BU KADAR SALDIRI TESADÜF OLABİLİR Mİ?
⌈Aziz Tunç⌉
Mart ayı, Aleviler, Kürtler ve devrimciler açısında birçok tarihsel soykırmın, katliamın ve saldırının gerçekleştiği bir aydır. O nedenle Mart ayında tarihsel hafızamızda derin izler bırakmış olan bir dizi zorbalığın ve zulmün yıldönümünü yaşıyoruz.
Koçgiri’de 6. Mart. 1921’de Kürt- Alevi halkına yönelik bir soykırım yapıldı. Bu kırımın yaşandığı koşullarda henüz cumhuriyet kurulmamıştı. Ama Koçgiri’de Kürt Alevi halkına bu kırımı yapanlar, o dönemde devletin yönetiminde etkili olan ve daha sonra cumhuriyeti kuran ekipti. Ayrıca Koçgiri’de binlerce insanın katleden, evleri yakan bu katillerin sürüsünün şeflerinde birisi devletin askeri görevlisi Sakallı Nurettin’ken diğeri de hiçbir resmi statüsü olmayan eli kanlı Topal Osman adlı mafya şefiydi.
Koçgiri’de yapılan soykırım, Kürt halkına yönelik soykırım, inkâr ve imha siyasetinin erken örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Bir halkın kimliği, dili ve varlığı hedef alınmış, bu amaçla büyük bir askeri saldırı yürütülmüştür.
Koçgiri’de Kürt- Alevi halkına yapılan bu saldırı geçmişte kalmış bir trajedi değildir; sonraki yıllarda yaşanan pek çok katliamın ve baskı politikasının o gün yaşatılmış halidir. aynı politikalar ve aynı saldırılar devam etmektedir.
Soykırımcı, halk düşmanı siyaset, yıllar sonra bir başka biçimde ortaya çıktı.
-
Mart. 1971’de Türk devletinin askeri güçleri, dönemin halkların ve ezilenlerin gelişen devrimci mücadelesini bastırmak için darbe yaptılar. Darbe sonrası yaşanan işkenceler, idamlar ve siyasi baskılar, tüm ezilen ve hak talep edenleri hedef almıştır. Herhangi bir insan hakkını veya demokratik hakkı kullanmak, bugün olduğu gibi, ya hiç hiç mümkün değildi veya büyük bedeller gerektiriyordu. Devrimcilere yönelik şiddetli saldırılar geliştiren darbeci faşist devlet THKO kurucu ve yöneticileri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı idama mahkum etti. Arkadaşlarının idamını önlemek isteyen THKP-C örgütünün yöneticileri Mahir Çayan ve arkadaşları, ABD’li görevlileri rehin aldılar. Bunun üzerine devrimcilere saldıran devlet, 30. Mart. 1971’de Tokat/Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarını hunharca katletti.
Böylece devlet, Alevilerin ve Kürtlerin dışında devrimcilerde devletin katliam ve soykırım yapacağı yeni bir siyasal toplumsal kesim olarak belirlemiştir.
Aynı soykırımcı zihniyet yıllar sonra Halepçe’de Kürt halkına karşı uygulandı. Yine katledilenler Kürtlerdi, ama soykırım emrini veren Irak Devlet başkanı Saddam Hüseyin’di. Elma kokulu zehirli gazlarla bombalanmıştı, Halepçe. 5000 binden fazla Kürt, saniyeler içinde katledildiler. Bu insanlar sivil ve savunmasızdı. Çocuklar, hastalar, yaşlılar ve kadınlar çoğunluktaydı. Tam bir soykırımdı yapılan.
Halepçe’de kimyasal gazlarla gerçekleştirilen soykırım, insanlık tarihinin en korkunç kıyımlarından birisi olarak hafızalara kazınmıştır. Kimyasal gazlarla binlerce Kürt’ün katledilmesi, yalnızca soykırımcılığın vahşetini değil, uluslararası toplumun sessizliğini de ortaya koydu. Halepçe soykırımı ayrıca savaşın ve ırkçı nefretin insanlığa neler yapabileceğinin acı bir simgesi olarak bugün hâlâ hafızalar da yaşıyor.
Bölgemizde devletlerin düşman kabul ettiği toplumsal kesimlere, Kürtlere, Alevilere ve devrimcilere yönelik katliamlar devam etmiştir. Aradan onlarca yıl geçtikten sonra, devlet kaynaklı yeni bir katliamcı saldırı gerçekleştirilmiştir. Mekan İstanbul Gazi Mahallesi, tarih 12.Mart. 1995.
Kürt halkının özgürlük mücadelesinin hem genel olarak toplumda hem de alevi ve devrimci demokratik çevrelerde destek görmesi, devletin korkusunu büyütmüştü. Alevilerin bu yönelimlerinin önünü kesmek isteyen devlet, Gazi Katliamı’nı gerçekleştirmiştir. Bu saldırı, üç gün devam eden toplumun örgütlü direnişiyle karşılanmıştır. Eli kanlı katillerin kahve taramaları ile başlayan katliamda 22 insan katledilmiştir. Katledilen bu insanlar, Türkiye’deki demokrasi ve eşitlik mücadelesinin de sembolü haline geldiler.
Aynı mantıkla ve benzer güçler tarafından yapılan ve unutmayacağımız katliamlardan birisi de Kamışlı’da Kürt halkına yönelik olarak yapılmıştır. 12. Mart. 2004 yılında Kürt halkının varlığına tahammül edemeyen soykırımcı ve sömürgeci devletlerin ırkçılık üzerinde düzenlediği ve Arap paramiliter katiller eliyle gerçekleştirdiği bir katliamdır.
Kamışlı’da 52 insanın katledildiği bu katliam da aynı soykırımcı politika ve uygulamaların halkalarından birisidir. Kürt halkının kimliğini, kültürünü ve siyasal varlığını hedef alan bu saldırılar, halkların barış içinde yaşama umuduna yönelmişti.
Yine 11. Mart. 2014 yılında katledİlen Berkin Elvan’ın da bu katliam uygulamalarının devamı olarak katledildiğini unutmamak gerekir.
Bu saldırıların her biri farklı tarihlerde yaşanmış olsa da ortak iki gerçekliği ortaya koymaktadır: inkâr, cezasızlık ve hesap vermeme kültürü var olduğu sürece bu katliamlar ve soykırımlar önlenemeyecektir. İkincisi farklı zamanlarda gerçekleştirilen bu saldırılar bir tesadüften veya lokal sorunlardan kaynaklanmamıştır. Bütün bu kıyımlar, devletlerin sistemli soykırımcı politikalarının sonucu ve ürünüdürler. Dolayısıyla soykırımcı politikalar mahkum edilmeden bu saldırılar önlenemeyecektir.
Soykırımcı güçlerin hesap vermesi, gerçeklerin açığa çıkması, bu tür katliamların bir daha yaşanmaması için bu acıları hatırlamak ve yüreğimizde hissetmek zorundayız. Çünkü unutmak, bir suçun tekrar etmesine yol açmaktadır. Hafıza ise adaletin olmazsa olmaz ilk adımıdır.
Alevilere yönelik asimilasyon ve soykırım saldırılarının yoğunlaştırdığı bu süreçte Alevilerin önünde çok ciddi bir sorumluluk ve görev bulunmaktadır.
Barış ve demokratik toplum inşaasının gündem de olduğu bu koşullarda adalet mücadelesini yükseltmek, yaşanmış bütün kıyımların hesabını sormak, demokrasi, Alevilerin en önemli görevidir. Barış ve demokrasi bu yolla sağlanacaktır.
Bu nedenle bugün, geçmişin karanlığına karşı hafızayı, dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek zorundayız. Hakikat ortaya çıkana ve gerçek bir yüzleşme yaşanana kadar bu talepten vazgeçmeyeceğiz. Çünkü, şehitlerin hatırasına sahip çıkmanın yolunun adalet talebini yükseltmekten geçtiğini biliyoruz. Ayrıca adalet yalnızca geçmiş için değil, geleceğin özgür ve eşit toplumunu kurabilmek için de gereklidir.
Dolayısıyla adalet talep etmenin, unutmaya karşı hafızayı büyütmenin ve daha çok mücadele etmenin gerektiği bu günlerde Koçgiri’de, Gazi’de, Halepçe’de, Kamışlı’da, Kızıldere’de katledilenleri ve Berkin Elvanı saygıyla anıyorum.
Anılarına ve mücadelelerine bağlı kalarak…

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler