Çekiç ile Hakikat Arasında: Nietzsche ve Alevi-Bektaşi Yolunun Ayrıldığı Yer
⌈Burhan Arslan⌉
Friedrich Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığı adlı eserinde yükselen o büyük öfke, yalnızca Batı medeniyetine yönelmiş bir felsefi saldırı değildir. O öfkenin derininde, insanın kendi özünden kopuşuna dair büyük bir acı vardır. Çünkü Nietzsche’nin kırmaya çalıştığı putlar ile Alevi-Bektaşi yolunun “nefsin karanlığı”, “riyâ”, “hamlık” ve “zulüm düzeni” dediği şeyler arasında görünmeyen bir akrabalık vardır.
Ancak bu iki yol aynı yerden konuşsalar da aynı menzile yürümezler.
Nietzsche, insanın içindeki taşkın gücü özgür bırakmak isterken; Alevi-Bektaşi öğretisi o gücü “rızalık”, “edep” ve “hakikat” ile olgunlaştırmaya çalışır. Bu yüzden Alevi yolu tutkuyu öldürmez, ama onu insanı insanlıktan çıkaracak bir körlüğe de teslim etmez.
Çünkü bu öğretide insan yalnızca beden değildir.
Yalnızca akıl da değildir.
İnsan; candır.
Ve can, Hak’tan bir nefes taşır.
İşte bu yüzden Alevi-Bektaşi öğretisinde ahlak korkudan değil, bilinçten doğar. Günah korkusuyla değil, insan incitmeme sorumluluğuyla şekillenir. “Eline, beline, diline sahip ol” sözü yasakçı bir ahlakın buyruğu değil; insanın içindeki taşkınlığı hakikate dönüştürme çağrısıdır.
Nietzsche’nin isyan ettiği Batı ahlakı, insanı çoğu zaman bastırılmış bir varlığa dönüştürmüştü. Arzular suç, öfke günah, beden aşağı bir şey sayılmıştı. Alevi-Bektaşi öğretisi ise bedeni hor gören değil, onu hakikatin bir parçası olarak gören bir anlayış taşır.
Bu yüzden bu yol, dünyadan kaçmayı değil; dünyanın içinde Hak ile yaşamayı öğretir.
Bir dervişin amacı yaşamı terk etmek değil; yaşamın içindeki zulmü, kibri ve karanlığı aşmaktır.
Nietzsche, Sokrates’in aklı yaşamın üstüne koyduğunu düşünüyordu. Çünkü ona göre Sokrates, insanı içgüdülerinden utandırmıştı. Alevi-Bektaşi öğretisi de yalnızca kuru akla teslim olmuş bir insanı eksik görür. Çünkü hakikat yalnızca düşünerek değil; yaşayarak, hissederek, paylaşarak kavranır.
Bu yüzden Alevi yolunda “irfan”, bilgiden daha değerlidir.
Bilmek yetmez.
Olmak gerekir.
Çünkü çok bilen ama gönlü kararmış insan, hakikate yaklaşmaz. Alevi ozanlarının “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” çağrısı da bundandır. Hakikat, tek başına yükselen kibirli bir benlikte değil; birlikte olabilen insanlıkta aranır.
Nietzsche’nin eleştirdiği “köle ahlakı” ile Alevi-Bektaşi öğretisinin mazlumdan yana duruşu da birbirine karıştırılmamalıdır. Nietzsche bazen merhameti zayıflık gibi yorumlarken, Alevi yolu mazlumun yanında durmayı insan olmanın gereği sayar. Çünkü bu öğretide mesele boyun eğmek değil; zalime dönüşmemektir.
Pir Sultan’ın direnişi bunun en açık örneğidir.
Pir Sultan Abdal boyun eğmedi ama kinle de konuşmadı. Çünkü Alevi öğretisinde hakikat, öfkenin körlüğüne değil; vicdanın ateşine yaslanır.
Nietzsche’nin “İnsan neden yaşamdan korkuyor?” sorusu, Alevi-Bektaşi yolunda başka bir yankı bulur:
“İnsan neden kendi hakikatinden korkuyor?”
Çünkü insanın en büyük savaşı dışarıyla değil, kendi nefsiyle olur.
Alevi-Bektaşi öğretisindeki “ham insan”, tam da Nietzsche’nin eleştirdiği yozlaşmış insana benzer. Ham insan:
- Nefsini hakikat sanır,
- Gücü zulme dönüştürür,
- Bilgisini kibir yapar,
- Korkusunu ahlak diye sunar.
Olgun insan ise “insan-ı kâmil” olma yoluna girer. Bu yol bastırmanın değil, dönüşmenin yoludur.
Öfke yok edilmez; adalete dönüşür.
Tutku bastırılmaz; aşka dönüşür.
Acı inkâr edilmez; hikmete dönüşür.
İşte Alevi-Bektaşi öğretisinin Nietzsche’den ayrıldığı en önemli yer burasıdır.
Nietzsche çoğu zaman insanı yalnız bırakır. İnsan kendi iradesiyle kendi uçurumunu aşmalıdır. Ama Alevi yolu insanı yalnız bırakmaz. Cem vardır. Rızalık vardır. Lokma vardır. Musahiplik vardır.
Çünkü hakikat yalnızca bireysel bir zafer değil; ortak bir vicdanın içinde kurulur.
Bu yüzden Alevi-Bektaşi öğretisi için asıl mesele putları kırmak kadar, insanı insana yeniden yakınlaştırmaktır.
Korkunun putunu kırmak…
Kibrin putunu kırmak…
Zulmün putunu kırmak…
Ama bütün bunları yaparken insanı sevgisiz bırakmamak…
Çünkü bu yolun merkezinde korku değil, aşk vardır.
Ve belki de Nietzsche’nin çekiçle kırmaya çalıştığı putların ardından, Alevi-Bektaşi öğretisi sessizce şunu fısıldar:
“Hakikat, insanın insana secde etmeyecek kadar özgür; birbirini incitmeyecek kadar da olgun olmasıdır.”

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler