Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilerin Karnı Bu Yalanlara Tok

⌈Aziz Tunç⌉

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında Hacıbektaş ilçesinde yaptırdığı Cemevi üzerinden Alevilik ve Aleviler hakkında konuştu.
Söz konusu konuşmasında Bahçeli, önce “milli birlik ve kardeşliğimizi güçlü şekilde pekiştirmek istediğini” belirterek, “Türk ve Türkiye yüzyılında sürüp giden dipsiz tartışmaları mutabakata bağlamanın; kalıcı, köklü ve kategorik şekilde bağıtlamanın” hedefinde olduğunu söyledi.
Devamında, “Ahlaki, akıl, izan, insaf ve insan merkezli” olan bu hedef için “siyasi, manevi, tarihi, kültürel ve fikri imkânlarla kireçlenmiş kronik gerilimleri bertaraf etmek istediğini” ifade etti.

Bunun için Bahçeli, “sanal ve sahte bir içerikten mülhem olan Türk-Kürt ayrışmasını tetikleyen iç ve dış düşman cephesidir. İnanan-inanmayan, laik-antilaik ikilemini tırmandıran yine aynı odaklardır” dedikten sonra esas mevzuya geçti.

Bu anlamda Bahçeli, “Dahası ve daha fevrisi ise Alevi-Sünni bloklaşmasını siyasi ve ideolojik dürtülerle süreklilik içinde tahrik ve tahkim etmeye kalkışan Türk ve İslam muhaliflerinin kara kampanyasıdır. Alevi İslam inancına aidiyetlik duyan kardeşlerimizle ilgili düşüncelerimizi samimi ve şeffaf biçimde paylaştık. Bir defa şu hususu açık yüreklilikle söylemek mecburiyetindeyim: İşin özünde hepimiz Müslüman değil miyiz?” diyerek Aleviliği “İslam’ın özü” olarak tanımladı.

Halbuki Aleviler, yıllardan beri “devlet bizi tanımlayamaz” diye en net ve en kararlı biçimde tepkilerini ortaya koymaktadır. Buna rağmen, hiçbir biçimde hakkı ve haddi olmadığı halde Aleviliği tanımlayan Bahçeli, üstelik bu tanımı herkesin benimsemek zorunda olduğu bir kesinlik ve keskinlikle yapmaktadır.

Ancak ilk olarak Aleviliğin, Bahçeli’nin tanımladığı gibi olmadığı belirtilmelidir. O nedenle Bahçeli’nin bu tanımlaması Alevilerin inancına yapılmış bir müdahaledir; devletin gücüyle yapılan bir asimilasyondur.
İkincisi, Bahçeli Alevilerin bu tür asimilasyoncu yaklaşımlara karşı direndiğini ve direneceklerini bildiği halde bu soykırımcı müdahaleyle hem provokatif bir yaklaşım içinde davranmış hem de Alevilere en büyük saygısızlığı yapmıştır.

Öte yandan belirtmek gerekir ki Bahçeli’nin bu ifadeleri yeni de değil, özgün veya orijinal de değildir. Alevi toplumu, var olduğu günden beri asimilasyoncu ve soykırımcı politikalara karşı mücadele ederek var olagelmiştir. Alevilik bu özelliğini 1980’den beri aynı soykırımcı zihniyete karşı sürdürmektedir. Bahçeli’nin bu açıklamaları, olsa olsa Alevilerin daha güçlü mücadele etmeleri gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sözde “bilge” Bahçeli, “Hepimiz Türk milletinin onurlu ve şerefli mensupları değil miyiz?” diye sorduktan sonra, aynı konuşmasının bir başka yerinde “Hepsinden evveli de Müslüman Türk milletiyiz” diyerek hem sorunun cevabını vermekte hem de düşüncesini pekiştirmektedir.
Ayrıca Bahçeli, konuşması boyunca Alevilikle ilgili kurduğu her cümlede Aleviliği “Türk-İslam” kavramları bağlamında tanımlamıştır.

Yani Bahçeli’ye göre Alevilik İslam’dır, Aleviler de Türk-İslam topluluğudur. Tabii bu tanımın bir adım ötesi, “gavurlara karşı cihat” etmektir. Yüz yıldan beri bu topraklarda Alevilere karşı yapıldığı gibi. Bugün yine DAİŞ ve türevi HTŞ’nin Alevilere yaptığı katliamlar gibi.

Hayır, sözde dirayetli devlet büyüğü Bahçeli, hayır. Dünya âlem biliyor ki Alevilerin hepsi Türk değildir. Bu topraklarda Türk Alevilerden başka, Kürt Aleviler, Arap Aleviler, Roman Aleviler de vardır. Dahası, İran’da ve Balkanlarda farklı halklarda Alevilerin varlığı da bilinen bir gerçekliktir.
Buna rağmen Bahçeli bu söylemiyle Alevileri Türkleştirmeyi amaçlayan soykırımcı politikaları güncellemekte ve bu politikaları sürdürmekte ısrarcı olduğunu göstermektedir.

Bahçeli konuşmasının devamında, “Gönül rahatlığıyla, vicdan huzuruyla, dahası samimiyetle diyorum ki; hem Aleviyiz, hem Sünni” olduğunu ifade etmektedir.
Bütün mesele de burada ya, tescilli mafyacıların dostu Bahçeli! Siz gönül rahatlığı içinde Alevileri Sünnileştirmek için asimilasyon yapmış, soykırım uygulamış olabilirsiniz. Ancak Aleviler can bedeli direnişlerle ne Alevilikten vazgeçerek Sünnileştiler ne de kimseyi Alevileştirmeye çalıştılar.

Bahçeli konuşmasının bir başka yerinde “Bu düşüncelerim elbette Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin geçmişe sari ve bugüne havi ihtiyaç ve beklentilerini seslendirmeye mani değildir” demektedir.
Konuşmanın içeriğine geçmeden önce bu emredici, hükümran, keskin dilin ve üslubun hiç de barışçı olmadığını belirtmek gerekiyor. Alevileri aşağılayan, herhangi bir Aleviyi, bir demokratı, en az katliamcı bir saldırı kadar yaralayacak olan bu provokatif dil barışa götürmez. Dolayısıyla hiçbir Alevi ve demokrat bu dili ve üslubu kabul etmeyecek, şiddetle reddedecektir.

Bunu belirttikten sonra, Bahçeli’nin Alevilerin “seslendirmelerinde bir engelin olmadığını” lütfettiği “geçmişe ve geleceğe dair beklentilerine” çok kısaca bakmak gerekiyor.
Bay Devlet Bahçeli, Aleviler en önce Alevi dergâhlarının ve ocaklarının kapatılmış olmasının, sonra Koçgiri’nin ve Dersim’in, devamında 1960’lara kadar binbir zorlukla yaşamaya mahkûm edilmenin hesabının verilmesini istemekte ve beklemektedirler.

Sözde bilge Bahçeli, Aleviler, 1967 Elbistan’da, 1968 Malatya’da, 1971 Kırıkhan’da, 1976 Pazarcık’ta, 1978 Malatya’da, 1978 Maraş’ta, 1980 Çorum’da, 1993 Madımak’ta, 1995 Gazi’de yapılan soykırım saldırılarının hesabının görülmesini istemekte ve beklemektedirler.
Alevilere yapılanlar elbette bunlarla bitmiyor, ancak şimdilik bunları hatırlatmakla yetinelim.

Bu nedenle Bahçeli bilmelidir ki Aleviler, isteyip bekledikleri bu hesaplar verilmeden yapılanları unutamaz, affedemezler. Dolayısıyla gerçek anlamda bir kardeşlik atmosferi doğmaz.

Bahçeli, Maraş ve Çorum soykırımlarının “dış güçlerin” marifeti olduğunu ileri sürüyor. Hemen soralım, kim bu dış güçler? Mesela o dönem katliamdan dolayı suçlanan MHP Maraş milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş “dış güçlerden” biri olabilir mi?
Yine katliamcı olarak suçlanan dönemin Maraş Belediye Başkanı Ahmet Uncu’ya bir diğer “dış güç” denebilir mi? Kısa süre önce Meclis’te törenle cenazesi kaldırılan Maraş Katliamı davasının bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger “dış güç” müydü? Maraş’ta katliamın hazırlık saldırılarını yapan ETKO çetesi ve bu çetenin elemanlarından MHP Maraş milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş’ın daha sonra milletvekili olan oğlu Edip Özbaş “dış güç” müydü?
Malatya ve Pazarcık’ta bombalı mektuplar gönderdiği iddiasıyla yargılanan ve daha sonra MHP’de milletvekili olan ÜGD’li Muharrem Şemsek bir başka “dış güç” müydü?
Bütün bu paramiliter katillerin örgütleri olan MHP ve ÜGD “dış güç” olarak tanımlanabilir mi?

Özetle Bahçeli, katliamcı soykırımcı saldırıların hesabını vermek yerine klasik “dış güç” yalanıyla bunların üstünü örtmeye çalışmaktadır. Dahası, Aleviler yaşadıkları bu katliamların hesabını sormak istedikleri her defasında devlet, “dış güçleri” açığa çıkarmak yerine Alevileri susturmuş, baskılamıştır.
Bütün bu gerçekliklere rağmen sözde bilge Bahçeli, bu yalanları söyleyerek kimi aldatabileceğini sanıyor?

Bahçeli aynı konuşmasında, “İftira ve isnatlara sırtını dayayanlar, Maraş’tan Çorum’a kadar yaşanan dış mahreçli provokasyonların iç yüzünü hâlâ okumayanlar, bu nedenle de tarihten husumet üretmek için emre amade bekleyiş içinde olanlar emin olunuz ki bizim ilgi ve irtibat sahamamızın da sonuna kadar dışındadır” diyor.

Öncelikle Bahçeli bilmelidir ki; Aleviler, “iftira ve isnatlara” değil, gerçeğe sırtını dayamaktadırlar. Bunun ispat edilmesi için de yaşananlara ilişkin bir “Hakikat Komisyonu”nun kurulmasını istemektedirler.
İkinci olarak yine Bahçeli bilmelidir ki Maraş’ta ve Çorum’da yapılanların iç yüzünü Aleviler çok iyi okumuşlardır. Bu konuda sorunu olan Aleviler değil, hem devlet adına hareket eden hem MHP’nin kanlı mirası üzerinde varlığını sürdüren ve yapılan soykırımların hesabını vermekten kaçınan Devlet Bahçeli’dir.
Üçüncüsü, Aleviler “tarihte husumet” üretmiyorlar, bugün de devam eden soykırımcı yaklaşımlara karşı direniyorlar.
Dördüncüsü, Aleviler, tarihleri boyunca hiçbir güç odağının, efendinin önünde “emre amade” olarak durmadılar. Ama bu devleti yönetenler hep efendilerinin önünde “emre amade” beklediler.

Bahçeli’nin söylediklerinin çok yönlü değerlendirilmesi için daha çok yazılabilir. Ancak belirtilenlerin kısa bir özetini yapmak gerekirse şunu söylemek mümkündür:
Bahçeli, demokratik bir yüzleşmeden yana değildir. Tam tersine, Bahçeli katliamların hesabını vermeden sürekli tekrarlanan manipülasyonlarla sorumluluktan kurtulmak istemektedir.
Aynı şekilde Bahçeli, devletin yüzyıldan beri uyguladığı Türkleştirme, Sünnileştirme siyasetini bir kez daha Alevilere dayatmak istemiş ve Alevilerin önüne iki yol koymuştur: Ya Türk ve Sünni olacaklar ya da yok edileceklerdir.

Dün Alevilerin adını anmadan, Alevi ritüellerini ve inanç merkezini yok sayarak, katliamlarla, soykırımlarla ve baskılarla bunu yapmaya çalışmışlardır. Bugün ise Alevilere, Alevilerin ritüellerine ve inanç merkezlerine el koyarak aynı asimilasyoncu/soykırımcı politikaları uygulamak istemektedirler.

Bugün Aleviliğin kabul edilmesi demek, barışın ve demokrasinin gerçekleştirilmesini kabul etmek demektir. Bunun için ilk olarak Aleviliğe ve Alevilere yapılmış, büyük küçük demeden bütün saldırıların hesabının verilmesi gerekir.
İkinci olarak devletin Aleviliği tanımlamaktan vazgeçmesi zorunludur. Her inanç gibi Alevilik de kendi inandığı gibi ve kendi inanç mekânı olan cemevlerinde inancını yaşamak istemektedir.

Herkes bilmelidir ki red ve inkâr yöntemi sonuç vermeyecektir. Aleviler, bütün demokrasi güçleriyle birlikte sürdürecekleri mücadelelerle bu yeni saldırıyı da püskürtecek, inanç özgürlüğünün, barışın ve demokrasinin yaşanacağı bir toplumun inşasını sağlayacaklardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir