Cts. May 23rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ÇOCUKLARIMIZA

⌈Hasret Anıl⌉
“Ürkek bir serçe gibi eğme başını.
Kaldır başını ve dimdik dur!
Bu senin değil, ülkemin ayıbı.
Hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk.”
(Nazım Hikmet)

Çocuklar, sevginin en saf ve en temiz hâlini üzerlerinde taşırlar. Hiç kuşkusuz, onların o tertemiz yüreklerinde hissettiğimiz her şey bizde tarif edilemeyecek kadar güzel duygular uyandırır. Her şeyden önce masum, çıkarsız ve yalansızdır sevgileri. Ve ne yazık ki onların o sıcacık, içimizi ısıtan gülüşlerinin yerinde derin bir hüzün var. Hayatta sahip olamadıkları her şeyin eksikliğini yaşıyorlar. Çok şey istemiyorlardı aslında. Yoksullukla geçen yaşamları artık son bulsun istiyorlar. Üstüne giyebileceği güzel bir paltosu olmayan, yarı aç yarı tok, yalınayak dolaşan, çöplüklerden yiyecek toplayıp karınlarını doyurmaya çalışan yoksul çocuklar… Yürüdüğümüz sokaklarda, gezdiğimiz caddelerde bu acı tabloyu daha yakından görüyoruz. Onları hak etmedikleri bu yaşamdan kurtarabiliriz de. Yeter ki baştan sona çürümüş, kokuşmuş bu köhne düzenin yerine, özlemini çektiğimiz daha adil, daha yaşanabilir bir dünya için savaşma inancı ve iradesi olsun yüreklerimizde.

Çocuklarımız erken büyüyor, erken ölüyorlar maalesef. Sevinç içinde doyasıya gülüp eğlenemiyorlar. Elleri kalem tutmuyor ne yazık ki. Ya ellerinde bir boya sandığı ya da bir simitçi tezgâhı ile küçücük yaşlarında yaşamın o ağır yükünü omuzlarında taşıyorlar.

Bu hikâyede Ahmet de diğer çocuklardan farksızdı. Okulunu bırakmış, bir torna tezgâhında iş bulmuştu, çalışıyordu. Evine her zamanki gibi eli yüzü simsiyah makine boyasına bulaşmış bir şekilde dönüyordu. Ailesi onun çalışmasına her seferinde karşı çıkıyor, sadece okumasını istiyordu. O ise hiçbir şey yapmadan öylece duramadı daha fazla. Çünkü babasının her akşam eve ne kadar yorgun ve bitkin geldiğini, ellerinin ise çalışmaktan nasırlaşıp yara bere içinde kaldığını görüyordu. Üzülüyordu Ahmet ve bir şeyler yapmak istiyordu.

Annesi ise her zaman bir telaş içinde, nasıl yapıyorsa mutfağa girip bir yerlerden bulup buluşturduğu ne varsa hazırlamanın derdindeydi. O kadar çalışmasına rağmen annesinin yine de sofraya ne koyacağının kaygısını taşıdığını görünce daha fazla dayanamıyor. Kendisi de bir iş aramaya başlıyor ve sonunda şu an çalıştığı torna tezgâhındaki işi buluyordu kendisine.

Ama sonraları çok düşünüyor Ahmet. Uzun uzun düşünüyor. “Bir şeyler değişmeli,” diyor. “Artık böyle sürüp gitmemeli. Emeğimizin ve alın terimizin karşılığı bu olmamalı.” Biz gece gündüz demeden canımızı dişimize takıp çalışırken, bizim emeklerimizin üzerinden zenginliklerine zenginlik katan, lüks içinde yaşayanları da görüyordu. Ve onları gördükçe daha çok öfke duyuyordu bu düzene.

Yarın gün doğduğunda başka bir sıkıntı, başka bir dert… Sonu yoktu böyle yaşamanın, olmayacaktı da hiçbir zaman; biz değiştirmediğimiz sürece.

Ahmet, çalıştığı torna tezgâhından eli yüzü boyalı şekilde evine dönerken bunları düşünüyordu. Haksız da değildi elbette. Yaşamak bu değildi. Olmamalıydı hiçbir zaman. Bunu bizler de çok iyi biliyorduk. Çünkü Ahmet’in yaşamından çok farklı değildi yaşantımız. Yarın ne olacağımızı düşünmek… Ne yiyeceğimizi düşünmek… Ve daha da sayamayacağımız nice kaygılar… Bitmeyecekti hiçbir zaman.

Peki, bizler değiştirmek için ne yapıyorduk? İmkânsız değildi aslında hiçbir şey. Hep birlikte mücadele ederek kurtulabiliriz bu köhne yaşamdan. Değiştirdiğimiz vakit ise ne gam kalırdı artık ne de keder bizler için.

İşte o zaman çocukların yüzlerine dönüp bir kez daha bakın. Umut dolu o ışıltılı bakışlara… Yarının dünyasını şekillendiren o bakışlardır çünkü. Onlara bıraktığımız yeni ve güzel ne varsa, yine onlarla bütünleşerek bir şahesere dönüşecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir