Hakikatin Gülen Yüzü: Evrim Alataş’ın Yarım Kalan Şarkısı
⌈Erdoğan Doğan⌉
Bazı gidişler vardır; sadece bir “vade dolumu” değildir. Bir coğrafyanın hafızasından kopan en parlak sayfalardan birinin, rüzgârla savrulmasıdır. Evrim Alataş, o fırtınalı yıllarda kalemini yalnızca bir meslek aracı olarak değil, bir vicdan pusulası olarak kullananlardandı. Abisi Hüseyin Alataş’ın deyimiyle “bizim Evrim”, bugün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde yalnızca bir yasın değil; onurlu bir mirasın adı olarak kalbimizde yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı insanlar ölmez; yalnızca anlatının biçimini değiştirir.
Onun yolu, gazeteciliğin en sert, en “ateşten gömlek” olduğu yıllarda Newroz dergisi ve Özgür Gündem koridorlarından geçti. Binanın bombalandığı, kalemlerin susturulmaya çalışıldığı o karanlık günlerde Evrim, korkunun üzerine ironiyle, gerçeğin üzerine cesaretle gitti. Onun için gazetecilik, tarafsızlık maskesi altında gerçeği silikleştirmek değil; hakikatin tarafında durmanın adını koymaktı. O sadece haber yapmadı; acıyı estetize etmeden, en çıplak ve en insani haliyle bizlere ulaştırdı.
Evrim Alataş’ı yalnızca bir gazeteci olarak anmak, onun edebiyatçı kimliğine eksik bakmak olur. “Her Dağın Gölgesi Denize Düşer” romanı, bir kuşağın parçalanmışlığını, aidiyet arayışını ve derin kederini zarif ama sarsıcı bir dille anlattı. Onun anlatısında “dağ” yalnızca bir coğrafya değil, “deniz” yalnızca bir su kütlesi değildi; ikisi arasındaki görünmez mesafe, bir halkın hikâyesine dönüşüyordu.
“Min Dît” (Gördüm) filmiyle ise hafızalara bir çivi daha çaktı. Çünkü o, tanıklığın bir sorumluluk olduğuna inanıyordu. Gördüklerini anlatmak, anlatamadıklarını ise o kendine has hüzünlü ve zeki ironisiyle hissettirmek onun yaşam biçimiydi. Amansız bir hastalık onu en verimli çağında aramızdan aldı; ancak geride bıraktığı umut, hâlâ yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Bugün Evrim Alataş’ı anmak, yalnızca bir ismi hatırlamak değildir. Bu, aynı zamanda unutturulmak istenene karşı bir duruş, hafızayı diri tutma iradesidir. Çünkü bu coğrafyada unutmak, çoğu zaman kabullenmenin ilk adımıdır. Evrim ise tam tersini öğretti: Hatırlamak, direnmenin en insani ve en onurlu halidir.
Onun kalemi yalnızca olanı yazmadı; aynı zamanda görülmeyeni görünür kılma çabasıydı. Bu yüzden yazdıkları bir dönemin arşivi olmanın ötesinde, geleceğe bırakılmış bir vicdan kaydıdır. Bugün hâlâ birçok insan kendi hikâyesini onun satırlarında buluyorsa, bu tesadüf değil; hakikatin sahici bir dille kurulmuş olmasındandır.
Onu tanıyanlar, melek gibi kalbini ve her daim parlayan gözlerini unutmadı. Yazacakları yarım kalmış olabilir, ama bıraktığı iz tamamdır. Evrim Alataş, bu toprakların en dürüst, en içten ve en “bizden” seslerinden biriydi.
Seni unutmayacağız sevgili Evrim. Çünkü sen, sadece yazan değil; bize nasıl hatırlanacağını da öğretenlerdensin. Yazdığın her satırda, anlattığın her hikâyede ve o hiç solmayan gülüşünde yaşamaya devam edeceksin.
12.04.2026

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler