Paz. Ağu 9th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Sarı Sokak Lambasının Altında Bir Çocuk

⌈Recai Doğan⌉

Hava ağırdı.

Gökyüzü kurşuni bulutlarla örtülmüş, yağmur ise sanki doğru zamanı bekliyordu.

Kuşlar yuvalarına çekilmiş, insanlar evlerine yetişme telaşındaydı.

Sokak lambaları çoktan sarı ışıklarını yakmıştı.

Ve o sarı ışığın altında…

Bir çocuk vardı.

Bir elinde ince bir naylon poşet, diğer eli cebinde.

Üşüyordu.

Acıkmıştı.

Yorgundu.

Uykusu gözlerinden okunuyordu.

Ama bekliyordu.

Belki birazdan gelir diye…

Beklenen son otobüsü.

Poşetini açtı.

İçinden kuru bir ekmek çıkardı.

Ucundan küçücük bir parça koparıp yavaşça ağzına attı.

Ekmek kuruydu.

Hava kuruydu.

Ayakkabıları kuruydu.

Ama yüreği…

Yüreği yağmurdan daha ıslaktı.

Hayalleri vardı.

Okuyacaktı.

Liseye gidecekti.

Belki bir gün güzel bir işi olacaktı.

Ama şimdi tek düşündüğü şey kardeşiydi.

“Eve gidince Ayşe’ye ekmek götüreceğim.”

Çünkü Ayşe açtı.

Ona süt lazımdı.

Sıcak bir çorba lazımdı.

Temiz bir yatak lazımdı.

Çikolata lazımdı.

Bisküvi lazımdı.

Kış gelmeden yün kazak lazımdı.

Fanila lazımdı.

Battaniye lazımdı.

Kısacası…

Bir çocuğun hakkı olan ne varsa…

Ayşe’nin de ona ihtiyacı vardı.

Otobüs hâlâ gelmiyordu.

Saat ilerliyordu.

Yağmur ince ince çiselemeye başladı.

Arabalar hızla geçiyor, rüzgârını otobüs durağında bekleyenlerin üzerine savuruyordu.

Çocuk titriyordu.

“Keşke bir ceketim olsaydı…” diye geçirdi içinden.

Saat 18.47 olmuştu.

Keşke dolmuşa binecek kadar parası olsaydı.

Ama yoktu.

Uzaktan bir otobüs göründü.

Çocuğun gözleri parladı.

İçini tarifsiz bir sevinç kapladı.

Sıcağı görünce mahmurlaştı.

Bir elinde ekmek poşeti, diğer eli koltuğun demirinde…

Sallana sallana yol aldı.

Kaç durak geçtiğini bilmiyordu.

Ama inmesi gereken durağı hiç şaşırmadı.

Otobüsün kapısı açıldı.

Dışarıda karanlık vardı.

Issız sokaklarda köpek sesleri yankılanıyordu.

Bir gün daha bitmişti.

Bir gün daha ömürden eksilmişti.

Cebinden anahtarını çıkardı.

Kapıyı açtı.

Oda karanlıktı.

Oda soğuktu.

Duvarlardan rutubet kokusu yükseliyordu.

“Ayşe…”

Sessizlik…

Bir daha seslendi.

“Ayşe…”

Yine cevap yoktu.

Elektriği açmak istedi.

Lamba yanmadı.

Cebinden bir kibrit çıkardı.

Titreyen elleriyle yaktı.

Kibritin küçücük alevi odayı usulca aydınlattı.

Ve o an…

Hiç görmemesi gereken gerçeği gördü.

Keşke ölseydi de bunu görmeseydi.

“Ah Ayşe…”

“Kara gözlü Ayşem…”

“Güler yüzlü Ayşem…”

Bir kibrit daha yaktı.

Yaklaştı.

Ayşe sessizdi.

Ayşe nefessizdi.

Ayşe kıpırtısızdı.

Çekmeceden küçük bir mum çıkardı.

Mumu yaktı.

Oda biraz daha aydınlandı.

Ayşe ranzada uzanıyordu.

Küçücük ellerini avuçlarının içine aldı.

Elleri buz gibiydi.

Yüzü buz gibiydi.

Bedeni buz gibiydi.

Bir zamanlar gülünce gamzesi çıkan o güzel yüz…

Artık susuyordu.

Oda hâlâ soğuktu.

Oda hâlâ karanlıktı.

Ama şimdi en ağır olan…

Sessizlikti.

Çocuk ne yapacağını bilmiyordu.

Bağırmadı.

Ağlamadı.

Konuşamadı.

Sadece baktı.

Ayşe’ye baktı.

Küçük kardeşine…

Melek olmuş kardeşine…

Oda sessizdi.

Gece sessizdi.

Dünya sessizdi.

Ve sarı sokak lambasının altında bekleyen o çocuk…

O gece çocukluğunu da orada bırakmıştı.

Ayşe sessizdi…

Çocuk da…

22 Mart 2022

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir