Cts. Haz 13th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Sivas Yolunda Behçet Aysan

⌈Türkan Doğan⌉

Bazı yolculuklar vardır; insan bir şehre gider gibi görünür ama aslında bir tarihin içine yürür. Behçet Aysan’ın 1993 yılının Temmuz ayında Sivas’a yaptığı yolculuk da böyleydi.
O, Anadolu’nun ortasında kurulmuş kadim bir kente doğru giderken belki de farkında olmadan Türkiye’nin en ağır toplumsal kırılmalarından birinin tanığı olmaya ilerliyordu.
Behçet Aysan bir şairdi. Ama onu yalnızca şiirleriyle anlatmak eksik kalır. O aynı zamanda bir hekimdi; insan bedeninin acısını tanıyan, hastalarının gözlerinde korkuyu ve umudu birlikte okuyabilen bir hekim. Belki de bu yüzden şiirlerinde insanı merkeze koyuyordu. Çünkü yaşamı boyunca karşısına çıkan her şey dönüp dolaşıp insana, insanın kırılganlığına ve insanın onuruna çıkıyordu.
O yıllarda Sivas’a gitmek, yalnızca bir kültür etkinliğine katılmak değildi. Pir Sultan Abdal Şenlikleri, Anadolu’nun farklı renklerini, farklı seslerini ve farklı düşüncelerini aynı çatı altında buluşturan önemli bir buluşmaydı. Şairler, yazarlar, sanatçılar ve düşün insanları Sivas’ta bir araya geliyor; türküler, şiirler ve sohbetler eşliğinde kültürün ortak dilini kurmaya çalışıyordu.
Behçet Aysan da o insanların arasındaydı.
Belki yol boyunca Anadolu’nun sararmış bozkırlarına baktı. Belki bir sonraki şiirini düşündü. Belki de eve döndüğünde yapacaklarını… Hiç kimse birkaç gün sonra yaşanacakları bilmiyordu. Çünkü tarihin en ağır sayfaları çoğu zaman sıradan görünen günlerde açılır.
2 Temmuz günü Madımak Oteli’nin önünde toplanan kalabalık yalnızca bir binayı kuşatmadı. O gün farklı düşüncelerin bir arada yaşayabilme umudu, sanatın özgürlüğü ve insanın insana duyduğu saygı da kuşatma altına alındı. Saatler ilerledikçe büyüyen ateş yalnızca duvarları sarmadı; Türkiye’nin toplumsal hafızasında kapanması zor bir yara açtı.
Behçet Aysan, o yangında yaşamını yitirenlerden biriydi.
Ancak bazı insanlar öldüklerinde yalnızca geride kalanların acısına dönüşmezler. Onlar zamanla bir toplumun vicdanında yaşamaya devam ederler. Behçet Aysan’ın adı bugün yalnızca bir şairin adı değildir. O isim, karanlık karşısında aydınlığı savunanların, ayrımcılık karşısında eşitliği isteyenlerin ve ne olursa olsun insan kalmaya çalışanların sesi olarak yaşamaktadır.
Aradan yıllar geçti. Takvimler değişti. Şehirler büyüdü, insanlar yaşlandı. Ama Sivas’ın o günü, Türkiye’nin toplumsal belleğinde hâlâ yerini koruyor. Çünkü bazı acılar yalnızca geçmişe ait değildir. Onlar geleceğe karşı sorumluluklarımızı da hatırlatır.
Behçet Aysan’ın hikâyesi bu yüzden yalnızca bir şairin hikâyesi değildir. Bu hikâye, farklılıklarıyla birlikte yaşamak isteyen bir toplumun hikâyesidir. Bir arada yaşama kültürünün, hoşgörünün değil eşit yurttaşlığın, sessiz kalmamanın ve insan onurunu savunmanın hikâyesidir.
Bugün Behçet Aysan’ı anarken yalnızca geçmişe bakmıyoruz. Aynı zamanda geleceğe de bakıyoruz. Çünkü onun bıraktığı yerden yükselen soru hâlâ önümüzde duruyor:
Bir daha hiçbir insanın düşüncesi, inancı ya da kimliği nedeniyle ateşe teslim edilmediği bir ülkeyi kurabilecek miyiz?
İşte Sivas’a uzanan o yol, yıllar sonra bile bizi bu soruyla baş başa bırakmaya devam ediyor.

33. Yıl…

12 Haziran 202

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir