Suruç: Yarım Kalan Düşler, Bitmeyen Adalet Arayışı
⌈Duray Güler⌉
20 Temmuz 2015… Türkiye’nin yakın tarihinde derin bir yara olarak hafızalara kazınan bu tarih, yalnızca 33 gencin yaşamını yitirdiği bir gün değildir. Aynı zamanda dayanışmanın, umudun, barışın ve halkların ortak geleceğine duyulan inancın hedef alındığı bir gündür. Suruç’ta yaşamını yitiren 33 düş yolcusu, ellerinde oyuncaklarla, kitaplarla, fidanlarla, umutla ve dayanışma duygusuyla yola çıkmış gençlerdi. Amaçları, savaşın harabeye çevirdiği Kobanê’de çocukların yüzünü yeniden güldürmek, yıkılan yaşamların yeniden kurulmasına küçük de olsa katkı sunmaktı.
Onlar, insanlığın en güzel değerlerini sırtlanarak yola çıkmışlardı. Bir çocuğun gülümsemesini, bir okulun yeniden açılmasını, bir parkta yeniden kahkaha seslerinin yükselmesini hayal ediyorlardı. Hiçbir kişisel çıkar gözetmeden, başka insanların acısını kendi acıları bilen bir vicdanla hareket ediyorlardı. İşte bu yüzden Suruç Katliamı, yalnızca 33 insanın yaşamını değil; dayanışmanın, paylaşmanın ve ortak yaşam umudunun simgeleştiği bir kuşağı hedef aldı.
Aradan geçen yıllar, takvim yapraklarını değiştirdi; ancak Suruç’un bıraktığı acıyı eksiltmedi. Çünkü bazı acılar zamanla unutulmaz, aksine toplumsal hafızanın en derin yerinde yaşamaya devam eder. Her 20 Temmuz’da yalnızca kaybettiklerimizi anmıyoruz; aynı zamanda yarım bırakılan düşleri, söndürülemeyen umutları ve adalet arayışını da yeniden hatırlıyoruz.
Suruç, bizlere bir gerçeği yeniden gösterdi: Umut, baskıyla yok edilemez. Dayanışma, korkuyla ortadan kaldırılamaz. İnsanların eşit ve özgür bir gelecek özlemi, en karanlık saldırılar karşısında bile yaşamaya devam eder. Çünkü fikirler, değerler ve umutlar, onları taşıyan insanların ardından da yaşamını sürdürür. Bugün hâlâ birçok genç, birçok emekçi ve birçok vicdan sahibi insan, Suruç’ta yarım kalan hayalleri büyütmeye çalışıyorsa bunun nedeni tam da budur.
Suruç Katliamı aynı zamanda toplumsal hafızanın korunmasının ne kadar önemli olduğunu da bizlere hatırlatmaktadır. Unutmak, yalnızca geçmişi geride bırakmak değildir; aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluklarımızı da terk etmektir. Oysa halkların hafızası, yaşadığı acılar kadar direnişlerinden, dayanışmalarından ve umutlarından da beslenir. Bu nedenle Suruç’u hatırlamak, yalnızca yas tutmak değil; hakikati savunmak, adalet talebini büyütmek ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadele etmektir.
Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla sınırlı değildir. Gerçek adalet, yaşam hakkını savunan bir toplumsal vicdanın varlığıyla mümkündür. Yaşamı savunanların sesi susturulmadığında, hakikat gizlenmediğinde ve toplum hafızasına sahip çıktığında adalet anlam kazanır. Bu nedenle Suruç için adalet istemek, aynı zamanda insanlık onurunu savunmaktır.
33 düş yolcusunun her biri farklı şehirlerden, farklı yaşam öykülerinden geliyordu. Fakat onları ortaklaştıran şey, daha eşit, daha özgür ve daha barışçıl bir dünyanın mümkün olduğuna dair inançlarıydı. Onlar, umudu yalnızca sözle değil; emek vererek, dayanışarak ve paylaşarak büyütmeye çalıştılar. Bu nedenle Suruç, yalnızca büyük bir acının değil; aynı zamanda büyük bir insanlık dayanışmasının da simgesidir.
Bugün onların isimleri yalnızca anmalarda değil, dayanışmanın kurulduğu her sofrada, özgürlük için atılan her adımda, barışı savunan her sözde ve eşit bir yaşam mücadelesinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü insanı yaşatan yalnızca biyolojik varlığı değil, ardında bıraktığı değerlerdir. Suruç’ta yitirdiğimiz 33 düş yolcusu da geride, paylaşmayı bilen insanların vicdanında yaşamaya devam eden büyük bir miras bıraktılar.
Bizlere düşen görev; acıyı yalnızca hatırlamak değil, onu toplumsal hafızanın bir parçası hâline getirerek hakikat ve adalet mücadelesini sürdürmektir. Dayanışmayı büyütmek, barışı savunmak, halkların kardeşliğine sahip çıkmak ve umudu canlı tutmak; Suruç’ta yarım bırakılan düşlere verilebilecek en anlamlı yanıttır.
20 Temmuz 2015’te yitirdiğimiz 33 düş yolcusunu saygı, özlem ve minnetle anıyoruz. Onların düşleri, umutları ve dayanışma inancı yaşamaya devam ediyor. Hafızamızda, mücadelemizde ve geleceğe olan inancımızda hep var olacaklar.
Suruç’u unutmadık. 33 Düş Yolcusu’nu unutmadık. Adalet yerini bulana kadar unutturmayacağız. Çünkü umut, en karanlık günlerde bile yolunu bulur; dayanışma ise insanlığın en güçlü sesidir.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler