Kemal Kılıçdaroğlu ve Türban Gerçekliği
-Nurten Yalnız –
Bütün dinlerin temel ve ortak özelliği tanrı, cennet, cehenem öbür dünya korkusu ile toplumu baskıaltında tutmaktır. Batı Avrupa‘da Kilisenin zenginleşmesi, halk üzerinde baskı aracına dönüşmesi devletin tüm kurumlarına etki etmesi dönemin siyasal iktidarlarını rahatsız etmiyordu, kilisenin güçlenmesi muktedirlerin daha çok güçlenmesine yarıyordu. Açlık ve yoksullukla boğuşan milyonları cennet, cehenem, öbür dünya korkusu ile açlar ordusunun kendi kaderlerine razı olmasını sağlıyordu. 1517 yılında Martin Luther kilisenin halka cennetteki arazileri satma yalanına karşı cehennemi
satın alması halkın kilisenin yalan ve talan politikasını çökertmiş dinde reform gerçekleştirerek aydınlanma hareketinin öncüsü olmuştu Almanyada.
Batı Avrupa‘da yaşanan Reform, Rönesans aydınlanması kilisenin etki alanını daraltmış, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak toplumsal aydınlanmanın, özgür düşüncenin gelişmesine olanaklar
sunmuştu.
Türkiye‘de Batı Avrupa tipinde bir aydınlanma hareketi gerçekleşmedi. Din ve devlet işleri bir birinden ayrılmadı, siyasal iktidarlar tüm sorunlarda olduğu gibi inanç sorunlarını çözmek yerine
sorunların kangrenleşerek devam etmesini istediler. Sorunların olması egemenlerin ebedi iktidarda olması demektir.
Kamusal alanda Türban yada başörtüsünün önündeki bütün yasakların kaldırılmaması, kadınların giyim tarzlarının anayasal güvenceler altına alınarak korunamaması, türban yada başörtünün dinci
gericiliğin elinde kulunılan bir araç olmasına neden olmaktadır.
Sol sosyalist, demokrat kesiminde ( bir kaç yıl önce kendiliğinden gelişen ögrenci hareketlerini saymazsak ) toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren inanç sorununa çözüm politikaları
geliştiremediler.
Aslında Sosyalistler, hiçbir şekilde devletin zoru ile kadınların örtülmesi, başı kapalı olan kadınların başının zor ile açılmasını, kadınların örtünmesinden dolayı kamusal yaşamın dışına itilmesini savunmazlar. Türkiyede başı kapalı olan kadınların üniversitelere alınması eğitim hakından özgürce yararlanması için verilen hak arama mücadelesinde sosyalistler başı kapalı kadınlar ile birlikte devletin zorba, baskıcı politikalarına karşı alanlarda birlikte mücadele yürütüyorlardı, bu devrimci ve ilerici bir tutumdu.
Kadınların türbandan kurtulması, onların kamusal alandan, eğitim haklarından, toplumsal yaşamdan mahrum bırakılarak basķı ile zaptu rant altına alınarak olmayacağı açıktır. Kadınların kamusal alanda, eğitim kurumlarında özgürce kendilerini ifade etme olanaklarının yaratılması kadının aydınlanması zaman içerisinde türbanın dinci gericiliğin elindeki bir araca dönüşmesini yaratan
olanakların ortadan kalkmasına da hizmet edecektir.
AKP halkın dini duygularını, inançlarını istismar ederek kendi iktidarını sürekli kılmanın derindedir. AKP‘nin tüm sorunlarda olduğu gibi türban yada başörtüsü sorununu çözme gibi bir derdi yoktur.
20 yıllık AKP iktidarında türban sorununun halen bir sorun olarak ülke gündeminde tutulması yasal düzenleme ile sorunu temelden çözmek istememesinin asıl nedeni AKP‘nin bu sorunu sürekli
canlı tutarak kendisine pirim elde etme niyetinden kaynaklanıyor.
Demokrasi ve özgürlüklerin olmadığı, ülke nüfusunun önemli bir kesiminin dindar olduğu bir ülke de siyasal iktidar için türban yada başörtüsü egemenlerin kendi iktidarları için kullanabileceği bir
simge olmaya devam edecektir.
AKP‘nin yılardır türban sorununda mağduriyet yaratan iki yüzlü riyakar politikalarının boşa çıkarılmasına yönelik ciddi bir girişim olmadığı için AKP 20 yıldır dindarların kendi etrafında
kümelenmelerine sebep olmuştur.
Bugün her ne kadar eğitim kurumlarında, kamusal alanda türban yasağı kaldırılmış olsada anayasal bir çerçeveye büründürülmedigi için bir iktidar değişiminde bu yasaklamanın tekrar geri gelebileceği bilinmektedir, tamda bu noktada AKP her defasında halka dönerek biz iktidardan gidersek iktidara gelenler tekrardan türbanı yasaklayacaklar konusunu işleyerek seçmen kitlesini kendi etrafında tutmaya çalışıyor. Oysa AKP‘nin turbanı anayasal güvenceye alması için yeterli derecede meclis çoğunluğu bulunmaktadır, AKP bilinçli bir şekilde türban sorununu çözmek istemiyor. AKP‘nin türbansorununu çözmesi demek AKP‘nin iktidardan düşmesi demektir.
Türban yada baş örtüsü AKP iktidarı için önemli bir oy devşirme aracıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu türban sorununun çözüme kavuşturulması ve türbanın AKP tarafından siyasete araç edilmesinin önlenmesi amacıyla meclise verdigi bir önerge ile türbanın anayasal güvenceye
alınmasını talep etti. Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu girişimi doğal olarak olumlu ve olumsuz tartışmaların ortaya çıkmasında neden oldu. Özelikle ulusalcı, katı laikçi geçinen taraflarda KemalKılıçdaroğlu‘nunbu çıkışı şok etkisi yaratması normaldir. CHP gibi katı laikçi, devletçi bir siyasal partiden bu yönde birçıkışın olması kabul edilemez, görülmemiş bir tutum ve anlayıştır.
Sol ve sosyal demokrat kesimlerin durumu ürkekçe karşılaşmaları, ülke dinci gericiliğe teslim edilecek yönündeki tereddütleri anlaşılmak ile birlikte bu tereddütlerin yersiz olduğunu belirtmekte yarar var.
Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu hamlesi ve girişimi en çok siyasal İslamdan beslenen, halkın dini değerlerini su istimal eden kesimleri ürkütüyor. Kılıçdaroğlu bir ezberi bozarak AKP‘nin türban üzerinden oynadığı oyunları boşa çıkarıyor, Kılıçdaroğlu‘nun bu siyasal çıkışı aynı zamanda din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasının yolunda açabilir.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler