Cum. Tem 24th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Duray Güler Yazdı:İrade mi, İpler mi?

⌈AHA⌉ İnsanlık tarihi boyunca en büyük mücadelelerden biri, yalnızca siyasal ya da ekonomik özgürlükler için değil; bireyin kendi aklına, vicdanına ve iradesine sahip çıkabilmesi için verilmiştir. Toplumlar değişmiş, yönetimler dönüşmüş, çağlar birbirini izlemiş olsa da bireyin bağımsız düşünme hakkı her dönemde tartışılmaya devam etmiştir. Günümüzde bilgiye erişimin kolaylaşmasına rağmen yönlendirme mekanizmalarının çeşitlenmesi, propaganda araçlarının güçlenmesi ve dijital dünyanın oluşturduğu yeni etki alanları, bireyin kendi iradesini koruma sorumluluğunu daha da önemli hale getirmiştir.

Sorgulamayan, eleştirmeyen ve başkalarının doğrularını kendi doğrusu gibi benimseyen bireylerin çoğaldığı toplumlarda demokratik kültürün, özgür düşüncenin ve ortak yaşamın da zayıfladığı sıkça dile getirilmektedir. Buna karşılık, farklı düşünebilen, gerektiğinde çoğunluğun dışında kalmayı göze alan ve vicdanını kararlarının merkezine koyan bireyler ise toplumsal gelişimin temel dinamikleri olarak görülmektedir.

 Duray Güler, “İrade mi, İpler mi?” başlıklı yazısında tam da bu sorunun etrafında düşünmeye davet ediyor. Güler, bireyin özgürlüğünü yalnızca fiziksel anlamda değil; düşünsel ve ahlaki bağımsızlık çerçevesinde ele alıyor. Yazısında, sorgulamanın, vicdanın ve bağımsız iradenin insan karakterini oluşturan temel değerler olduğunu vurgularken, başkalarının yönlendirmesiyle hareket eden bireyin görünürde özgür olsa bile kendi benliğinden uzaklaşacağı düşüncesini işliyor.

Duray Güler’in kaleme aldığı yazı şöyle:

İrade mi, İpler mi?

İnsan, dünyaya kendi aklıyla düşünebilme ve kendi vicdanıyla karar verebilme yeteneğiyle gelir. Bu iki değer, bireyi yalnızca diğer canlılardan ayıran özellikler değil; aynı zamanda kişiliğini, duruşunu ve özgürlüğünü inşa eden temel taşlardır. Ancak tarih boyunca ve günümüzde birçok insan, farkında olarak ya da olmayarak bu en değerli gücünü başkalarının ellerine bırakmıştır.

Kukla olmak, yalnızca verilen emirleri yerine getirmek değildir. Asıl kuklalık; sorgulamadan inanmak, düşünmeden kabul etmek ve başkalarının fikirlerini kendi düşüncesiymiş gibi savunmaktır. Böyle bir durumda insan, kendi sesini yavaş yavaş kaybeder. Söylediği sözler kendisine ait görünse de, onları şekillendiren irade başkasınındır.

Özgürlük çoğu zaman yalnızca fiziksel sınırlarla ilişkilendirilir. Oysa insanın en büyük özgürlüğü, bağımsız düşünebilmesidir. Düşüncelerini korkuya, çıkara, kör bağlılığa ya da bir başkasının yönlendirmesine teslim eden kişi, görünürde özgür olsa bile aslında kendi benliğinin sınırlarını daraltmıştır. Çünkü iradesini teslim edenin yönünü de başkaları belirler.

İnsan elbette hata yapabilir. Yanlış kararlar alabilir, fikirlerini değiştirebilir ve zamanla farklı bakış açıları geliştirebilir. Bunlar yaşamın doğal parçalarıdır. Ancak kendi yanlışını yapmak bile, başkasının doğrusu diye sunulan bir hayatı sorgulamadan yaşamaktan daha değerlidir. Çünkü gelişim, ancak özgür düşüncenin olduğu yerde mümkündür.

Toplumların ilerlemesini sağlayanlar, aynı cümleleri tekrar edenler değil; soru soranlar, düşünenler ve gerektiğinde çoğunluğun karşısında bile kendi vicdanının sesini dinleyebilenlerdir. Gerçek cesaret, kalabalığın içinde kaybolmak değil; kendi duruşunu koruyabilmektir.

Kuklalar alkış alabilir, övgü görebilir ve güçlü görünen yapıların içinde yer edinebilir. Fakat iplerle hareket eden hiçbir yaşam gerçek anlamda özgür değildir. İpler görünmese bile, yönünü başkasının belirlediği bir hayatın sahibi olmak mümkün değildir.

İnsan, kendi iradesine sahip çıktığı ölçüde özgürdür. Karakter, başkalarının onayıyla değil; vicdanın rehberliğinde alınan kararlarla şekillenir. Çünkü bir insanın sahip olduğu en büyük güç, başkalarının iplerini tutması ya da onların iplerinde hareket etmesi değil; hiçbir ipe ihtiyaç duymadan dimdik ayakta durabilmesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir