Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat: ” Delil Uyanmıştır !”

AABK ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat’ın Delil Eğitim Akademisi’nin Sempozyumunda “Aleviliğin Akademik ve Kamusal Alandaki Önemi” Üzerine Yaptığı Konuşması..

Saygı Değer Hanımefendiler,
Saygı Değer Beyfendiler,
Değerli Canlar,

Bugün Duisburg – Essen Üniversitesinde, Aleviler açısından oldukça önemli, anlamlı ve ihtiyaç olan bir akademik çalışmanın ve mücadelenin başlangıcına tanıklık ediyoruz.

Aleviler olarak, demokratik, sosyal, inançsal ve hukuksal mücadelemizin yanına, şimdi akademik alandaki bilimsel çalışmaları koyarak, akademik dünyada hak ettiğimiz yeri almanın çabası içindeyiz.

Tüm dünya dinleri ve inançlar, düşünsel, felsefi ve teolojik gelişmelerini sağlamak ve tarihe kendilerine ait bir külliyat oluşturmanın çabası içindedirler. Biz de dünya tarihe, kendi tarihimizi yazdırabilmek adına çok önemli bir adımı atılıyoruz.

Bu tarihi güne şahit olmak ve gururu birlikte yaşamak için bizi yalnız bırakmayan AKM-Cemevlerimize, dostlarımıza, bilim insanlarımıza, Duisburg Essen, Hamburg Üniversitelerine, BW Weingarten Eğitim Fakültesine bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum.

Avrupa ve Türkiye’nin birçok uzak bölgesinden bugün buraya kadar gelen, siz değerli canlarımızı, dostlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum, Hoş geldiniz.

Özelikle buradan, bugün açılış resepsiyonunu yaptığımız Delil Eğitim Akademi’mizin bugünlere gelmesinin arkasında büyük bir emek olduğunu ifade ermek istiyorum. Yaklaşık dört yıl önce başladığımız, özelikle son iki yıldır yoğun bir tempo ile yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda nihayet bugün resmi aҫılışımızı yapıyoruz. Bu çalışmanın başından beri, bu projenin bir çalışanı olarak, oluşturduğumuz çalışma grubu üyelerimize huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Avrupa Alevi hareketi yaklaşık 28 yıldır yürüttüğü mücadele sonucunda çok önemli başarıların ve kazanımların altına imza attı.

Hak eşitliği anlaşmaları, Alevilik Dersleri, Üniversitelerde kürsüler gibi… Avrupa’da 14 ülkede örgütlü olan Alevilerin, ortak değeri Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa’da yaşayan yaklaşık 1,5 milyon Alevinin kamusal alanda vicdanı, gözü, kulağı ve sözcüsü oldu.

Birçok önemli projeye imza atan AABK özelikle bilim dünyasında atılması gereken adımı atamamanın eksikliğini hep yaşadı. Oysa Avrupa Alevi hareketinin kurulduğu ilk günden itibaren hem tüzüğünde, hem de programında kendi bilim kurulunu kurma hedefi her zaman vardı.

AABK’mıza bağlı tüm AKM-Cemevlerimizin kendi bünyelerinde oluşturdukları kurullar içerisinde “Bilim ve Araştırma Kurulu” vardır ve tüzüklerine de eklenmiştir. Fakat bu görevler ve kurulların eksikliği bir türlü giderilememiştir.

İşte bugün, bu eksikliği zor şartlara ve kısıtlı imkânlara rağmen giderebilmenin ilk adımını atıyoruz. Eksiğiyle, fazlasıyla bu adım yarın çok önemli projeleri hayata geçirmemizde öncülük edeceğine olan inancım sonsuzdur, tamdır.

Özellikle Aleviler açısından bilim dünyasında hak ettiği yeri alması, bilim dünyasında varlığını sürdürebilmesi son derece hayati bir öneme sahiptir. Çünkü Aleviler tarihin her döneminde çok büyük haksızlıklara uğradılar.

Daha 15-20 yıl öncesine kadar, Alevileri tanımayan, inkar eden ve asimile etmek isteyenler, Aleviler hakkında yazdılar, çizdiler. Aleviliği teolojik, siyasal, kültürel anlamda nerede ve nasıl görmek istiyorlarsa ona göre sözüm ona bilimsel çalışmalar yaptılar.

Alevileri asimile etmek, kendine benzetmek adına egemen inançların bilimsel baskılarına maruz kaldılar. Bu sürece paralel olarak tarihin her döneminde büyük katliamlar yaşadılar. Yerlerinden, topraklarından sürgün edildiler. Yaşanan tüm bu olumsuzluklar Alevilerin kamusal alana çıkmasında büyük bir engel teşkil etti. Bu süreç, Alevi örgütleri kuruluncaya kadar devam etmiştir.

Kamusal alan denilince akla ilk gelen isim Jürgen Habermas’dır. Habermas kamusal alanı söyle açıklar: kamusal alan, ‘kamuoyunun oluştuğu toplumsal bir alanı ifade etmektedir. Bilindiği üzere bunun birkaç boyutu mevcuttur: kamusal alan müşterek fikirlerin oluştuğu ve biçimlendiği bir alandır; tüm vatandaşların bu alana giriş hakkı vardır; herhangi bir sınırlanma ve kısıtlamaya maruz kalmaksızın vatandaşların düşünce ve toplanma özgürlüğü vardır.

Bu tanımlamadan yola çıkarak, neden Aleviler kamusal alanda bu kadar gecikmeli yer aldı ve neden kamusal alanda hak ettiği kadar yer bulamadı sorusunu kendine sormak ve cevap bulmak zorundadır.

Alevi inancında en kutsal varlık insandır. Ve her şey insanda saklıdır. Yani Hak, Hakikatte saklıdır. Öğleki Aleviler kendi inancını yaşarken ya da bazı erkânları yürütürken görünür bir şekilde yapmamışlardır. Hak ile Hak olmak, bir olmak adına, gösteriden ve gösterişten uzak, ikrar verip yola girenlerle ibadetini yaşamıştır. Böyle bir inancın kamusal alanda yeterince yer alamamasının iki temel nedeni vardır. Bir, Alevi inancı kendi içinde zaten gözlerden ırak, gösterişten uzak yaşamasıdır, iki, tarihin her döneminde yaşadıkları katlımalar, baskılar ve tehditler nedeniyle kendilerini saklamak ve gizlemek zorunda kalmalarıdır.

TC Anayasa’nın 24. maddesinin 3. fıkrasında “Kimse; …dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” hiçbir dine itikadı olmayanların da haklarının koruma ve güvence altında olduğu, kimse dini inanç ve kanaatlerinden veya dini itikada sahip olmamasından dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve ayrımcılığa tabi tutulamaz’” Pratikte bu anayasa maddesi hiç bir dönem uygulanmamıştır.

Ekonomik, sosyal ve siyasal birçok nedenden dolayı köy ve kasabalarda yaşayan Aleviler özelikle büyük şehirlere, metropollere göç etmek zorunda kaldılar. Bu göç ile birlikte kendilerini koruyabilmek adına kimliklerini gizlemek zorunda kaldılar. Yaşamsal haklarını koruyabilmek ve egemen toplumdan dışlanmamak için egemen topluma benzemek için cuma ve bayram namazına gitmek, ramazan orucu tutmak durumunda bile kaldılar.

Sadece toplumsal baskıya maruz kalmadılar, mahalle baskısı ile birlikte devlet baskısıyla da karşı karşıya kaldılar. Cumhuriyet tarihinde dergâhların kapatılması, köylere cami ve imam atanması, zorunlu din dersi, kamuda iş bulma, terfi etme gibi zorluklar, doğal olarak Alevilerin kendilerini saklamalarına neden oldu.

Tabi bu olumsuz sürece bir de Alevilerin kendi içinde de göç ile birlikte ortaya çıkan sorunlar söz konusu oldu. Alevi dünyasının özellikle yaşadığı iç tartışmalara bakıldığında, bilimsel ve akademik çalışmalara ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu görebiliyoruz. İçe dönük ve kendi içinde yaşayan Aleviliğin köylerden kasaba ve şehirlere göç ile birlikte kamusal alana da açılmış oldu. Dün köylerimizde yaşadığımız ve sorunlarımıza cevap bulduğumuz birçok meseleye, artık şehirlerde cevap bulamaz olduk. Bir inanç toplumu kendi sorunlarına, günün koşullarına uygun çözümler üretemediğinde varlığını sürdürme şansı fazla olamaz.

Ayrıca, Aleviler kendi coğrafyalarında bir birlerinden habersiz, bilgisiz yaşadılar. Herkes yaşadığı bölgeye bakarak Aleviliği anlamaya, yaşamaya çalıştı. Bu gerçekten yola çıkarak herkes kendi bölgesinde yaşadığı gerçekleri, diğer bölgelerde yaşayanlara dayatır oldular ve “biz doğrusunu yapıyorduk demeye başladılar.” Bu çatışmaları önlemek Alevi hareketlerinin birinci görevi olmalı. Aksi takdirde ciddi bir iç çatışmaya doğru sürüklenir ki, bu gibi sorunlar Alevilerin hak ve yaşam mücadelesine ciddi zarar verebilir.

Aleviler açısından tüm bu sorunlara cevap vermek ve kamusal alanda kendine yer bulmak hiç de kolay bir iş değildi. İş de, bu nedenlerle Aleviler devletin Türk İslam resmi ideolojinin dayatmalarına karşın, kendini koruyabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için metropollerde ortaya çıkan sorunlarına cevap bulmalıydı. Asimile, inkâr ve katliam politikalarına karşı mücadelenin başlatılmasının tek koşulu ise örgütlenmekti. Ve Aleviler örgütlenmeye başladılar.

Alevilerin Cumhuriyet tarihinde sahneye ilk çıkış yılları göç ile birlikte 1963’lere dayanır. Ankara Üniversitesi’nde de okuyan Alevi öğrenciler bir araya gelerek. bir tertip komitesi oluştururlar. Bu komitenin başını Mustafa Timisi, Seyfi Oktay gibi isimler ceker. 1963 yılında ciddi hazırlıklar yapılarak, bir basın açıklamasıyla ilk defa Aleviler kamuda kendini ifade edebilme şansını yakalarlar. Ardından da bildiğiniz gibi Birlik Partisi kuruldu. 1980’lerin sonundan itibaren kamuoyunda kendi söylem ve kimlikleriyle ortaya çıkmaya başlayan Aleviler, kimliklerinin kamuoyunda dile getirilmesinde medya kanallarını etkili bir şekilde kullandılar. 1980’lerde Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu dörtlüsünün çıkardıkları Muhabbet 1,2, 3, 4, 5 kasetleri, Alevilerin kamusal alanda kendilerini ifade etmeleri konusunda ciddi bir öz güvene dönüştü.

1993 Sivas Madımak katliamı ve ardından 1995 Gazi katliamı Alevilerin örgütlenmelerini hızlandırdı. Örgütlenmeyle birlikte Aleviler kamusal alanda daha güçlü ses çıkarabilmenin imkânına ve koşullarına kavuştu. 2000’li yıllar sonrası sınamalarda da Alevilerin sorunları söz konusu olunca daha bilinir ve görünür oldular.

Yeterli olmayan ama yaşanan bu olumlu gelişmelere rağmen, Aleviler teolojik, ideolojik, kültürel, hukuksal ve akademik çok yönlü halen kuşatma altındadır. Alevileri kuşatan gerici, mezhepçi ve ideolojik tüm düşünsel tahribatlara karşı akademik ve bilimsel düzeydeki yaklaşımlarla karşı durmak, kaçınılmaz bir sorumluluktur.
AABK bünyesinde bir bilim kurulu olan akademinin kurulması talebinin çok yüksek olmasının altında yatan en önemli dinamik, Alevi inancına ait olmayan ve egemen inançlar tarafından oluşturulmuş bilgi kirliliğinden kurtulmak, kendi termolojisini kullanmak ve varlık gerekçesi olan kendi öz değerleriyle buluşma isteği ve hedefidir.

28 yılı aşkındır süregelen Alevi örgütlenmesi artık yeni bir aşamaya geçiyor. Alevi hak mücadelesinin çeşitli zeminleri var. Bunlar inançsal alanda kimlik bilinci oluşturmak. Kültürel, siyasal, demokratik, hukuksal mücadele gibi.. Ama bugüne kadar eksikliğini hissettiğimiz en önemli mücadele zeminlerinden biri de akademik alandır.

Resmi görüşün Aleviliğe dair en çok tahribatı, teolojik ve akademik alanda kuşattığını görüyoruz. Biz Avrupa Alevi hareketi olarak o cepheyi bugüne kadar çok boş bıraktık. Şimdi bu alanda da görünür olmak, güç biriktirmek ve akademik mücadelenin gereğini yerine getirmek için, Alevi dünyasının hak ve talepleri konusunda akademik çalışmaları olan kesimleri buluşturacak zeminler yaratmak zorundayız.

Özelikle yazılı kaynaklarının gerektiği kadar fazla olmaması, inanç ve öğretinin daha çok pirler, âşıklar, şairler gibi taşıyıcı unsurlar üzerinden gerçekleştirildi. Fakat her sözlü aktarım, kendi içinde yeniden yorumlama ve eklemelere maruz kaldığı için, özgün ana fikirler üzerinden kimi zaman ciddi tahribatlar oldu. Zaman içerisinde bilgi aktarım yollarındaki güçlükler göz önünde bulundurulduğunda ciddi bilgi eksikliklerine ya da yanlış bilgiye yönelme tehlikesini doğurmuştur.

Mevcut yazılı kaynakların derlenip toplanması ve uzmanlarınca gözden geçirilmesi zaruridir. Yaşayan canlı tanıkların ve yaşayan sözlü kaynakların derlenip, toparlanıp yazılı hale geçirilmesi ve Alevi dünyasına kazandırılması sorunu var. Delil Eğitim Akademisi bu devasa görevi tek başına başarması elbette mümkün değildir, ama taşıyabileceğimiz ve üstesinden geleceğimiz kadarına katkı sunmak gibi bir hedefimiz olmalı. Bu alanda bireysel ya da kurum olarak sürdürülen değerli çalışmalar var. Bunları önemsiyoruz ve Alevi toplumunun hizmetine sunmak içinde bir zemin yaratmayı, tarihi bir görev olarak görüyoruz.

EVET

Delil Eğitim Akademisi bir eğitim hareketidir. Asimilasyona ve gericiliğe karşı delili uyandırdık.

Delil uyanmıştır. Delil Eğitim Akademisi yolumuza, aklımıza, mücadelemize düşünsel aydınlık saçacaktır. Biz tam da Hünkar Hace Bektaşi Veli’nin 13. yüzyılda bize verdiği nasihata kulak verdik. Hünkar “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” dedi. Biz Delil’i bu nasihate kulak verip uyandırdık.

Aşkolsun uyandıranlara ve destek verenlere…

Hepimize hayırlı uğurlu olsun,

Bozatlı Hızır her daim, her yerde yanımızda olsun, yolumuza ışık tutsun.

Saygılarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir