SATIR ARALARINDAKİ ALEVİ DÜŞMANLIĞI
⌈Gülay Kurtyiğit – AABF Genel Yönetim Kurulu Üyesi
Deniz Göktaş’a sahip çıktığımız için “ikiyüzlülükle” suçlanıyoruz. Bunun gerekçesi olarak da yıllar önce yaşanan Güner Ümit olayı önümüze konuluyor. “O zaman Güner Ümit linç edildi, iş bulamadı. Neredeydiniz? Bugün neden Deniz Göktaş’a sahip çıkıyorsunuz?” deniliyor.
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Güner Ümit olayıyla Deniz Göktaş olayını aynı kefeye koyabilmek bile, Alevilere yönelik yüzyıllardır süren nefreti, ayrımcılığı ve hedef göstermeyi ya hiç anlamamaktır ya da bilinçli olarak görmezden gelmektir.
Deniz Göktaş bir stand-up komedyeni. Gösterisinde siyaset de var, gündelik hayat da var, din de var. İslam’la ilgili yaptığı mizahı beğenmeyebilirsiniz, sert bulabilirsiniz, incitici olduğunu düşünebilirsiniz. Ama stand-up’ın doğasında tam da bu vardır. Mizah sadece güldürmek için yapılmaz; düşündürmek, sorgulatmak ve eleştirmek için de yapılır.
Güner Ümit olayında ise mesele bundan çok farklıydı.
“Kızılbaş mısın?” diyerek, Alevilere yüzyıllardır atılan “mum söndü” iftirasına gönderme yaptı. Bu, masum bir kelime oyunu ya da sıradan bir espri değildir. Alevileri ahlaksız göstermek, aşağılamak ve toplumun gözünde itibarsızlaştırmak için yüzyıllardır kullanılan iftiraların yeniden üretilmesidir.
Aleviler bu ülkede sadece birkaç hakaret duymadı. Yüzyıllar boyunca katliamlara uğradı, sürgün edildi, inancı inkâr edildi, ayrımcılığa uğradı, kimliğini gizlemek zorunda bırakıldı. Alevilere yönelik hakaretler, tehditler, iftiralar ve nefret söylemi ise çoğu zaman görmezden geliniyor; “şakaydı”, “mizahdı” denilerek geçiştiriliyor.
Bugün ise bir stand-up gösterisinde İslam’ın da mizahın konusu yapılması, eleştirel ve ironik bir dil kullanılması üzerinden en ağır tepkiler gösteriliyor. Elbette herkes inancına saygı bekleyebilir. Ancak aynı hassasiyet neden Alevilere yönelik nefret söylemlerinde gösterilmiyor? Neden Alevilere atılan iftiralar yıllarca normalleştirildi?
“Güner Ümit linç edildi, iş bulamadı.” deniliyor. Peki ya Deniz Göktaş? Günlerce hedef gösterildi. Günlerce linç edildi. Ağır eleştirilerin odağına konuldu. Ardından gözaltına alındı ve tutuklandı. Nedense bu gerçekler aynı kıyaslamanın içine hiç dâhil edilmiyor. Oysa bir karşılaştırma yapılacaksa, her iki olay da bütün yönleriyle anlatılmalıdır. Gerçeklerin sadece bir kısmını anlatıp diğer kısmını dışarıda bırakarak yapılan bir kıyaslama, gerçek niyetleri ortaya çıkartıyor.
İşte bu nedenle Güner Ümit olayıyla Deniz Göktaş olayını eşitleyerek bize “ikiyüzlü” demek, gerçekleri çarpıtmaktır. Bu kıyaslama, Alevilere yönelik yüzyıllardır süren hakaretleri, iftiraları, nefret söylemini ve ayrımcılığı yok sayıyor; buna karşılık yalnızca kendi hassasiyetini merkeze koyuyor. Asıl sorun da tam burada başlıyor. Kendisi için istediği hassasiyeti Aleviler için göstermeyen bir anlayışın, bugün bize “ikiyüzlü” demesi kendi çifte standardını ele vermekten başka bir anlam taşımıyor.
Şunu da söylemek gerekir ki, mesele sadece Deniz Göktaş ya da Güner Ümit meselesi değildir. Asıl mesele, Alevilerin konuşmasına, eleştirmesine ve fikir beyan etmesine tahammül edilememesidir. Ne zaman söz söylesek, söylediğimiz değil, Alevi kimliğimiz hedef alınıyor. Bu da bize hâlâ eşit bir söz hakkının bile görülmediğini gösteriyor.


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler