekonomi Tarihi 1) adlı kitabın yazarı Rondo Cameron, tarihte ilk olarak, Kürk Kadınları, yabani Bitkileri evcilleştirerek ve onları kendileri ekerek yetiştirmeye başladılar, ilk Tarım orada başladı diyor(Rondo Cameron 1991, s. 43). Buradan bizim söylemeye çalıştığımız şey, Kürt kadınları’nın eski tarihte, ekonomik hayata aktif ve ön saflarda katıldıkları dönemin olduğuna, dikkat çekmektir. Bu bize aynı zamanda, daha o zamanda Kürt kadınının, belli bir özgürlük sahibi, olduğunu göstermektedir.
Tarım devriminin gelişmesiyle birlikte, Tarım’da büyük iş gücü ihtiyacının ortaya çıkması, köleciliğin ortaya çıkmasını ve Kadınların bağ bahçe tarımına, ürettiklerinden yemek yamaya, vb. görevlere bağlanmasını birlikte getirdi. Erkekler ise daha çok çobanlık ve avcılığa yöneliyorlardı( Kıvanç Ertop/Çetin Yetkin 1985, s.13)
Tarım devriminin gelişmesi, büyük yerleşim yerlerinin oluşmasına, devletlerin ve İmparatorlukların oluşmasına, Tanrı anlayışının ve büyük dinlerin ortaya çıkmasına, yol açıyordu. Avcılık ve Toplayıcılık döneminin dini olan Animizm yerine önce çok Tanrı’lı ve devamındada tek Tanrı’lı dinler gelişiyorlardı. Önce çok Tanrılı dinler yada, dualist dinler belli ölçülerde, sonrada tek Tanrılı dinler tamamen, Kadının köleleştirilmesini ve hak sahibi olmamalarını onaylıyor, destekliyor ve meşrulaştırıyorlardı.
Tarihsel olarak Türkler, kadın özgürlüğünü sınırlayan yada kadını köleleştiren büyük dinlerin etkisine, Kürtlerden çok daha sonra girdiler.
Türk, Kürt ve Zaza Kadınları’nın İslam Öncesi Yaşantıları
Türkler, i.s. 745 yılına kadar, yani Uygurlar’ın Türk devletini yıktıkları zamana kadar, soy federasyonları şeklinde kurdukları kendi Türk devletleri idaresinde ama Çin’in etkisi altında yaşıyorlardı. Hükümdar, Büyük Kağan, Gök Tanrı’nın oğlu kabul ediliyordu. Tängrizm, Animizm, ve Atalar Kültü gibi İnançların etkisi altında yaşıyorlardı.
Kağan’ın hanımı Bilge Hatun, ‘Umai’(doğurganlık/üretkenlik Tanrıçası) ile eşit sayılıyordu. Günlük yaşamdada kadınlara yönelik bir ayrımcılık, kadınların erkeklerden kaçması yeya saklanması, kadının kapanması, yada dışlanması, vb. söz konusu değildi(P. Wilhelm Schmıdt 1949, s. 26-27; Wolfgang-Ekkehard Scharlipp 1992, s. 109-110; Nejad Birdoğan 2003, s. 394).
Günlük yaşamda Tabu tanımadığından dolayı, Kadın ve Erkek beraberce, Avcılığa, Savaşa veya Kurultaylara yada Törenlere birlikte katılıyorlardı. Nikahta da eşitlerdi.
Uyğur İmparatorluğu 745 yılından 840 yılına kadar yaşadı. Sogdlar’ın danışmanlığı ve yardımıyla Uygurlar, Maniçeizmi kendilerinin ‘Devlet Dini’ olarak ilan ettiler. Maniçeizm’in, Ruh’un tanrısallığına dayanan genel bir İnsan anlayışı olmasına rağmen, örgütlenmede Kadınlar alt basamaklarda yer almakla birlikte üst basamaklarda yer almıyorlardı(Jes Peter Asmussen 1971, Bnd 3, s. 346).
Dokuzuncu ve onuncu yüzyıldan ihtibaren Türkler’de İslamı kabul etmek zorunda kalıyorlardı ve İslam dininin etkisi altında yaşamları biçimleniyordu.
Kürtler ve Zazalar, Sasaniler(İran) devleti sınırları içerisinde yaşıyorlardı. Sasaniler devleti 224 yılından 651 yılına kadar yaşadı. Sasaniler’in devlet dinleri ise Zerdüştlük idi. Zerdüştlük, kendisini tek doğru Din kabul ederek, özellikle Budizm ve Maniçeizm’i dışlama ve yok etme çabası içerisindeydi(Carsten Colpe 1972, Bnd 2, s. 327).
Zerdüştlük, kadın konusunda ayrımcı bir tavır içerisindeydi. Mesela, Kadınlar aylık kanamalarından dolayı şeytani bir etki altında oldukları düşünülerek dışlanırlardı. Ayrıca, miras paylaşımı konusundada kadınlar ve kızlara, erkeklerden, daha az hak tanınırdı. Erkekler inançsal ritualleririyle ilgilenirken, Kadınlar toplama ve pişirme işleriyle ilgileniyorlardı(Carsten Colpe 1972, Bd 2, s.350 ve 363; Mary Boyce: Der spätere Zoroastrismus 1972. Bd 2, s. 359-371).
Kürtler ve Zazalar, kadın ayrımcılığını destekleyen ve meşrulaştıran dinlerin(mesela önce Zerdüştlük ve sonrada İslam) denetimine Türklerden çok daha önce girdiler.
Burada anlatmak istediğimiz konu şudur. Eski, primitif yada doğa toplumlarında İnsanlar (Kadın-Erkek) daha eşitlikci ve doğal bir ortamda yaşıyorlardı. Tarım devrimi ve gelişmesi, iş bölümünü, köleciliği ve kadının köleleştirilmesini, adım adım, kanun yada kural haline getiriyordu. Tarım devrimiyle birlikte ortaya çıkan yeni dinler ise, mesela Zerdüştlük ve Maniçeizm gibileri vb., bu ayrımcı kanun ve kurallarıolduğu gibi doğru sayarak, Kadın ayrımcılığını kabul ediyor ve meşrulaştırıyorlardı.
Tek Tanrılı Dinlerin Kadına Bakışı
Tek Tanrı’lı dinlerden(Yahudilik, Hırıstiyanlık ve İslam) üç tanesinin, kısaca Kadın üzerine düşüncesi yada bakış açısı nedir, ona bakacağız. Konuyu uzatmamak için sadece ana kaynaklarda(Tevrat, İncil, Kuran) geçtiği biçimiyle değerlendireceğiz.
Yahudilikte Kadın
Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat’da(eski İncil) bazı Kadın peyğamberlerin ve kahramanların adları yada varlıkları belirtilsede, genel toplumsal düzen yapılanmasında, Kadınlara yönelik önemli olumsuz ayrımcılıkların varlığı görülmektedir.
Tevrat Kadın’ın yaşamını ayrıntılarına kadar düzenliyor ama biz burada kısa tutmak durumundayız. Yaratılış itibarıyla Kadın ve Erkek aynı değerde ve ikiside Tanrının görünümü gibi yaratıldıkları düşünülüyor. Buna rağmen Kadın ve Erkegin sorumlulukları ve fonksiyonları değişiyor. Önce Erkek yaratıldı ve sonra Kadın erkeğe yardımcı olsun diye yaratıldı diyor Tevrat. Kadın, evlendikten sonra, Erkek eğemenliğine ve Erkeğin emirlerine razı olmalıdır deniliyor.
Evlilikde Kadın’ın bakireliğini şart koştuğu gibi, evlendikten sonrada, Kadının haklarını kocası belirliyor. Kadınların tek evliliğini ama erkeklerin çok evliliğini kabul ediyor. Yabancı ile ilişki ölüm ceasına neden olabiliyor. İlginç olan konu, Tevrat, cezalsndırmayı bu dünyada ön görüyor. Mesela taşlama gibi cezalar öngörüyor.
Miras konusunda da Tevrat, kadınları erkeklerle eşit tutmuyor ve neredeyse kızlara misası imkansızlaştırıyor(Die Bibel, Altes und Neues Testament, Stuttgart 1980).
Hırıstiyanlıkta Kadın
Hırıstiyanlığın kutsal kitabı İncil, bir çok konuda olduğu gibi, Kadın konusunda da, Tevrat’da geçen düşünceleri ön düşünceler olarak belirtiyor ve bu düşüncelere karşı alternatif olarak, kendi düşüncelerini öneriyor. İncil, Kadınları İsa’nın dinleyicilerinin yada inananlarının bir bölümü olarak görüyor ve böylece Erkekler’le eşit sayıyor.
Yahudilik’te Kadınlara müsade edilmeyen bazı şeyleri Hırıstiyanlık yada İsa müsade ediyor. Mesela Kadınların Erkeklerle birlikte geziye çıkmaları yahudilikte yasaklanırken, İsa Hırıstiyanlara bunu serbest ediyor, vb. gibi şeyler.
Aile içerisinde, Erkeği ailenen yöneticisi yada hükmedeni sayarken, Kadının, Erkegin emrine ve hizmetine girmesini şart görüyor. Kadını ev işlerinden sorumlu tutuyor. Kadına boşanmayı yasaklıyor. Tanrının birleştirdiğini kulu ayıramaz diyor.
Dini örgütlenme içerisindede Kadın’a hiç bir funksiyon vermiyor(Die Bibel, Altes und Neues Testament, Stuttgart 1980).
İslamda Kadın
İslam dininin kutsal kitabi Kuran’a göre, aynen Tevrat ve İncil de olduğu gibi, genel bir yaklaşım olarak, Kadın ve Erkek ikiside Tanrı’nın kulu anlamında, eşit yaratıklar olarak görülmektedir.
Ancak, Kadın ve Erkek, farklı vücutlera ve farklı göçlere sahip oldulkarından dolayı, farklıda görevleri vardır deniliyor. Aileyi beslemek tamamen Erkeğin görevi sayılırken, Çocuklara bakmak ve ev işlerini yapmakda tamamen Kadın’ın gerevi sayılmaktadır.
İslam dinine göre Kadın tamamen kocasının emrine yada hizmetine verilmiş bir durumdadır. Kocası ailenin yöneticisi durumunda ve karısı ona boyun eğmek yada itaat etmek zorundadır. Erkek, islam öncesi arap toplumunda olduğu gibi, çok kadınla evlenebilir, mesela 4 kadınla. Kadının hareket özgürlüğü oldukca sınırlanmıştır.
Kedın yabancı erkeklere görünemez, evde erkeklerden ayrı bir odada oturur, dışarıda ise ancak kapalı olarak bulunabilir. Kuran, Erkekler’e, eğer kadınlarınız size ittat etmez ve emirlerinizi yerine getirmezlerde, onları, önce uyarın, sonra yataklarında yalnız bırakın ve sonrada cezalandırın(dövün) diyor.
Kadın kendiside mal mülk sahibi olabilir ama Kadın’ın boşanmak için dilekce verme hakkı dahi yoktur. Buna karşın, erkeğin basitce karısına ‘Boş’ demesiyle karısını boşaya bilir(Türkçe Meali ile KUR’AN-I KERİM, London 1990; Johannes Pedersen 1972, s. 385).
Görüldüğü gibi, her üç dinde prensip olarak, kutsal kitaplarına dayandırarak, Kadın ve Erkek’in sözde eşit değerde yaratıldıklarını söylüyorlar.
Toplumsal yaşamda, Kadınlara daha az özgürlükler ve daha fazla sınırlamalar, getiriyorlar. Aile içi yaşamda, Erkek’i yöneten sorumlu kişi ve Kadını erkeğe yardımcı yada hizmetci birisi, olarak görüyorlar. Ev işleri ve cocuk bakımı kadına bırakılıyor.
Kadın’ın boşanma ve miras hakkı yok denecek kadar az ve kullanılamayacak kadar zor koşullara bağlanıyor. Büyük dinler ve büyük Tanrı, kutsal kitaplarına yazıp İnsanlığa sunduğu yaşam projeleriyle, Kadın’ı ikinci sınıf İnsan olarak görüyorlar. Ayrımcılık yaratıyorlar, eşitsizliği meşrulaştırıyorlar ve bu nedenlede, çağımızın gerisinde kalıyorlar.
Anadolu Aleviliği’nin Kadına Bakışı
Anadolu Aleviliği’nin, değişik konulara yönelik fikirlerini geliştirirken, iki yöntem takip ettiği, dikkatlerimizi çekmektedir.
Birinci yöntem, Anadolu Aleviliği’nin öncülleri yada ataları, aynı konularda ne düşünüyorlarsa, onu ele alıp, çağın koşullarına göre uyarlayarak geliştirme yöntemi oluyor. Buna, Anadolu Aleviliği’nin kendi iç dinamiği ile geleşmesi, denebilir.
İkinci yöntem, diğer dinler içerisinden çıkan eleştirmenlerin yada aykırı düşünenlerin, ortadoxiye aykırı olan düşüncelerini ele alarak, hem Anadolu Aleviliği kendi düşüncelerini dahada geliştirmek niyetiyle ve hemde Anadolu Aleviliği ile diğer dinler arasındaki farklılıkları belirginleştirmek amacı ile, onlardan faydalanmak biçiminde oluyor.
Mesela bir çok tasavvufcu, yada, dini sorumluluk sahibi Kadın’ın, kendileri Anadolu Alevisi olmadıkları halde, onların kendi dinlerinde keşvettikleri haksızlıklar, ayrımcılıklar ve köleleştirmelere karşı, seslerini yükseltmelerini ve direnmelerini, Anadolu Aleviliği selamlamış, değer vermiş, onların kişiliğini ve duruşlarını kabul etmiştir. Bu tavır, Anadolu Aleviliği’nin, insancıl, yaşamı seven, özgürlükcü ve gelişmeyi destekleyen, dayanışmacı, vb. karakterinden kaynaklanmaktadır.
Mesela, Meryem Ana, Fatma Ana, vb. gibi Kadinlar, bunların hiç birisi, Anadolu Alevisi değildirler. Ama, Anadolu Alevileri bunlara değer verirler, saygı duyarlar, imkanı varsa düşüncelerinden ve yaşamlarından bazı örnerklerde alırlar, hatta onları ‘Ana Postuna’ layık görürler.
Alevi edebiyatında fazla isimleri geçmesede ve kendileri Anadolu Alevisi olmasalarda, Basralı Rabia ve Amasyalı Mihri Hatun, ikiside Anadolu Aleviliği bakış açısından, sahip çıkılması ve değerlendirilmesi gereken önemli isimlerdir.
Basralı Rabia, küçük yaşlarda ailesini kaybetmiş, sonra köle olarak satılmış ve daha sonrada serbest bırakılmış. Kendisi hiç evlenmemiş bir tasavvufcu ve şair. Rabia, bir elinde su bidonu ve diğer elinde yanan bir alev ile, Basranın caddelerinde dolaşıyormuş. Ne yapıyorsun böyle diyenlere şu cevabı veriyormuş. Bir elimdeki suyu cehenneme döküp oradaki ateşi söndürürken, diğer elimdeki ateş ile cenneti yakacağım. Büylece, her iki perdede kaybolacak ve hiç kimse cehennem korkusu yüzünden yada cennet sevdası ile Tanrı’ya ibadet edip, yalvarmak zorunda kalmayacak. Tanrı sadece sonsuz güzelliği ve sevgisi ile anılmayı haketmeli.
Rabia’ya yine soruyorlar, Şeytan’ı lanetliyormusun diye. Rabia cevap veriyor. Hayır, sevgili Tanrı bana, Şeytan lanetlemeye hiç zaman bırakmıyor.
Amasyalı Mihri Hatun, türk şiirininde önemli isimlerindendir. Kendisinin, her ne kadar Beyazıd çevresinde dolaştığı söylensede, şiirleriyle islamın geleneksel kurallarını eleştiriyor ve onlara karşı çıkıyordu.
Ayrıca erkek eğemen toplum yapılanmasınıda eleştiriyor ve kadınlar yönelerek, akıllı bir Kadın’ın bin tane akılsız Erkekden daha değerli olduğunu, anlatıyordu. Bu anlamda, Mihri Hatun, özel bir kişilik olması nedeniyle, Anadolu Alevileri tarafından değerlendirilmeyi hak ediyor.
Mihri Hatun, Kadın’ın ikinci sınıf İnsan olarak görülmesinin Tanrının işi değil, Erkekler’in işi olduğunu biliyor.
Alevi Öğretisi İçerisinde Kadın
Anadolu Aleviliği, tarihinde(Selçuklular’dan bu yana) hiç bir zaman ‘Devlet Dini’ olmadığı için, devletin Kadın’a karşı olan kanun ve kurllarını desteklemek ve meşrulaştırmak yükümlülüğünde olmamıştır.
Alevi Öğretisi her İnsan’ı, Kadın ve Erkek ayrımı gözetmeden, Can(Ruh) olarak ve Tanrı’nın eşit birer yansıması olarak, değerlendirir. Bu düşünce eski dinler döneminden, yani insanlık tarihinin ilk dini sayılan Animizm dini zamanından, kalma bir inançtır. Anadolu Alevileri’nin kendi atalarından kalmadır.
Eski Türk toplumlarında Kadın-Erken eşit konumdadırlar. Hacı Bektaş Veli, ‘Aslan’ın erkeğide Aslan dişiside Aslan’ diyerek bu düşünceyi korumuş ve devam ettirmiştir.
Bir çok konuda olduğu gibi, Kadın’a verilen önem konusuda, tabiki Hacı Bektaş Veli ile başlamadı ve onunlada bitmedi. Ama, Hacı Bektaş Veli, Kadın konusundaki düşüncenin atalarından kalmış halinin savunmasıyla, dar İslam kuralları baskısı altında eriyip kaybolmasını, yada yok olup gitmesini önledi. Bu durum her konuda yada hemen hemen her konuda böyle olmuştur(Nejat Birdoğan 2003, s. 391-404).
Anadolu Aleviliği ve Hacı Bektaş Veli, İslam dininin değişik konulardaki düşüncelerini dayatmasına karşı, çare olarak, bütün konularda İslam’ın kullaştırıcı ve köleleştirici düşüncelerine alternatif, daha evrensel ve daha çağdaş düşünceler geliştirerek cevap vermiş, kendini korumuştur. Anadolu Aleviliği’nin tek Tanrılı dinler ile ve özel olarakta İslam ile aralarındaki farklılıklarını kesin çizgilerle belirleyerek, kendi özgünlüğünü korumuş ve geliştirmiştir. Kadınlar konusundaki düşünce ve pratikleride böyle olmuştur.
Anadolu Aleviliği, Kadını üç konumda ele alır. Bir: Kadın, yaş durumuna, evdeki ve toplumdaki yerine göre ‘Ana’dır. Bütün Canlar ona Ana derler, onu öyse sayar ve öyle severler. İki: Kadın, kocasının yada erkeğinin eşidir. Eşlerde karşılıklı sevgi ve saygı temeldir. Üç: Kadın Bacı’dır. Eşlerin dışında bütün Canlar ona Bacı derler, onunla kardeştirler(İsmet Zeki Eyüboğlu 1993, s. 334-349).
Kadın’ın gelişmesi için, pratik deneyim sahibi olması bakımından, yürütülen pratik faaliyetler içerisinde Kadın’ın gönüllü ve özgürce yer alabilmesinin mümkün olduğu gibi, teorik yetişmenin sağlanması bakımındanda, Hacı Bektaş Veli ‘Kadınlarınızı Eğitin’ demiştir. Kadınların eğitimine özel bir önem vermiştir. Bu niyetle kurulan ‘Bacıyanı Rum’ örgütlenmesi, Kadın’ın temsil enstitüsü olduğu kadar, aynı zamanda, Kadın’ın pratik ve teorik olarak eğitildiği bir okul konumundadır.
Evlenme, boşanma ve miras konularında, Kadın’ın özgür iradesi ve eşit yaklaşımı genel tavırdır.
Sonuç Yerine
Avcılık ve Toplayıcılık’la uğraşan İnsan topluluklarının dini Animizmdi. Animizm her Varlığın tanrısal bir Ruh(Can) sahibi olduğunu düşünür ve Bütün Ruhlar’ı birbirlerine eşit değerde sayar. Hem Avcılığa ve hemde Toplayıcılığa, Kadın ve Erkek herkes kendi özgür iradesi ve isteği ile katılıyordu. Bu toplum biçiminde, Varlıklar yada İnsanlar arasında, herhangi bir hiyarerşi, herhangi bir kısıtlama veya yasaklama kaynaklı, ayrımcılık yoktu.
Anadolu Aleviliğinin ve Alevi Öğretisinin, esas Elemetleri(Öğeleri) olan tanrısal Ruh ve Ruhun göçü, gibi düşüncelerin, Animizm döneminden kaldığı ve kensisini koruyarak günümüze kadar geldiği için, Anadolu Alevi Öğretisi(Felsefesi), Kadın ve Erkek ayrımı tanımaz. İkiside eşit değerde birer Can’dır.
Tarım Devriminin gerçekleşmesi, iş bölümünün Kadınlar’ın aleyhine gelişmesi, köleciliğin gelişmesi ve Kadınlar’ın köleleştirilmesi, yine bu dönemde ortaya çıkan büyük Dinler(Yahudilik, Hırıstiyanlık,İslam) tarafından kabul edilmiş ve meşrulaştırılmıştır. Anadolu Alevileri, tarih boyu Avcılık, Hayvancılık, Toplama ve küçük Tarım ile uğraştıklarından, yeni gelişen büyük İnparatorluk dinlerine ihtiyaç duymamışlar. Büyük dinlerin misyonerci ve baskıcı ısrarlarına karşı direnerek, kendi eski inançlarını, zamana uyarlayarak yaşamaya ve yaşatmaya devam etmişlerdir.
Öğretide böyle eşitlikci ve özgürlükcü bir özellik varıken, sosal ve kültürel yaşamda, dışardan, eğemen toplum anlayışından etkilenmeler dolayısıyla yada iç bozulmalar nedeniyle, Kadınların negatif ayrımcılığa uğradığı durumlar görülmektedir. Erkek çocuklar ile Kız çocukların yetiştirilmesi konusunda uygulanan eşitsizlikler bu konuya açık bir örnektir. Aile içi iş blümünün paylaşımındada yine Kadın’ın genellikle negatif ayrımcılığa uğradığı görülmektedie.
Alevi rituallerinin gerçekleştiriliş biçimlerinde de, Erkekler’in öne çıktığı yada çıkarıldığı, Kadınlar’ın ikinci plana itildiği, anlar görülmektedir. Mesela, rituallerdeki hizmet sahiplerinin neredeyse tamamının erkeklerden oluşması, Kadın’ın meydana sürekli Erkek’ten sonra girmesi, yada Kadınlar’ın Cemler’de Erkekler’in arkasına oturması, bazı Cemlerde Kadın’ı kapatma çabaları, vb. gibi tutum ve davranışlar görülmektedir.
Bu davranış biçimlerinin, Alevi Öğretisinin özüne aykırı olduğunu, eğemen toplum anlayışının baskısı ile içe taşınan yabancı hal ve davranış biçimleri olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Alevi toplumunun görevlerinden birisi, baştada kurumların görevlerinden biriside, bu öğretiye aykırı ve neğatif uygulamaların süreç içerisinde giderilmesidir. Her kimki, Anadolu Aleviliği’ni başka din ve inançlara benzetmeye çalışıyorsa, Anadolu Aleviliği’nin geleceğini bitiriyor veya öldürüyor demektir.
Alevi örgütlenmesinde üst kurumlarında ve üst kurumların yönetiminde, dikkat çeken, Kadınların azınlıkta olmaları durumu, Alevi öğretisinden kaynaklanmadığını söylemek mümkündür.
Alevi inanç rituallerindki görev paylaşımında, Kadınlar’ın yeteri kadar hak ve görev sahibi edilmedikleri, faaliyetlerinin sınırlandırıldığı doğrudur. Halbuki, mevcut görevlerin daha hakkaniyetli bir biçimde, yada değişe değişe, paylaşılması mümkündür.
Görevlerin, yetkin ve yetenekli kişiler tarafından, yerine getirilmesi tercihi, bazan haksızlık gibi görünsede, doğru olabilir. Alevi kurumları, Kadın ve Erkeklerin yetenek, beceri ve bilgilerini sürekli artırıcı çalışmalar yürütmelidir. Kurumlar için yönetici olabilecek, yetenkli ve yetkin, elemanlar(Kadın ve Erkek) yetiştirmelidir.
İçerisinde yaşadığımız büyük toplumların, Kadın’a karşı ayrımcı anlayış tavır ve davranışları, çeşitli yollardan dışarıdan içimize taşınabiliyor. Bu konudada dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor…
Toplumsal, Siyasal Haklar ve Kadın
Aile’de iş bölümüyle başlayan ve giderek Kadınları toplumsal ve siyasal yaşam alanlarından dışlayan uygulamalar, Kadın hakları mücadelesini ve mücadelecilerini ortaya çıkardı. Kadınlar, var olan bütün haklarını belli bir mücadele sonucu aldılar. Öğrenim ve iş hakkı, seçme ve seçilme hakkı, evlenme boşanma ve misas hakkı, eşit işe eşit ücret, vb. gibi haklar hep uyun yılların mücadelesi sonucu elde edilen haklardır.
Bizim burada söylemek istediğimiz şudur, Anadolu Alevileri, Kadınların bütün hak ve özgürlük taleplerini destekler ve onlarla dayanışma içerisinde bulunurlar. Anadolu Alevileri, bütün toplumsal tabaka ve sınıfların, her türlü hak ve özgürlüklerinin, mümkün olan en geniş ve kullanılır biçimde gerçekleşmesini, kendi geleceklerin devami ve haklarının garantisi olarak görürüler.
Aşk ile, …
 04.04.2022, Frankfurt
Adı Geçen Kaynaklar:
Asmussen, Jes Peter: Der Manicheismus, in: Jes Peter Asmussen u.a.(Hrsg): Handbuch der Religionsgeschichte, Bnd 3, Kobenhaven 1972
Birdoğan, Nejat: Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik, İstanbul 2003
Boyce, Mary: Der spätere Yoroastrismus, in: Jes Peter Asmussen u.a.(Hrsg): Handbuch der Religionsgeschichte, Bnd 2, Kobenhaven 1972
Bruinessen, Martin Van; Alevi Kürtlerin Etnik Kimliği Üzerne Tartışma. Aslını İnkar Eden Haramzadedir, Birikim 88, Ağustos 1996
Cameron, Rondo: Geschichte der Weltwirtschaft 1, Stuttgart 1991
Colpe, Carsten: Zarathustra und der frühe Zoroastrismus, in: Jes Peter Asmussen u.a.(Hrsg): Handbuch der Religionsgeschichte, Bnd 2, Kobenhaven 1972
Die Bibel, Altes und Neues Testament, Stuttgart 1980
Ertop, Kıvanç/Yetkin,Çetin: Siyasal Düşünceler Tarihi, İstanbul 1985
Eyüboğlu, İsmet Zeki: Bütün Yönleriyle Bektaşilik, İstanbul 1993
Gölpınarlı Abdülbaki: Alevi Bektaşi Nefesleri, İnklap-İstanbul
Harari, Yuval Noah: Eine kurze Geschichte der Menschheit, München 2013
Scharlipp, Wolfgang-Ekkehard: Die Frühen Türken in Zentralasien, Darmstadt 1992
Schmidt, P. Wilhelm: Die Primeren Hirtenvölker der Alt-Türken,….; Münster 1949
Türkçe Meali ile KUR’AN-I KERİM, London 1990

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.