Paz. Nis 26th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SÜREN SOYKIRIMLAR

⌈Erdal Boyoğlu⌉

Soykırımları Konuşmak!

Unutmak değil, hatırlamak iyileştirir.
İnkâr değil, yüzleşme barışı mümkün kılar.

24 Nisan 1915 Ermeni- Asuri soykırımı;
İttihat Terakki Cemiyeti; Turancılığın esasları üzerinden yaptığı bir soykırımdır.
111 yıldır soykırımla yüzleşmeyen ve anamayan bir dönem yaşıyoruz hâlâ.
Soykırımlarla,
Yüzleşmemiz gerekiyor. Vicdani ve ahlaki olarak sorgulamamız gerekiyor.
Ittihat Terakki’den egemen Cumhuriyet’e devredilen yok etme, inkar ve asimilasyona karşı cümle kurulmuyor hâlâ.
Vicdanları sızlatan Ermeni -Asuri ve Dersim soykırımı ve katliamlar sessizlikte hâlâ.

Konuşulmuyor ve yaralar sarılmıyor.
Soykırım gerçeği yüzleşmeyi bekliyor hâlâ.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz.

Geçmiş sorgulanmadan acılarımızın ortaklığında buluşamayız.

Geçmiş bugünün önsözüdür.
Düşünşenize şöyle bir;
Ittihat-Terakki Cemiyeti paşaları tarafından Ermeni -Asuri halklara uygulan “Soykırım
Hatırlanması ve Anılması Yasası” Federal Almanya Parlamentosu tarafından 2016 da kabul edildi.

Almanya’nın kabul etmesi çok anlamlıdır, çünkü soykırımın suç ortağıdır.
Alman Dışişleri Bakanlığının Siyasi Arşiv belgelerinde ” Bizim bir hedefimiz var. Türkiye’yi bizim yanımızda tutmak. Ermeniler ister yerle bir olsun ya da olmasın. Bizim için fark etmez”
Alman imparatorluğu Başbakanı Theobald von Betmann Holweg. Kaynak: Wolfgan Gust.

Çünkü Osmanlı ordusuna bütün silahları Kayser Almanyası verdi. İttihatçıların zulmüne ortak oldu. Soykırıma bilerek göz yumdu.

Dinsel ve dilsel ırkçılık kindarlıkla devam ediyor.

Türkiye’de “soykırım” kararını protesto eden Türkçü ve Dinci kesimler “En Güzel Ermeni Ölmüş Ermeni”, ” Ermeni Piçi sloganı atarak protesto ediyorlar.

Sahi kimdir dilsel milliyetçiler ve dinsel cemaatler?

Artık öylesi boyutlara varmış ki Kindarlık’ Nefret Ve Aşağılama ; bunların gerçek yüzünü göstermeye yetiyor ve artıyor.

O Güzel İnsanların Anılarına Saygıyla.

1915-1917 vahşetinde İttihatçı çetelere karşı Ermeni, Asuri halkını koruyan, sahiplenen , onlara her türlü yardımı yapan, evlerini açan, aşevi kuran güzel insanlar ve yöneciler vardı.

İttihatçı paşaların emriyle tüm vilayetlere şifreli telgraflar gönderilir.
Ermeni ve Asurilerin
Tehçir; Göç ve sürgün yoluna gönderilmesine itaat edilmesi emredilir.
Ancak emirleri yerine getirmeyenler, emirlere uymayanlar karşı duranlar vardı. Ve bunun bedelinin ne olduğunu biliyorlardı.
Vicdanlarının sesleriyle
ittihatçı paşaların karşılarına dikildiler.
“Bu katliama iştirak edecek kadar vicdansız değilim” diyen
” ben bu günaha ortak olamam ” diyen
” Ben Valiyim eşkiya değilim” diyen
Onurlu insanlar vardı.
Emirlere uymadıkları için görevden alınan vardı.
Divan-Harp’da yargılananlar vardı.
Evlerinde öldürülenler vardı.
Sürgüne gönderilenler vardı.
Pusularda öldürülenler vardı.
Bu güzel insanları unutmayalım, hatırlayalım.
Kütahya Valisi Faik Ali Ulusoy,
Ankara Valisi Hasan Mazhar Bey, Kastamonu Valisi Recep bey, Yozgat Valisi Cemil Bey,
Konya Valisi Celal Bey,
Erzurum Valisi Tahsin Bey’ de İttihatTerakki paşalarının imha emirlerini uygulamadılar.
Malatya Belediye Başkanı Azizoğlu Mustafa Ağa Tehçiri engelleyecek yetkiye sahip değildi, ama birçok kişiyi evinde sakladı. Ve “Gavurları” koruduğu için ittihatçı birinin oğlu tarafından öldürüldü.
Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey, Beşiri Kaymakamı Mavinin Sabit Bey, Basra Valisi Ferit Bey, Müttefik Mütearife Bedii Nuri Bey, ve Gazeteci İsmail Mastan İttihatTerakki Cemiyetinin ileri gelenlerinden Diyarbekir Valisi Dr Reşit Bey’in emirleriyle öldürüldüler.
Diyarbakırlı Posta müdürü Vehbi Efendi, Midyat Kaymakamı Nuri Bey , Çermikli Muhammet; Asuri- Suryanileri evlerinde saklayarak ölümden kurtarıyorlar.
Urfalı Hacı Halil Efendi bir müslümandı. Komşusu iş ortağı yedi kişilik Ermeni Apkaryan ailesini evinde tavan arasında bir barındırıyor. Sonra ortalık sakinleşince Beyrut’a gönderiyor.

Konyalı Mevleviler, Trabzon ve Kastamonulu bir kısım Sunni Türk insanı, Dersimli Kürdler, Kızılbaş- Aleviler sevgiyle her türlü yardım yaparak Ermenileri ve Asurileri korudular, evlerinde barındırdılar.
Bu sesler, bu dostluklar dayanışma duygularıyla umut oldu. Ve umut olmaya devam ediyor hâlâ…
Vicdanlı ahlaklı insani duruşlarıyla tarihe güzel miras bıraktılar.

Sahi, Ermeni, Asuri, Rum, Yahudi, Kürd , Kızılbaş -Alevi olmak
Egemen Cumhuriyet de nasıl bir şeydi acaba?

Peki günümüzde neler oluyor.
Avrupa’daki “Türkçüler ve Dinciler,
“Gavur” ve “Kafir” dedikleri yerde çalışıyorlar. “Kafir ülkelerde karınlarını doyuruyorlar.

Irkçı ve tahammülsüz bir yaşam sürdürüyorlar.

4 Haziran da Berlin’de “Bayrağını al da gel” yürüyüşü düzenlediler.

“Türkler soykırım yapmaz” sloganı attılar. Mitinge üç bin kişi katıldı. Mitinge gelenler namaz kıldılar, İstiklal Marşı okudular.
Mitinge katılanlar arasında eski SPD milletveki Ozan Ceyhun bir konuşma yaptı. Yeşiller’den SPD’ye, SPD’ den de AKP’ye transfer olan kıvrak bir politikacı olma ünvanını kazanan biri olarak tarihe geçti.

İsveç-Stokholm Sergel meydanında şiddet ve nefret dolu açıklamalar ırkçı ve dinci İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu tarafından yapıldı.
Miting de Ermenilere “ÖLÜM ÖLÜM ÖLÜM” diye bağıran bir federasyon başkanı vardı.
Düşünşenize şöyle bir; ölüm cağrısı yapan kişi İsveç’in başkentinde ölüm çağrısı yapıyor.

Ancak güzel insanların yüzü suyu hürmeti; insana ve doğaya umut verdi ve vermeye devam ediyor hâlâ…

Sloganlarının dili;
Ermeni dölleri, Rum tohumu, Şaki, eşkiya Kürdler günlük yaşamın ırkçı bir parçasıydı.

Taksim de düzenlenen dilsel ve dinsel miting de ” Ermeni yalanına sessiz kalma” diyen panoları gözümüze soka soka her tarafı donatmışlardı.
Milliyetçi ve dinci dalgayı İstanbul belediyesinin tahsis ettiği otobüslerle taşıyorlardı.
Belediyenin panoların da açıkca ayrımcılık yapılıyordu.

Nasıl unutuyoruz;
“Şahadet getirin Müslüman olun”
Süryani gavurcukları müslümanlaştıracağız”
“Alevi öldürüsen cennette gidersin” “Alevinin kestiği yenmez”
“Mum söndürüyorlar” diyenleri unutmayalım unutturmayalım.

‘ Sivas-Madımak oteli ateşe verildi,
Bu ülkenin sanatçıları, aydınları, yazarları, gençleri otelde göz göre yakıldı. Yedi saat asker ve polisin gözleri önünde. Hem de “yak ula yak” diye diye bağırarak yakıldı.

Düşünşenize şöyle bir; Sivas katliamını protesto eden insanlara kim ne adına saldırabilir?

” Dilimin sınırları, dünyanın sınırlarıdır” der bir filozof.

Birbirimizi anlamanın, dinlemenin, duyguların düşüncelerin ve bilgilerin aktarılması insana dair bir güzellik değil mi?

Kindar ve Dindar nesil yetiştirmek farklı dillere, farklı kültürlere, farklı dinlere karşı insanlık suçudur.

24 Nisan 1915-17 sürecine dair
Osmanlı arşivleri açılmalıdır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir