Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

FEDA Eş Başkanı Demir Çelik: Gelin Canlar Bir Olalım!

⌈Demir Çelik⌉

Her şeyden önce önümüzdeki ayların ve yılların biz Aleviler için oldukça kritik ve önemli olduğunun altını çizmek isterim. Bu süreç inançsal, siyasal ve toplumsal çalışmaların geleceği açısından da büyük riskler içeren bir süreç olacağının bilinci ile hareket etmemiz gerektiğine inanıyorum. Şimdiye kadar yaptıklarımızı da aşan yaratıcılıkta ve kararlılıkta mücadele yöntem ve tarzı ile inancımızı ve inanç değerlerimizi sahiplenmenin ve toplumsallaştırmanın  hayatı konu olduğunun altını çizmek isterim. Her bir bireyin, her bir toplumsal kesimin, dolayısıyla hepimizin bu süreçte mutlaka yapacakları vardır. Faşizme, tecrite ve tek adam diktatörlüğüne karşı yürütülen mücadeleye katılımı, sıradan ve dayanışan düzeyde düşünmeyiz. Çünkü dünyada yaşanmakta olan 3.dünya savaşında her gün yeni dengeler, yeni ittifak güçleri ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler sonucu da yeni olanaklar, fırsatlar ve riskler ortaya çıkmaktadır. Toplumsal, siyasal, inançsal ve ekolojik kırımın yaşanmakta olduğu bu savaşta yok olmamak, varlığımıza, inancımıza, kimliğimize ve kültürümüze sahip çıkmak için tüm imkân ve olanakları kullanarak mücadeleden geri durmamak gerekiyor. Bu başarmanın, zaferi kazanmanın en önemli adımı, hatta mücadelenin kendisi olmaktadır.

Ukrayna-Rusya savaşında da görünürde Rusya-Ukrayna olsa da, savaşın arkasında çoklu emperyalist kapitalist güçlerin olduğu çok açıktır. Bir yandan Rusya ve Şangay Ekonomi Örgütü’ nün üyeleri, diğer yandan ABD ve AB ülkeleri bu savaşın taraflarıdırlar. 1991 Körfez savaşıyla devam eden dünyanın yeniden paylaşımı ve dizaynın üçüncü dünya savaşı şu an için Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya ve Ukrayna- Rusya’ da askeri ve siyasi alanlarında devam ederken dünya genelinde emperyalistler arası diplomatik, biyolojik ve nükleer alanlarında kıyasıya çelişki ve çatışmalar devam etmektedir. Kapitalist-emperyalist sistem demokrasi, insan hakları diyerek halkların taleplerini istismar ediyor, savaşlarına bir yandan halkları katmanın iknası içindeyken, diğer yandan da halkların ve inançların kıyım ve katliamının fermanını vermektedirler. Halkların, inançların, kadınların ve ezilen toplum kesimlerinin özgürlük mücadelesini sahiplenmek yerine terörize eden zihniyet, üçüncü dünya savaşının zihniyetidir. Günümüzde emperyalistler arası, emperyalistlerle ulus devletler arası çelişki ve savaşlar yaşanıyor olsada, asıl çelişki ve çatışma bu her iki devletçi güçle halklar, inançlar ve ezilenlere arasında yaşanmaktadır. Bu nedenle egemenler ve egemenlikçi sistem her gün yeni ittifakları ve güçbirliği içinde alanın birinde dost gördüğüne diğer alan ve sahalarda düşman kesilebiliyor. Egemenlerin çıkara dayalı stratejilerinin taktiksel hamlelerinin altında her zaman olduğu gibi halklar ve inançlar kalmaktadırlar.

Türk ulus devleti kuruluşundan itibaren halkları ve inançları inkar etmiş, kat¬tam ve soykırımlardan geçirmiştir Bugünde halklar ve inançların temel taleplerini karşılayacağına içerde halkları ve inançları düşmanlaştırmakta, dışarda çoklu alan ve sahalarda savaşçı politikaları sürdürmektedir. İçerde halklara ve inancımıza karşı yürüttüğü bu kirli ve düşmanca politikalara karşı demokrasi cephesini genişletmek, hak mücadele direnişini geliştirmek büyük önemi arzetmektedir. Bu anlamda Kürtlerin, emekçilerin, ezilenlerin özgürlük mücadelesi ve temel taleplerini savunmak, Alevilerin temel talepleri ile demokrasi güçlerin taleplerini ortaklaştırmak hayati önemde konudur.  İnkarcı, katliamcı zihniyete karşı ortak yaşam değerlerini korumak, büyütmek, zafere kadar mücadele etmek hepimizin insan olmanın gereğidir. Nahak iktidarın kirli, asimilasyoncu zihniyetine karşı bu bilinçle görev edinip sorumluluk yüklenirsek kazanabiliriz. Aksi yaklaşım ve duruş bize büyük kaybettirir.

Alevilerin yaygın ve örgütlü kurum ve yapıları demokrasi mücadelesindekilerle mücadele ortaklığını geliştirebilirlerse  özgürlüğünü kazanma, varlığını sağlama noktasındadır diyebiliriz. Bu olasılığın yanı sıra hala  atlatamadığımız büyük tehlike ve risklerinde olduğunun altı çizilmeye değerdir. Bu nedenle “Yol Bir, Sürek Binbir” düsturu gereğince birliğimizi büyütmez, güçlü ve örgütlü mücadelelerle mazlum ve mağdurların yanında onlarla birlikte demokratik, evrensel hukuka dayalı dönemin hakikati olan ortak yaşamı inşa etmeliyiz. Bunu en çok biz Aleviler başarabiliriz. Çünkü tarih boyunca iktidara bulaşmamış, dikey olmayan yatay ocaklar sistemi ile devletçi sistemin yanı başında hak ve hakikatımızı toplumsallaştırmışız. Derisi yüzülmesine, idam sehpalarında asılmalarına, boynu vurulmalarına rağmen Yol önderlerimiz asla zalimlere boyun eğmemiş, biat etmemiş, hep haktan ve haklıdan yana olmuşlardır. Yol önderlerimizden alacağımız feyzle kirleten ve kirletici olan iktidardan uzak durmak, insanı, doğayı ve doğadaki canlı ve cansız varlıklarla olan ikrarımızı hatırlamamız, rızalık üzerinde yaşanan toplumsallığımızı yeniden yaşanır kılmak bize büyük kazandıracaktır. Örgütlü, bilinçli ve Yol’un öğretisi dışındaki yaklaşım ve tarzın kaybettireceğini, tehlikenin daha da artacağını bilmek durumundayız. Türk devleti ilk yüzyılını Kürtlerin, Alevilerin soykırımını tamamlayarak, inkârcı, katliamcı zihniyetini ikinci yüzyılda da devam ettirmek istiyor. Bu anlamda Kürtler ve Aleviler olarak herkesten çok bu bilinçle süreci karşılamalı, gereklerini yerine getirmeliyiz. Bu anlamda bugün varlığımızı göstermeli, sesimizi yükseltmeli, soykırım saldırılarını ve kültürel soykırımcı zihniyeti aşacak bir ruhla her anı mücadele ve sosyal ve kültürel aydınlanma ile dolu dolu geçirmeliyiz. Çünkü faşist, dinci iktidar inancımıza kültürel soykırımı dayatmakta, inancımızın tarihsel belleğini ve hafızasını kazımaktadır.

Bu gün demokrasi için, halkların ve inançların özgür ve ortak yaşamı için mücadele eden Kürtlerin örgütlü gücü soykırıma uğratılarak tasfiye edilmesi, başta Aleviler olmak üzere farklı halklara ve inanç guruplarına, kadınlara büyük kaybettiren olur. Özellikle de biz Aleviler açısından çok tehlikeli bir sürecin yaşanmakta olduğunu bilmemiz gerekiyor. Örgütlü Kürtlere karşı varını yoğunu ortaya koyan devlet, Alevilere bu koşullarda  bile saldırıyorsa,  zafer kazanması  halinde neler yapmaz ki? Aleviler, son yaşananlardan da bu durumun ciddiyetini görmelidirler. 2022 Eylül’ ünde Ankara’da birdenbire çok dergâha eş zamanlı yapılan saldırılar, daha öncesinden de Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, tehditler yaygınca yaşanmışlığını asla akıldan çıkarmamlıdırlar. Geçen yıl Alevi Bektaşi kültürü daire başkanlığını kurarak, bu başkanlığı da kültür bakanına bağlayarak Alevileri kandırma, devlete bağlama, Alevileri başkalaştırma çalışmaları devam ederken, bu yılda ÇEDES adıyla bir proje geliştirerek çocuklarımızı imam ve hocaların dini vaaz ve telkinlerine tabi tutarak aklını çelme, asimilasyonla Sünni Hanefi mezhebine yedeklemeye çalışıyorlar. Anayasasında “devleti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” diye yazılmasına rağmen bunu yapıyorlar. Eğer devlet demokratik ve laikse eğitimi ; demokratik, bilimsel, parasız ve anadilde olmalıdır. Böyle olmadığını, devletin laik ve demokratik hukuk devleti olmadığını yüksek seslendirmeliyiz.  Bütün bunlar sadece biz Alevileri de ilgilendiren konular değildir. Ancak toplumun öteki kesimleri bunun farkında olmayıp sessiz kalmayı kendilerine hak görüyor. Halbuki bütün bunlar çok yoğun saldırılar olup Türkiye’ nin 85 milyon insanın geleceğini ilgilendiren eğitimin dincileştirilmesi, Türkiye’ nin ise Afganistan ve Suudi Arabistanlaştırılması olduğunu ve daha da yaygınlaşarak devam edeceğini görmek ve değerlendirmek durumundayız. Alevi toplumunu, Alevi açılımı adı altında denetime almak istiyorlar. Alevileri katleden, evlerini işaretleyen, kurumlarına saldıran, hakaret eden bu zihniyet, utanmadan Alevi açılımından bahsetmektedir. Bütün bu yapılanlar, CHP’nin de verdiği “pasla” AKP-MHP eliyle, Alevilere karşı geliştirdiği soykırım ve asimilasyon saldırısıdır. Alevileri teslim alma, iktidarın ve devletin hizmetine koymanın girişim ve hamlelerıdir. Bu işin özü Alevileri bitirmeyi, Aleviliği de tarihten silmeyi hedeflemektedir. Bu saldırı yönteminin birinci ayağı, Alevileri maaşla, mevki ve yetkiyle, yol-su-elektrikle teslim almak ve asimilasyona uğratmaktır, bir bütünen devlete yamama, bağlama amaçlıdır. Bunu başarabilirse önümüzdeki on yıllarda Alevilikten baseden olmayacaktır.

Aleviler binlerce yıl devlet dışı inancı yaşamış ve yaşatmış olan insan toplumsallığın kendisi olmaktadır. İktidarı ve devleti tanımamış, devlet ve iktidar dışı kalmayı başarmış, inancını, kültür ve geleneklerini bu insani yöntemle yaşamış, demokratik komünal kalarak bugüne kadar gelebilmiştir. Böylece ait olduğu toplumun demokratik damarını oluşturan kesim olmayı da başarmış bir inançtır. Bu tarihsel, kimliksel ve inançsal özden ve hakikatten ötürü, Alevileri Kültür bakanlığındaki bir müdürlüğe, ya da daire başkanlığına bağlamak demek, Alevileri bir kez daha katletmek demektir. En basitinden de devletin, üstelik de AKP gibi Sünni iktidar İslamcı ve MHP gibi ırkçı faşist katil bir anlayışın Alevisini yaratmak, bize kendilerine göre biçim vermek, yeni don biçmek demektir. Devlete bağlı Aleviliğin demokratik değerleri temsil etmesi mümkün değildir. Devletin amacı: Aleviliği toplumsal olmaktan çıkarmak, demokrasi değerlerinden uzaklaştırmak, toplumsallığına ve bu toplumsallıkla yaratılan değerlere, kültüre ihanet ettirmektir. Yine ilerici, yurtsever ve bilimsel değerlerden kopartmak, gericileştirip hakikatini karartmak ve kapatmak demektir. Bu yolla Alevilere karşı çok farklı bir savaş açılmış durumdadır. Hem de askeri savaş yöntemi kadar etkili ve şiddetli bir savaştır bu. Yapılan şey, Alevileri teslim alan, kültürel ve inançsal kırıma uğratan, asimilasyonla onları başkalaştırmayı daha da derinleştiren bir savaş yöntemidir bu.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir