Dağların İki Sesi: Dadaloğlu İle Evdalê Zeynikê
⌈Burhan Arslan⌉
19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı’nın zorbalığına karşı dağlarda iki ayrı halkın iki ayrı sesi yankılandı: Türkmenlerin Dadaloğlu’su ile Kürtlerin Evdalê Zeynikê’si. Biri sazıyla fermanı reddetti, diğeri stranıyla halkın kaderini söyledi. Her ikisi de aynı direnişin farklı dillerdeki yankısıydı.
Ferman Padişah’ınsa, Dağlar Bizimdir
Tanzimat fermanlarıyla Osmanlı, göçer aşiretleri yerleşikliğe zorlamak, ağır vergilerle zincirlemek istiyordu.
Konar göçerlerin özgür yaşamı artık devletin gözüne sığmıyor, vergiler halkın belini büküyordu.
Çukurova’nın bağrında bu baskıya ilk başkaldırı geldi: Kozanoğulları ayağa kalktı.
Türkmen obalarının “yeter” deyişi, bir sazın tellerinde yankılandı.
O ses Dadaloğlu’ydu.
“Ferman Padişah’ınsa, dağlar bizimdir!” diye haykırdı.
Ve ardından şu sözlerle isyanın dilini yarattı:
“Şalvarı şaltak Osmanlı,
Eğeri kaltak Osmanlı.
Ekende yok, biçende yok,
Ama yiyende ortak Osmanlı.”
Bu dizeler, göçebe halkın dilinde bir direniş nefesine dönüştü. Osmanlı, isyanı bastırmak için ferman çıkardı.
Bir Stranla Direnen Halkın Sesi
Aynı yıllarda, Toprakkale’de Sürmeli Mehmet Paşa dört yüz yiğitle yola çıktı.
Her köyden bir delikanlı, her aşiretten bir can… Kadınların gözyaşları, çocukların feryatları arasında bir ses yankılandı:
Evdalê Zeynikê.
O sadece stran söyleyen bir dengbêj değildi; halkın kaderini, acısını, umudunu dile getiren bir bilgeydi.
Paşa ona seslendi:
“Evdal, bir stran söyle. Yürekler dağlansın ama dirensin.”
Ve stran yükseldi; hüzünle direniş arasında salınan bir çığlık gibi:
“Dersimê hoş, Dersimê
Çiyayên te bilind in,
Suyê te xweş û ronî ye,
Gelo em heval in?”
Söz Tanıdı Sözü, Ses Tanıdı Sesi
Yol kısa ama zorluydu; Dersim üzerinden geçiyordu.
Dersim, o dönem de direnişin kalesiydi.
Mameki’de mevzilenmiş Dersimliler, ordunun yolunu kesti.
Paşa, Evdal’e dönüp şöyle dedi:
“Söyle bir stran… Kürtçe söyle. Bilsinler ki biz düşman değiliz.”
Evdal’in sesi dağlardan yankılandı.
Söz tanıdı sözü, ses tanıdı sesi.
Dersimliler silahlarını indirdi:
“Buyurun,” dediler,
“Kardeşin nefesiyle gelenin yolu açıktır.”
İki Halk, İki Söz, Bir Dağ
Kozan Dağı’na varıldığında tarih, iki büyük sesi karşı karşıya getirdi:
Bir yanda Dadaloğlu’nun sazı, isyanın ateşiyle dolu;
Bir yanda Evdalê Zeynikê’nin stranı, acının ve ağıdın diliyle yoğrulmuş.
Aynı savaşta, farklı saflarda
Ama aynı halkların vicdanında
İki devin nefesi birleşti:
Biri direnişin türküsünü,
Diğeri barışın stranını söyledi.
Ve Savaşın Sonunu Kılıç Değil, Hastalık Yazdı
Savaşın sonunu kılıç değil, kolera ve yılan sokması yazdı.
Dört yüz yiğitten geriye yalnızca birkaç can kaldı.
Evdal, hastalığın gölgesinde sustu.
Dadaloğlu ise direnişin türküsünü dilden dile büyüttü.
Onlar birbirinden habersizdiler;
Ne Evdal duydu Dadaloğlu’nu,
Ne Dadaloğlu işitti Evdal’ı.
Ama ikisi de çağlarının tanığı oldu:
Biri direnişin nefesi,
Biri ağıdın dili.
Ve tarih bugün bize şunu fısıldar:
Her ozan kendi halkının gözünden görür,
Ama sözler birleşir bir yerde —
Acının, direnişin, insanlığın
Ortak türküsünde.


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler