Cts. May 23rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Sandığın Gölgesinde Unutulan Halk

⌈Türkan Doğan⌉
Bugün memleket günlerdir yine aynı tartışmanın içinde dönüp duruyor. Bir mahkeme kararı, bir parti içi hesaplaşma ve koltukların etrafında büyüyen siyasal gerilimler gündemi belirliyor. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürüyen tartışmalar ekranlarda saatlerce konuşuluyor; kim haklı, kim dönecek, kim kalacak, hangi karar neyi değiştirecek soruları sürekli yeniden üretiliyor. Fakat bütün bu tartışmaların ortasında asıl soru kayboluyor: Halkın hayatında gerçekten ne değişiyor?
Çünkü bu tartışmalar sürerken bir emekçi her sabah aynı yoksulluğa uyanıyor, bir genç bavulunu hazırlamış geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalıyor, bir anne mutfakta eksilen ekmeği hesaplıyor, bir köylü toprağını nasıl ayakta tutacağını düşünüyor. Yani siyasal gündem kendi içinde büyürken, halkın gündemi yerinde sayıyor.
Siyaset, halkın gerçek yaralarını konuşmak yerine kendi koridorlarında yankılanan güç savaşlarını büyütüyor. Bu da aslında düzenin en iyi bildiği şeylerden biri: Gerçek sorunları görünmez kılmak.
Bir ülke düşünülünce, çoğu zaman insanların yaşadığı ekonomik sıkıntılar değil siyasetçilerin koltuk mücadeleleri manşet oluyor. İşsizlik, geçim derdi ya da yoksulluk yerine parti içi hesaplar ve lider tartışmaları konuşuluyor. Yoksulluk derinleşirken ekranlarda yalnızca siyasal pozisyonlar tartışılıyor. Bu durum, insanın zihninde kaçınılmaz bir soruyu büyütüyor: Gerçekten halkın kurtuluşu sandığın içinde mi saklıdır, yoksa sandık yıllardır aynı düzenin kendini yeniden üretme biçimine mi dönüşmüştür?
Bu noktadan bakıldığında mesele yalnızca kişiler ya da isimler değildir. Çünkü aynı düzenin içinde dönen çarklar, çoğu zaman birbirine karşıymış gibi görünse de aynı zeminde varlığını sürdürür. Dün birbirine sert sözler söyleyenler bugün aynı masalarda uzlaşabilir. Bu değişim, halkın yaşamındaki değişimle her zaman örtüşmez. Halk çoğu zaman seçimden sonra da aynı yorgunlukla, aynı kırgınlıkla ve çoğu zaman daha da ağırlaşmış bir hayatla baş başa kalır.
Burada sorun, yalnızca bireysel siyasi aktörler değil, halkın iradesini belirli parti yapıları ve kurumsal sınırlar içine sıkıştıran siyasal aklın kendisidir. Parlamentolar tarihsel olarak halkın sesi olmak iddiasıyla kurulmuş olsa da zamanla birçok insan kendi sesinin orada karşılık bulmadığını hissetmeye başlamıştır. Çünkü temsil mekanizmaları ile halkın gerçek yaşamı arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşmuştur. İşçinin emeği, emeklinin geçimi ya da gencin geleceği çoğu zaman siyasal tartışmaların merkezine değil, kenarına düşmektedir.
Siyasal aklın en çarpık yönlerinden biri, liderlerin politik performanslarından çok kimlikleri üzerinden aşırı bir anlamla yüceltilmesidir.Kilicdaroglu’ nu Alevi kimliğinden kaynaklı pir makamına konumlandiranlara da bir cif sözüm var.
Bir figür, yaptığı siyasetle değil, taşıdığı sembollerle değerlendirilince eleştiri geri çekilir, yerini sorgusuz bir sahiplenme alır. Bu da siyaseti akıldan uzaklaştırıp duygusal bir bağlılık alanına sıkıştırır.
Oysa hiçbir kimlik, siyasal eleştirinin üstünde bir makama dönüşemez. Hiçbir aidiyet, politik sorumluluğun yerini tutamaz. Liderleri kutsayan değil, hesap sorabilen bir toplumsal zemin kurulmadıkça, siyaset gerçeklikten kopmaya devam eder.
Emperyal düzen de tam bu noktada kendini yeniden üretir. Halkların birbirine yabancılaştırıldığı, yoksulluğun kader gibi anlatıldığı ve insanların yalnızlaştırıldığı her yerde bu düzen daha güçlü hale gelir. Kimlikler, korkular ve kutuplaşmalar üzerinden insanlar birbirinden uzaklaştırılırken, aslında sistem kendi devamlılığını sağlar. İnsanlar birbirine bakarken düzen kendi akışını sessizce sürdürür.
Bu yüzden tartışmaların gürültüsü büyürken, asıl sessizlik halkın yaşamına çöker. O sessizlik, çoğu zaman manşetlere sığmaz ama en derin gerçeği taşır. Çünkü bir ülkenin gerçek nabzı ekranlarda değil, mutfakta kaynayan tencerede, işçinin vardiya çıkışında, öğrencinin yorgun defterinde atar. Ve eğer bu ses duyulmazsa, siyaset ne kadar konuşursa konuşsun eksik kalır; çünkü eksik olan şey söz değil, halkın kendi hayatına dokunabilmesidir.
Sonuçta mesele hangi siyasetçinin geri döneceği ya da hangi kararın alınacağı değil, halkın kendi hayatına ne zaman ve nasıl geri döneceğidir.
23/05/2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir