D-97 TALİMATININ SÖYLEDİĞİ: TÜRKİYE IRKÇI BİR DEVLETTİR
⌈Avukat Zeki Rüzgar⌉
Gizliliği ortadan kaldırılan ve zamanın Başbakanlığına gönderildiği anlaşılan 4 Haziran 1942 tarihli bir belge, dayanağı olan (D-97) talimatının varlığını ortaya çıkardı.
Bu belge aynı zamanda Türkiye Devleti’nin ırkçı bir temele dayandığını açıkça kabul etmekte, ancak bunun gizlenmesini emretmektedir.
Türkiye’de özellikle Türk ve Sunni/Hanefi mezhepine mensup olmayan halklara ilişkin insan hakları, hukuk veya idari işlerdeki kayırmacılıklara ilişkin hak ihlalleri söz konusu olduğunda ençok söylenen beylik sözler “Hepimiz kardeşiz”, “Türkiye bir hukuk devletidir.” veya “Hepimiz aynı gemideyiz.” olur.
Aslında yapılanların hukuksuz olmadığını da bu belgeden anlıyoruz.
İnsanlar hukuk deyince, genellikle adalet ile bağ kurarlar. Bu da onları yanılgıya götürür. Bu belgeden de anlaşılacağı üzere bir hukuk var ve bu tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi ırkçı bir hukuktur. Zaten hukuk, hiçbir zaman kendini demokrasi ve adalet ile bağlı hissetmez. Her zaman iktidar bloğunun temsilcileri tarafından yazılır ve onların çıkarlarına hizmet eder.
Demokrasi ve adalet, özellikle Burjuva Demokrasilerinde sadece halkı kandırmak için ileri sürülen soslardır.
Bu nedenle iktidar sahipleri veya özellikle ırkçı siyasetçilerin başvurduğu bu sözlerin gerçek hayatta karşılığı olmadığını hemen hemen herkes hayatında en az bir kez deneyimlemiştir. Bu günlerde çok fazla insan bunu deneyimliyor.
Yıllardan bu yana devrimcilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin, Ezidilerin, Hıristiyanların özellikle kendilerine yönelik saldırılara karşı tüm kamuoyu oluşturma girişimleri, istisnasız bu sözlerle yalanlanmaya; yapılanlar inkar edilmeye çalışıldı.
Türkiye’nin bir sosyal hukuk devleti olduğu, her yurttaşın istisnasız eşit olduğu iddia edildi.
Oysa ki, Türkiye’de yaşayan Kürt, Ermeni, Arap başkaca bir milliyetten olan veya Alevi, Hiristiyan, Müsevi, Ezidi gibi Sunni-Hanefi mezhebinden olmayan herhangi bir dine mensup hemen hemen her vatandaşın mutlaka bu kimliklerinden dolayı yaşadıkları bir mağduriyetleri vardır.
Devlet dairelerinde hakları yenmiştir; karakolda şanslı olanlara sebepsiz dayak atılmış, olmayanlara işkence edilmiştir, hatta öldürülmüştür; askerde dayak yemiş en zor yerlerde görevlendirilmişlerdir; memurlukta en olmadık yerlere sürülmüş, hatta sebepsiz mesleklerinden edilmişlerdir veya tüm başarılarına rağmen göreve başlatılmamış, başlamalarına engel olunamamış ise de üst makamlara gelmeleri hep engellenmiştir; devlet dairelerinde işleri yapılmamış, hatta olacak işleri oldurulmamıştır.
Bu nedenle hiçbir Alevi, Müsevi, Ezidi, Hıristiyan veya Kürt, Ermeni, Arap, Çerkes, vatandaş askerlikte, devlet görevlerinde, en üst makamlara gelememiştir.
Elbette tüm kimliklerinden kendini arındırıp, hatta kendi mensup olduğu alt kimliklere karşı düşmanlaşmış, kendisine verilmiş en pis işleri amasız yerine getirmiş; böylece kendi alt kimliklerine mensup vatandaşlar arasında adeta Truva atı misali görev yapan ve böylece o kimliklere sahip kesimlerin devlet politikalarına entegre olmasını sağlayan bir görevli her zaman örnek verilebilir. Ancak bu kişilerin belli zor zamanlarda görevlerini yerine getirdikten sonra o makamlardan hızlıca alındıklarına da tanık oluruz.
Böylece binlerce örnek saymak mümkündür. Bu nedenle kişisel bir polemik yaratmamak için isim saymayacağım ama darbe dönemlerine bakın, büyük sosyal ve siyasal krizlerin yaşandığı dönemlere bakın, hep şikayet eden gruplara mensup birileri o dönemler devlet adına sözcülük eder. Bizzat onlar, “Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu; herkesin kanunlar önünde eşit olduğunu; hepimizin aynı gemide olduğunu” tekrar eder.
Bu bazen bir Kürt olur, Çerkes olur, bazen alevi olur ama pek Ermeni, Hıristiyan, Ezidi olmaz. Çünkü, devlet hiçbir zaman o kadar da esnemez. Ya da o kadar da zor durumda kalmamıştır diyelim.
Bunları binlerce aydın gibi elbette bizzat ben de mahkemelerde, devlet dairelerinde, karakollarda söyledim ve inkar ile karşılaştım.
Beş tanesi sadece “Kürtlerin temel haklarının tanınması gerektiğini” söylemem nedeniyle olmak üzere, toplamda 17-18 soruşturmaya maruz kaldım. Ancak, “Kürt halkı diye bir halkın varlığını ileri sürerek, halk arasında kin ve nefret oluşturmaya çalıştığı” gibi DGM başkanlıklarınca yazılmış savcılığa sevk ve şikayet yazılarına rağmen, bu şikayetlere bağlı yargılamaların yapıldığı savcılık makamlarında ve mahkemelerde bile bu inkar devam etti.
Şimdi ise artık bu söylediklerimiz ile farklı din ve milliyetlerden insanların şikayetlerin tümünün gerçek ve doğru olduğunun kanıtı, bizzat cumhurbaşkanı tarafından yayınlandı.
Yıllarca halktan gizlenen bir belgenin gizliliği kaldırıldı. Bu belge ile de D-97 kodlu bir talimatnamenin varlığından haberdar olduk.
Gizliliği kaldırılan 4 Haziran 1942 tarihli belgede, tam olarak şöyle yazıyor:
“1- Askeri Mekteplerimize girmek isteyenler hakkında, (D-97) talimatı mucibince yapılmakta olan Irk tahkikatının tatbikatında; ilgili Makamların mahremiyete dikkat ve riayet etmedikleri ve Askeri Okullarımıza girme şartlarını taşıyan talebeye, Irk tahkikatı neticesi olarak menfi cevap verilirken, “Türk Irkından olmamalarının” sebep olarak bildirildiği anlaşılmaktadır.
2- Bu tarzı hareket, muhtelif az[ın]lık zümreleri üzerinde fena tesir bırakacak ve Milli vahdetimizi bozacak bir takım dedikodulara yol açacağı cihetle kat’iyen caiz değildir. Binaenaleyh; Polisten itibaren yukarıya doğru bütün Mülki ve Askeri tahkik ve tetkik mercilerince, gerekli tahkikatın gayet mahremane ve adilane yapılmasını Askeri Okullarımıza girmek şartını taşımayanlara ırk tahkikatı neticesi olarak en nihayet şube ve mekteplerce menfi cevap verilmek lazım geldiği takdirde; Okul kadrosunun müsaadesizliği ve saire gibi bir takım sıhhi ve idari mülâyim sebepler gösterilmek ve Irktan bahis edilmemek suretiyle, anlar üzerinde fena tesir bırakmamağa dikkat ve itina olunmasını; tamimen arz ve rica ederim.
3- Bilgi için Yüksek Başvekâlete ve Genelkurmay Başkanlığına, (Mülki tahkik mercilerine, gereği emredilmek üzere) Dahiliye Vekâletine arz edilmiş As. Mnt; K. Iıklarına, Askerî Liseler Müfettişliğine ve Harp Okulu K. lığına yazılmıştır.”
Bugünkü Türkçeye çevirirsek şöyle diyor: Tamam Harp Okullarına alımlarda ırk araştırması yapın diye bir talimat var ama bu talimat gereği okullara kabul edilmeyenlere “Türk Irkından olmamaları” nasıl sebep olarak gösteriliyor.
“Bu muhtelif azınlık mensupları arasında huzursuzluğa ve milli birliğimizi bozacak dedikodulara neden oluyor” bunu açık olarak yazmak “hiç doğru değil”.
“Bütün mülki ve askeri alanlarda ırk soruşturmasını elbette ki yapın” ama “bunu adil ve en önemlisi gizli” yapın. Yani gizli yapın ve hiçbir azınlığı diğerinden ayırmadan onlara karşı da adil olun, hepsini yok sayın. Sadece, bunu açıkça söylemeyin, diyor.
Irk tahkikatı sonucunda “okula mı almak istemediniz” o zaman, okul mevcudu doldu, “memur olarak mı almayacaksınız”, gerekli özelliklere sahip değilsiniz, “kıdem mi yükseltmek istemiyorsunuz”, sizden çok daha başarılı biri var deyin, diyor. Bu kadar açık ve dürüst olmayın diyor.
Bu belgenin bize söylediği başka bir şey de, Türkiye devletinin asla demokratik bir hukuk devleti olamayacağıdır.
Öncelikle bu belgeden anlaşılacağı üzere, devletin Türk Irkı ve Sunni/Hanefi mezhebi olarak organize edildiği açıkça kabul edilmektedir.
D-97 talimatına kadar bu nitelikli en az 96 tane daha benzer talimat olduğunu anlaşılmaktadır.

Talimatların ayrıca A,B,C olarak ayrıca tasnif edildiği ve bu harflerle başlayan talimatların belki de yüzlere varan sıralara kadar devam ettiğini göstermektedir. Aynı zamanda D-97 talimatından sonra da devam etmesinin mümkün olduğunu, bunun alfabenin son sırasına kadar uzanıp uzanmadığının bilinmediğini, göstermektedir.
En önemlisi ise Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, tüm Askeri Okul ve karakol komutanlıklarına gerçekleri gizlemeleri ve halka yalan söylemelerinin emredildiği anlaşılmaktadır.
Bu belgeyi, 2013 yılında AGOS gazetesinin ortaya çıkardığı ve 1923 yılından bu yana vatandaşların numaralandırılarak sınıflandırıldığını gösterdikleri belge ile birlikte ele alınca, olayın çok daha vahim olduğunu ve Türkiye devletinin kodlarının çok daha karanlık olduğu anlaşılacaktır.
Bu belge aynı zamanda bize bir şey daha göstermektedir: Bu güne kadar ülkeyi demokratikleştirme iddiasında olan hiçbir yetkili bu nedenlerle bir adım öteye gidemedi ve bundan sonra da gidemeyecektir.
Bu aynı zamanda bugünlerde, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu isimleriyle özdeşleşen, yani CHP içinde devam eden sürecin de kim kazanırsa kazansın ülkenin hayrına olacak bir gelişmeyle sonuçlanamayacağını açıkça kanıtıdır. Elbette bu daha ayrıntılı ele alınması gereken başka bir yazının konusudur.
Şimdilik, CHP ve demokratikleşme ile ortaya çıkan bu belgenin bağı konusunda daha fazla ayrıntıyı merak edenlere “medyascope.tv” adresinde 31 Mayıs 2026 tarihinde yayınlanan Taner Akçam’ın yazısını öneririm.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler