Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Aleviler ve Ramazan

Sorma be birader mezhebimizi,

Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.

Çağırma meclis-i riyaya bizi,

Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır.

Biz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz,

Kıyl-ü kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz,

Hakikat bahsinde hata bilmeyiz,

Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır.

Bizlerden bekleme zühd-ü ibadet,

Tutmuşuz evvelden rah-i selamet,

Tevella olmaktır bize alamet,

Sanma ki sağımız solumuz vardır.

Ey zahit surete tapma, Hakkı bul,

Şah-ı velayete olmuşuz hep kul,

Hakikat şehrinden geçer bize yol,

Başka şey bilmeyiz Ali’miz vardır.

NESİMİ esrarı farş etme sakın,

Ne bilsen ham ervah likasın hakkın,

Hakkı bilmeyene hak olmaz yakın,

Bizim hak katında erimiz vardır.

(Nesimi)

Alevi-Bektaşi Kültür ve İnanç sisteminde Ramazan Bayramı diye bir kabul yoktur. Anadolu Alevileri olarak bizler tarihi çok iyi bilmek zorundayız.

Yapılan katliamlar unutturulmaya, zulümler hafızalardan silinmeye çalışılmaktadır. Bu yüzleşmeyi aydın ve onurlu “islam” araştırmacıların da yaptığını artık görmekteyiz. Ama bir yandan da içimizden çıkan “keklikler” nedense gerçekler orta yerde dururken koşar adım bu bayramı kutlamaya kalkışmakta ve Cem evlerimizi neredeyse minaresiz birer camiye çevirmektedirler.

“Ramazan Cem’i” özellikle son 15-20 yılda başta bazı vakıf ve Dernekler ile “devşirilen sözüm ona Dedeler” tarafından, uygulamaya konulan ve asimilasyonu hızlandıracak bir tezgâhtır. Maalesef omurgasız yöneticiler bu konuda tavır almak, ilkeli davranmak yerine hep ” Vaziyeti idare etme” yoluna gittiler.

Tabelasında AKD veya Pir Sultan veya Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı yazan birçok kurumun “Cem evi”‘nde bu uygulamalar yapılmaktadır. Bu Yol ve erkâna uymayan tavrın ilkeli ve omurgalı yöneticilerle aşılacağının bilincinde olmalıyız. Bu vesile ile içe dönük bir eleştiri ve öz eleştiri mekanizmasının da işletilmesi gereklidir. Kürsülerde en demokrat ve en sol söyleme sahip olan bir kısım yöneticilerin bu uygulamalar söz konusu olduğunda “sus-pus” olmasını, görmezden /duymazdan gelmesini hazmedenler varsa da ben bir “Yol evladı” olarak yüksek sesle itiraz ediyor ve kabul etmiyorum!

Okuyan, araştıran sorumluluk duyan ve vicdani muhasebesini yapan Alevi dedeleri de bu duruma kayıtsız kalamazlar, kalmamalıdırlar. Yüzyıllar boyunca Ramazan süresince içki içmekten dolayı yargılanmış ve cezalandırılmış bir tarih önümüzde durmaktadır. Bu nedenle yaşanan acılar kadar “kanıksanmış” ve dirençle karşılanmıştır ki, yüzlerce – binlerce Bektaşi fıkrasına konu olmuştur.

Yıllardır uyarmamıza rağmen bazı Alevi-Bektaşi Canların hala şeker resimleri ile süslü Ramazan Bayramı tebrik mesajlarını görmekteyiz. Bu gerçekler orta yerde dururken kendine Alevi-Bektaşi diyen insanların, diğer Alevi-Bektaşi canlara “Ramazan bayramı” tebrik mesajları göndermeleri iki temel yanlışa bağlıdır. Birincisi ve esas tehlikeli olanı sinsice Alevilerde bir davranış kültürü oluşturur, bunun üzerine asimilasyona biraz daha hizmet etmektir.

Bunun daha çok egemen olan anlayışın, kültürün ve inancın hegemonyasını kabule götürdüğünü ve kendi geçmişimize ‘ihanet’ olduğunu unutmamak gerekir.

İkincisi ise “aidiyet duygusu” ile “kabul edilmek duygusu” ile ve “riyakârlıkla” dolu olan “yalvarış ve yakarıştır” ki, bu durumda olanlara üzülmek ve acımak gerekir. Bu yenilginin kabulü, ezilmişliğin sonuçlarının kabulü ve teslim olmak anlamına gelir.

Bu teslim olmanın devamında “bakın biz de sizin gibiyiz, bizi de aranıza alın, dışlamayın, kabul edin” anlayışıdır. Özgüven eksikliğinden, tembellikten, inançsızlıktan ve riyakarlıktan kaynaklanan bu tip davranışları bir kısım kişiler de rant için yapmaktadırlar. Bunların bir kısmı oruç tutmayıp, nedense bayrama koşar adım gitmekteler, çok az olsa da bir kısmı ise hem oruç tutup, hem bayram yaparak “müslümanlardan” ne kadar az farkları olduğunu ispat etmeye çalışmaktadırlar.

Bu tip insanların “iki rekât bayram namazından ne çıkar?” yollu davranışlarına bazı kurum yöneticilerinin bilinçsiz, ilkesiz ve omurgasız tavırları halk dalkavukluğu çizgileri ve kitleselliği kaybetme endişeleri neden olmaktadır.

Tarihi bir sırayla gidersek Yunus bir nefesinde;

“Oruç, namaz, zekât, hac,

Cürm ü cinayetdür,

Fakir bundan azaddur,

Has u havas içinde…”

“Savm (oruç), Salat, Hac, Zekât;

Hicaptır âşıklara!

Âşık, bundan münezzeh,

Naz u niyaz içinde… “

Yunus Emre

Nesimi:

Yaptığımız Kâbedir,

Yıktığımız Kilise,

Şu bizim seyranımız,

Bir seyrana benzemez.

Süleymanlar içinde,

Ali bir Süleyman’dır,

Süleymanlar bildiler,

Süleyman’a benzemez.

Abdestimiz katlanmak,

Namazımız sabretmek,

Biz bir oruç tutarız,

Ramazan’a benzemez.

Kitabımızda bir kıl,

Dağlar kadar görünür,

Biz bir âyet okuruz,

Bir Kur’ana benzemez.

Ey Nesimi sen seni,

Mâna bilir söylersin,

Biz bir deniz geçeriz,

Bir Ummana benzemez.

Ramazan ile ilgili çağdaş İnsan-ı Kâmillerimizden Ozan İbreti bakın ne diyor:

İlme değer verdim, uykudan kalktım,

Sarık seccadeyi elden bıraktım,

Vaazın her günkü vaazından bıktım,

Ramazanı sele verdim de geldim!

Kızılbaş-Alevi-Bektaşi’lerin ‘yüzyılların direncini ihanet edercesine’ başkalarına sunmalarına bu fakirin ve Yol ehli olanların gönlü razı değildir. Nâçizane okuduklarımdan anladığıma ve bana göre “Ramazan Orucu tutmak ve Ramazan Bayramı yapmak”, hele hele bu bayrama Cemevleri‘nde, Ramazan “Bayram Namazı veya Cemi” yaparak girmek tam anlamı ile bir ”Yol Düşkünlüğüdür”.

Yol’un yolcusu ve sahibi olması en başta gereken “Dedelerin/ Pirlerin” Ramazan Orucunun esasını ve Bayramının nedenini detaylı ve bilgiye, belgeye dayalı açıklama mecburiyetleri vardır. Sorundan kaçmak sorunu ortadan kaldırmıyor aksine artırıyor, bu böyle bilinmelidir.

Hünkâr’dan nasip almış canlar bunun bilincindedirler. Alamayanlar da Serçeşme’nin Suyundan içmelidirler. Unutmak ve Unutturmaya çalışmak Yol’a ve erkâna ihanetttir.

Aşk ile

Musa Kazım Engin

Kureyşan Ocağı evladı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir