Meluli Baba — Şiir Metni
⌈Burhan Arslan⌉
Behey Tanrım şaşa kaldım işine
Herkes gezer yaranıyla eşiyle
Neden kaldın böyle sen tek başına
Bu bir yaşamak mı bu bir hayat mı
Ne evlendin, ne oğlum var ne kızın
Ne meclisin, ne sohbetin, ne sözün
Dünya kurulalı gören yok yüzün
Bu bir kanun mudur, bu bir adet mi
Erkek misin, dişi misin bilen yok
Senin ile bir oynayan gülen yok
Ne saklanın kapıp kaçıp alan yok
Bu bir şeref midir bu bir şöhret mi
Halk ettin cihanı neler verdin sen
Yemedin, içmedin, nesin gördün sen
Herkes yedi içti baktın durdun sen
Bu bir adalet mi, bu bir mürvet mi
Meluliyim çok üzüldüm bu hale
Böyle kuru adı almam bir pula
Bu şan senin olsun var güle güle
Bu bir büyüklük mü, bu bir devlet mi?
Felsefi ve Edebi Çözümleme
Hak’a Muhalefet: Alevi Düşüncesinde “Şikâyet Geleneği”
Meluli Baba’nın bu şiiri, Aleviliğin özgün ve cesur bir geleneğine aittir:
*Hakk’a hesap sormak.*
Sünni gelenekte Tanrı’ya itiraz, küfre yakın bir çılgınlıktır. Oysa Alevi ozanında Hakk ile ilişki, kul ile efendi değil;
*dost ile dost, yol arkadaşı ile yol arkadaşı*
arasındaki bir muhasebedir. Şikayet, inkâr değil;
*derin bir aşinâlığın dilidir.*
> “Behey Tanrım şaşa kaldım işine”
“Behey” seslenmesi başlı başına bir bildirge gibidir: Ne “Ey Yüce Rabbim” der, ne de eğilir büküler. Tanrı’ya,
*omuz omuza bir yoldaşa*
seslenir gibi konuşur. Bu, Hallac-ı Mansur’un “Enel Hak” çığlığıyla özdeş bir içsel yakınlığın dışavurumudur;
*Tanrı ile mesafe yoktur, perde düşmüştür.*
Yalnızlığın Teolojisi: Hakk’ın “Eksikliği”
Şiirin merkezinde şaşırtıcı bir soru yatar:
Neden Tanrı yalnızdır?
Herkes eş, yâren, meclis sahibidir; ama Hakk tek başınadır. Burada Meluli, klasik kelâmın *”aşkın, münezzeh Tanrı”* anlayışını alt üst eder.
Alevi-Bektaşi düşüncesinde
*Vahdet-i Vücud*
— varlığın birliği — temel ilkedir. Tanrı her şeyde tecelli etmiştir, her zerre Hakk’ın yüzüdür. O hâlde:
> Eğer Hakk her şeyde varsa neden yalnızdır? Eğer yalnızsa neden her şeyde görünür?
Bu paradoks, şiirin felsefi kalbini oluşturur. Meluli burada Hallac’ın, Nesimî’nin, Yunus’un izindedir:
*Tanrı’yı insanileştirmek değil, insanı ilahileştirmek* için Tanrı’ya yaklaşır.
Cihanı Yaratan, Neden Pay Almaz?
Dördüncü kıtada şiir etik bir suçlamaya dönüşür:
> “Halk ettin cihanı neler verdin sen / Yemedin, içmedin, nesin gördün sen”
Bu, Yunus Emre’nin “Sen beni yarattın diye / Ben seni niye seveyim” diyemeyen ama ima eden o sessiz öfkesinin ta kendisidir. Bir
*yaratıcı-yaratık eşitsizliğine*
dikkat çekilir; emeğini veren, karşılığını almayan bir figür olarak Tanrı resmedilir. Alevi ozanı burada Tanrı’yı acımakla değil;
*eşit haksızlığa ortak görmekle* anar — adeta “sen de bu düzenin kurbanısın” der.
Son Kıta: Reddin Erdemi
> “Bu şan senin olsun var güle güle”
Bu dize, şiirin zirve noktasıdır. Meluli, Tanrı’nın adını, şanını, büyüklüğünü
*geri verir.* Tasavvufta *fena
— benliği yok etmek — erdem sayılır. Ama burada tersine bir
*”ilahi fena”*
vardır: Şair Hakk’ın büyüklüğünü reddeder, ona iade eder. Bu, mistik bir isyan değil;
*özgür bir vicdan bildirisidir.*
Meluli’nin Mirası
Meluli Baba, Alevi düşüncesinin en yüksek seslerinden biridir. Şiiri hem
*Yunus’un aşk dili, hem **Pir Sultan’ın isyan ateşi*,
hem de erken modern dönemin sorgulamacı aklıyla yoğrulmuştur. Hakk’a sormak, Hakk’ı inkâr etmek değil;
*Hakk’la birlikte olmayı en yüksek hakikat saymaktır.*
Bu şiir taşa kazınmaya değer bir belgedir — hem Alevi inancının, hem de insanın Tanrı karşısındaki onurunun.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler