Hasan Subaşı: Mezhepçi Siyasetin Panzehiri, Birleşik Halk Mücadelesidir
Türkiye siyasal tarihinde devlet aklının en istikrarlı stratejilerinden biri, toplumsal fay hatlarını mezhepçi bir eksende manipüle etmektir. Bu strateji yalnızca iktidarların meşruiyet krizlerini aşma aracına dönüşmemiş; aynı zamanda toplumsal muhalefeti parçalamanın en etkili yollarından biri olmuştur. Alevilerin siyasal tartışmalarda sürekli olarak bir “koz” ya da “araç” olarak kullanılması, bu tarihsel sürekliliğin günümüzde de canlılığını koruduğunu göstermektedir. Bu mezhepçi politik hamle, iktidarın kriz dönemlerinde başvurduğu tipik bir “gündem kaydırma” ve “toplumsal saflaştırma” yöntemidir. AKP iktidarı bu türden stratejik hamlelerle, sınıfsal çelişkilerin görünürlüğünü perdeleyerek, çatışmayı kimlikler arası bir rekabete indirgemek istiyor. Böylece ezilenlerin ortak çıkarlarını görünmez kılarak hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük, insan onuruna yakışır bir yaşam ve laik-demokratik bir Türkiye için sürdürülen mücadeleyi kimlikler üzerinden bölmeyi hedefliyor. AKP iktidarının CHP’deki iç tartışmaları mezhepçi bir dille körüklemesi tam da bu bağlamda okunmalıdır. Burada amaç, hem CHP ile Alevilerin arasını açmak hem de muhalefeti toplumsal düzeyde parçalamaktır. Dolayısıyla CHP’deki saflaşmalar basit bir parti içi çekişme değil; iktidar-muhalefet dengesi içinde yeniden üretilen bir hegemonya mücadelesinin yansımaları olarak okumak ve buna göre tutum takınmak, bizim yanlış yaklaşımlarını içine sürüklenmemizi sağlar.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 102 yıllık tarihinde yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu Alevi kökenli bir genel başkandır. Ancak Kılıçdaroğlu politik çizgisini, Alevi kimliğini merkeze alan bir anlayış ve siyaset pratiğiyle değil, devlet kurumsallığı ve düzen içi reflekslerle belirlemiştir. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerin onun inançsal kimliğinden ziyade siyasal tercihleri üzerinden yürütülmesi daha doğru bir seçenektir. Bir siyasetçinin inanç kimliği üzerinden hedef alınması yalnızca kişisel düzeyde değil; o kimliği paylaşan tüm toplumsal kesimleri siyasal başarısızlıkların sorumlusu haline getirir. Bugün Alevilerin ve demokratik Alevi kurumlarının büyük bir kısmı Kılıçdaroğlu’nun politikalarını doğru bulmuyor ve eleştiriyor. Ancak buna rağmen bazı kişiler ve çevreler ısrarla tartışmaları Aleviler üzerinden yürütmeye devam ediyorlar. Bu hem yanlış hem de tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın, özellikle Alevilere yönelik var olan mezhepçi önyargıların güçlenmesinin ve yeniden gündeme taşınmasının önünü açacağı aşikâr bir şeydir. Çoklu krizlerin, çatışmaların ve saflaşmaların yaşandığı bu süreçte, AKP iktidarı halk güçlerinin ve toplumsal muhalefetin arasında oluşmaya başlayan birliği özellikle “kimlik ve mezhep çelişkilerini” kaşıyarak bölüp parçalamak istiyor. Bu kurgusal bir söylem değil, yaşanan bir gerçektir. Bu gerçeklikten hareketle, AKP iktidarının halk güçlerini bölüp parçalamak için başlattığı bu politik hamleyi güçlendirecek her türlü söylem ve davranıştan herkes kesinlikle uzak durmalıdır.
AKP’nin 19 Mart’ta CHP belediyelerine yönelik başlattığı saldırı doğrudan bir siyasal darbeydi. Bu darbe devam ediyor. Aleviler, devrimci–demokrat kesimler, emek, barış ve demokrasi güçleri, kadınlar ve gençler bu darbeye amasız fakatsız karşı çıktılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanma girişimi, başta Saraçhane olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından yükselen toplumsal demokratik kitle direnişiyle geri püskürtüldü. Bu süreçte Aleviler, CHP’nin ve toplumsal muhalefetin yanında durarak darbeye karşı direnişe güçlü bir katkı sundular. Gezi’de gösterdikleri tavrı,19 Mart’ta da gösterdiler. AKP iktidarı, bu dayanışmadan ve birliktelikten ciddi rahatsızlık duydu. CHP ile Aleviler arasına nifak sokmak için tezgâhlanan provokasyonlar bu rahatsızlığın bir yansıması olarak ortaya çıktı. AKP iktidarı ve iktidarın değirmenine su taşıyanlar ne yaparsa yapsınlar, Aleviler kesinlikle bu tuzağa düşmeyecektir. Aleviliğin insan, emek, mazlum ve zalim merkezli anlayışından hareket ederek, AKP tarafından kurulan tuzakları her zaman olduğu gibi yine boşa çıkararak AKP–MHP faşist blokuna karşı sürdürülen birleşik mücadelenin içinde yer almaya devam edeceklerdir! Hem tarihimizin her döneminde haksızın, zalimin, zulmün karşısındaki baş eğmeyen o onurlu duruşumuz hem de toplumsal rızalık düzeni ütopyamız bize bundan başka bir seçenek sunmuyor. Tarihin aynasına bakanlar, Alevilerin tarihlerinin her döneminde iktidarların zulmüne karşı halk direnişlerinin simgesi olduklarını çok iyi görürler. Bu direnişler, inançsal değil; toplumsal, sınıfsal ve siyasal karakter taşıyan direnişlerdir. Direnişlere öncülük eden Alevi yol önderleri, zalimlere karşı sürdürülen mücadelede ezilenlerin hangi inançtan, hangi etnik kimlikten olduğuna bir kez bile olsa dönüp bakmadan yoksulların ve ezilenlerin birliğini, toplumsal rızalık düzeni ütopyası temelinde sağladılar. Yani ezilenleri “ yarın yanağından gayrı her şeyin ortak olduğu” bir düzen kurma düşüncesi ve özlemi etrafında bir araya getirdiler. Yoksul halk kitleleri, Anadolu’daki 312 halk ayaklanmasında bu anlayış temelinde yer aldı. Aleviler dün olduğu gibi bugün de meseleye bu perspektifle bakıyorlar. Doğru olan bu bakış açısıdır.
Türkiye halkları bu zulüm düzeninden ancak birleşik mücadele ile kurtulabilir. Aleviler bu mücadelenin hem tarihsel hem de güncel aktörleridir. CHP içindeki tartışmalara kimliksel açıdan değil; toplumsal, sınıfsal ve siyasal bir bakışla yaklaşmak yalnızca Aleviler açısından değil, Türkiye halklarının ortak geleceği açısından da önemli ve belirleyicidir. Bugün saflaşmanın ölçütü kimlikler değil; saray rejimine karşı demokrasiden, sömürüye karşı emekten, eşitsizliğe karşı özgürlükten, şeriatçı yönelime karşı laiklikten yana konumlanmaktır. İşte bundan dolayı diyoruz ki: Mezhepçi siyasetin ve söylemlerin panzehiri, vurgu yaptığımız anlayış, amaç ve hedefler doğrultusunda şekillenen birleşik halk mücadelesidir!
Bugün hepimize düşen görev, bulunduğumuz her yerde halk güçlerinin birliğini sağlayıp birleşik mücadeleyi ilmek ilmek örmektir. Çünkü AKP iktidarından kurtuluşun yolu, bu mücadeleyi başarıya ulaştırmaktan geçiyor. Unutmayalım ki kurtuluşumuzun anahtarı birleşik halk mücadelesindedir!
⌈Hasan Subaşı⌉


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler