Cum. Tem 24th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

MADIMAK KATLİAMI VE SİYASAL GELİŞMELER

⌈Aziz Tunç⌉
Bugün 33 aydının ateşlerde yakılarak katledildiği günün yıldönümüdür. Öncelikle katledilen canları saygıyla anıyor, katliamcı soykırımcı sistemi, politikaları, mekanizmayı ve bütün katliamcıları şiddetle kınamak gerekiyor.

Çok yazıldı, çok konuşuldu. Hiç sakıncası yok, daha çok yazılacak, daha çok anılacaktır. Anarak bilincimizi ve öfkemizi, gücümüzü ve heyecanımızı birleştirerek mücadeleyi büyüteceğiz. Çünkü bu katliamları ve soykırımları, ancak örgütlü birliğimizle ve mücadele ederek önleyebiliriz.

Sivas’ta, Madımak Oteli’nde, 2. Temmuz. 1993 tarihinde 33 aydın, sanatçı ve yazar yakılarak katledildiler. Bu insanlar, Pir Sultanı Anma etkinliği kapsamında Sivas’a gitmişlerdi. Kapsamlı bir organizasyondu ve en önemlisi, 12. Eylül askeri darbesinden sonra yapılan önemli bir etkinlikti. Bir milyon ordusu, yüzbinlerce polis gücü, devasa bir bürokratik mekanizması olan devlet, bu kan donduran katliamı saatler boyunca izlemekle yetinmiştir.

Türk devleti soykırımlar ve katliamlar konusunda ustalaşmış bir devlettir. Bu türden toplu kıyımların, “ortam hazırlama” yani hazırlık evresi ve “üstünü örtme süreci”, yani yargılamada
cezasızlık uygulaması, birlikte planlanmaktadır. Madımak Katliamı’da aynı şekilde gerçekleştirilmiştir.

Katliamın asıl sorumluları olan devletin bu muteber zevatı seyretmekle kalmamışlar aynı zamanda katliama ve yapanlara sahip çıkmışlardır.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, içerde yakılan insanları değil dışarıdaki katliamcıları dert etmiş ve “Ne işiniz vardı Sivas’ta, olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçındanda bu kadar insan ölüyor. Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” diyebilmiştir. Sözde başbakan Tansu Çiller, bu ifadeleriyle aydınları ve halkı suçlamıştır. Alevilerin hassasiyeti olan Pir Sultana saygısızlık yaparak Alevileri “tahrik” etmiştir. İnsan ölümlerini hafife alarak insanlıktan nasibini almadığını ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı Demirel olay münferittir. Ağır bir tahrik var. Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyinizdiyerek, hem katliam gerçeğini gizlemiş, hem de katliamın  yapılmasını desteklemiş, katliamcılara sahip çıkmıştır.

Dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, katliamcıların işini kolaylaştıracak imkanlar sunmuş ve “gazanız mübarek olsun” diye katliamcıları kutlamıştır. Yıllar sonra ise yaptığına sahip çıkarak katliamın, “Aziz Nesin’in kışkırtıcı tavrından kaynaklandığı yalanını ileri sürmüştür.

SHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, kendisini arayan oteldeki sanatçılara, gereken her şey yapılacak” diyerek sahte umutlar vermiştir. Davanın yargılaması da bütün katliam ve soykırım yargılamalarında yapıldığı gibi, katliamcıları aklamaya yönelik olarak başlamış ve öyle yürütülmüştür. Dönemin devlet güvenlik mahkemesi başsavcısı Nusret Demiral “olayda örgüt yok, tahrik var” açıklamasıyla davanın nasıl sonuçlanacağını en başında ifade etmiştir.

Nusret Demral’ın “örgüt yok tahrik var” demesi anlamlıdır. Çünkü “örgüt yok”, ama devlet var ve devasa bir örgüt olan devlet örgütten sayılmıyor. Hem dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in hem başsavcı Nusret Demiral’ın ileri sürdüğü “tahrik var” iddiası tam bir çarpıtmadır. Devlet ne zaman halklara bir saldırı yapsa, hep tahrik kavramını kullanmış, böyle bir gerekçe üretmiştir. Söz konusu “tahrik” bir gün Kuran’ı yakmak olmuş, bir başka gün “camiye saldırı”, bir dahasında “bayrak indirmek” olarak anlatılmıştır. Ancak nedense hep egemenler tahrik oluyorlar. Ezilenlerin tahrik olduklarına ve birilerine saldırdığına rastlanmamaktadır. Mesela, “gavur” diye tanımladıkları farklı dinlerdeki insanların her hareketi, müslümanları tahrik edebilir, ama akşam sabah küfrettikeleri “gavurların” tahrik oldukları ve müslümanlara katliam uyguladıkları görülmemiştir. Aynı şekilde kadınlar “tahrik ettikleri” iddia edilerek öldürebiliyorlar, ama kadınlar, genellikle, tahrik ettiğini ileri sürerek bir erkeği öldürmemişlerdir.

Madımak davası da katliamcı mekanizmanın eliyle yönlendirilmiş ve tam bir cezasızlık uygulanlanmıştır. Önce dava zamana yayılarak, oradan oraya gönderilerek, en sonunda zaman aşımına uğratılmıştır. Böylece dava, katliamın ve katliamcıların hesabı görülmeden sonuçlandırılmıştır. Bu arada yakalanarak tutuklanan sanıklar da çeşitli uydurma gerekçelerle serbest bırakılmışlardır. En son sanıklardan birisi Erdoğan tarafından serbest bırakılmıştır.

Devlet neden bu katliamı yapmaya ihtiyaç duydu?
En başta devlet, katliamcı soykırımcı bir devlettir, kendinde olmadığını düşündüğü veya kendisine boyun eğdiremediği kim varsa onu katletmek, bu devletin kendisini var etme yöntemidir. Bu politikaya uygun olarak bu devletin katlederek yok etmek istediği toplumsal kesimlerin birisi Alevilerdi. O nedenle Alevilere yönelik bu katliam, her şeyden önce Alevileri yok etmek için gerçekleştirilmiştir.

İkincisi devlet, o dönem gelişen siyasal nedenlerden dolayı bu katliamı yapmıştır. Bilindiği gibi o dönem Kürt özgürlük hareketinin geliştiği ve halklaştığı bir dönemdi. Özellikle demokratik duyarlılığı gelişmiş olan ve önemli bir kısmının da Kürt olduğu Alevilerin Kürt özgürlük hareketi ile buluşması yaşanıyordu. Üstelik bu gelişme oldukça önemli bir potansiyel taşıyordu. O nedenle devletin bekası için Alevilerin Kürt özgürlük hareketiyle buluşması engellenmeliydi. Devletin bu politik ihtiyacı, Madımak Oteli’nin içindeki sanatçıların, aydınların, çocuk kadın yaşlı genç demeden yakılması sonucunu yaratmıştır.

Madımak yakılırken CHP’nin o dönemdeki versiyonu olan SHP, katliamın yapılmasını önleyemeyecek kadar aciz bir hükümet ortağıydı. SHP, bu katliam ile hesaplaşmaya yönelik  bir tavır geliştirmedi. Zaten SHP’nin klasik Kemalist yapısında bu yönlü, etkili ve anlamlı bir tavır geliştirmesini beklemek gerçekçi olmayabilir.

Ancak bugün CHP içindeki çatışmada ilerici bir tutum içinde olmaktan söz eden kesimin, yanıltıcı olmaması için, güven verici bir adım atmasının tam da zamanıdır. Madımak kıyımını
protesto etmek için Sivas’a gitmek, etkinliklere katılmak önemsiz değildir. Fakat daha köklü politik adımlara, daha yapısal politik değişikliklere ihtiyaç bulunmaktadır.

Çünkü Alevilere yönelik katliam ve soykırımlar politik uygulamalardır ve bu kıyımlarda CHP’nin kurumsal bir sorumluluğu vardır. CHP bu kurumsal ve politik sorumluluğun gereğini yerine getirmediği sürece bütün yaptıkları inandırıcı olmayacaktır.

Bunun için CHP’nin öncelikle Alevi kıyımları konusundaki sorumluluğundan dolayı, açık, samimi, ikna edici bir özeleştiri yapması zorunludur. Böyle bir adımın toplumsal-siyasal sonuç vermesi için başta Alevi toplumu olmak üzere bütün ezilenler tarafından desteklenmeli ve onaylanmalıdır. Dahası CHP, bu katliamla yüzleşmek, bu katliamla hesaplaşmak için yapılabilecek ne varsa onu yapmak durumundadır. Bu yaklaşım doğal olarak CHP’yi devletin stratejik soykırımcı politikalarıyla yüzlemeye ve bu politikaları reddetmeye götürecektir. CHP’nin klasik Kemalist prangalarında kurtulmasını sağlamak için bu gelişme bir testtir. Kim ne olduğunu ne istediğini ne yapabileceğin ne yapmayacağını bu testle ortaya koyacaktır.

CHP yapısında yaşanacak böyle bir gelişme, barış ve demokratik toplum sürecini de olumlu anlamda etkileyecek, sürecin toplumsal bir enerjiye dönüşmesini sağlayacaktır. Ayrıca böyle bir durum, Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğünün sonunu getirecek toplumsal direncin zemini olacaktır.

Kısacası katliamsız, soykırımsız, asimilasyonsuz ve gerçekten demokratik bir gelecek kurmanın yolu vardır. Barış ve demokratik toplum sürecinin en etkili biçimde sahiplenilmesi,  demokratik geleceğe hizmet edecektir. Beklenen ve özlenen “Gelecek de bir gün gelecektir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir