Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevi Kurumları: ”Herkesi zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.”- Video

Bugün Ankara‘da bir araya gelerek basın açıklaması yapan Alevi kurumları, Madımak Oteli Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canı anmak için diğer yıllarda olduğı gibi, bu yılda Sivas’ta ve Türkiye’nin birçok kentinde alanlarda olacaklarını belirttiler.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından imzalanan ortak açıklamada, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için Alevilerin ve dostlarının 2 Temmuz‘da alanlarda olacaklarına vurgu yapıldı.

PSAKD Genel Merkezi’de yapılan basın toplantısına ABF Genel Bşk. Yardımcısı Müslüm Metin, Genel Sekreter Ali Aktaş, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, 2 Temmuz Vakfı Başkanı Emel Sungur, Dersim Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, Madımak Davası avukatlarından Şenal Sarıhan, Şehit ailelerinden Mehmet Gündüz, Serdar Doğan, Nilgün Karababa, ŞehribanMetin, Tuncer Çakır, Mülkiyeliler Birliğinden Mehmet Özer, AKD – DER temsilcisi Özgür Doğan ile PSAKD Genel Merkez yöneticileri katıldı. Basın açıklaması metnini Alevi kurumlarının adına  PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin okudu.

27 yıl önce Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında Sivas’a giden 33 canın devletin gözetimi altında Madımak  Oteli’nde diri diri yakılarak katledildiklerine vurgu yapılan açıklamada, katliama ilişkin şunlar  ifade edildi: ” Dönemin Sivas Belediyesi tarafından katliamdan birkaç gün önce şehrin içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması gibi bir faaliyet yok iken, Madımak Otelinin çevresine kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Dönemin belediye başkanı katliam sırasında “gazanız mübarek olsun” diyerek katliamda tahrik edici bir rol oynadı. Otelin önünde bulunan askerler ise katliamcı güruha herhangi bir müdahalede bulunmadan otelin önünden ayrılarak katliamın yolunu açtılar. Katliamın gerçekleştirildiği bölgeye bilerek hiçbir polis gücü de gönderilmedi. Göstermelik olarak gelen birkaç polis ise, ya olayları izledi ya da katliamcılarla kol kola hareket etti. Yandaş medya ise işbirlikçi ve tetikçi zihniyetine uygun bir şekilde hareket ederek katilleri aklayıp neredeyse katledilen canlarımızı suçlu gösteren aşağılık yayınlar yaptılar. Gerici ve şeriatçı örgütler katliamdan haftalar önce bildiriler dağıtıp “kıyam” ve “katliam” çağrılarında bulundular .”

KATİLLERİN ÇOĞU YA HİÇ CEZA ALMADILAR YA DA KÜÇÜK CEZALARLA KURTULDULAR”

Onur Şahin tarafından okunan açıklamanın devamında, katliamı yapan grubun içinde yer alanların aldıkları cezalara ilişkin şu ifadeler kullanıldı: ”Katliamdan sonra gerici katil güruh içinden sadece küçük bir grup hakkında dava açıldı. Uzun süren yargılamalar sonunda bu katillerin çoğu ya hiç ceza almadılar ya da küçük cezalarla kurtuldular. Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı ise hiç bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen ellerini kollarını sağlayarak yurtdışına çıktılar. Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zamanaşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için “hayırlı olsun” dedi. Halen yurtdışında yaşayan katillerin iadesi için hiçbir çaba gösterilmedi. Tam tersine bu katillerin iade edilmemeleri için bilerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler verildi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamı’ndan bugüne kadar 27 yıl bu şekilde geçti.”

15 TEMMUZ BAHNESİYLE İLAN EDİLEN OHAL’DEN SONRA BASKI POLİTİKLARI DAHA DA AĞIRLAŞTIRILMIŞTIR. ‘

Açıklamada, AKP’nin iktidara biat etmeyen tüm toplumsal, inancsal kesimlere yönelik sürekliliği olan bir baskı ve sindirme politikası uyguladığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:

“Gezi direnişinden beri olağan bir şekilde iktidarını devam ettirme şansı kalmayan AKP, ülkeyi süreklileştirilmiş bir olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye çalışmaktadır. Özellikle Gezi Direnişi sürecinden ve 15 Temmuz bahanesiyle ilan edilen OHAL’den sonra baskı politikaları daha da ağırlaştırılmıştır. Bu süreçte çıkarılan KHK’larla yüzbinlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlar AKP iktidarının saldırgan politikalarından paylarını fazlasıyla almışlardır.

AKP iktidarı Kürt sorununda demokratikleşmeyi değil güvenlik eksenli savaş politikalarını esas almaya devam etmektedir. Bu savaş politikaları nedeniyle birçok insan hayatını kaybetmiştir. Roboski’de sivil yurttaşlarımız uçaklardan atılan bombalarla acımasızca katledilmişlerdir. Savaş politikalarına karşı barışı savunmak isteyen 103 canımız Ankara Garı önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda katledilmişlerdir. Kürt yurttaşlarımızın yoğunlukla yaşadığı birçok yerde tarifsiz acılar yaşanmıştır. İnsanların evleri yıkılmış, birçok sivil yurttaş da hayatını kaybetmiştir. Yine Suruç’ta barışı ve kardeşliği savunmak isteyen 33 sosyalist genç hunharca gerçekleştirilen bir bombalı saldırıda hayatlarını kaybettiler. Diyarbakır, Antep başta olmak üzere onlarca insanımızı benzer şekillerde gerçekleştirilen bombalı saldırılarda yitirdik. Kürtlere dönük ötekileştirici ve ayrımcı politikalar artık bütün Kürtleri terörist ilan eden söylemlere kadar varmıştır.”

Alevi kurumlarını açıklamasında, ölüm orucuna devam eden avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın durumuna ilişkin ise şu ifadeler kullanıldı: “AKP iktidarının haksız, hukuksuz ve baskıcı politikalarına karşı adil yargılanma talep eden Mustafa Koçak ve sanatlarını hiçbir yasak olmadan özgürce icra etmek isteyen Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek ölüm oruçlarında hayatlarını kaybetmişlerdir. Acıları yüreğimizdedir. Yine haksız ve hukuksuz bir şekilde kendilerine verilen ağır cezalara karşı adil yargılanma talebiyle halen ölüm orucuna devam eden avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın sağlıkları her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Daha fazla acı yaşanmaması için arkadaşlarımızın haklı ve meşru talepleri derhal kabul edilmelidir.”

“AKP, ALEVİLERİ KONTROL ALTINA ALAMADI”

AKP’nin tüm gücüyle uğrasmasına rağmen bir türlü kontrol altına alamadığı en önemli toplumsal kesimlerden birinin Aleviler olduğuna net bir şekilde vurgu yapılan açıklamanın davamında, bu durma ilişkin şunlar ifade edildi: ” HDP eş genel başkanları, seçilmiş belediye başkanları da dahil halk iradesi ile seçilmiş siyasetçiler tutuklanırken, son olarak ikisi HDP biri CHP’li milletvekilinin vekillikleri düşürülmüştür. Siyasal İslamcı zihniyete sahip AKP iktidarının son icraatı ise TBB (Türkiye Barolar Birliği) üzerindeki tasfiye çabasıdır. Adaletin savunucusu avukatlar bile adalet talebi ile ülkenin dört bir yanından Ankara’ya yürümektedir. Toplum üzerinde inşa edilen bu tekçi iktidar ilişkisine karşı güçlü bir demokrasi mücadelesi verilmesi kaçınılmazdır. AKP iktidarı halk desteğini hızla kaybetmektedir. Bu gerçeği gören AKP iktidarı daha da saldırganlaşmaktadır. Bugün toplumun çeşitli görüşlerden muhalif kesimlerinin hiçbir can ve mal güvenliği kalmamıştır. Devletin tüm organlarını ”ele geçiren” AKP halkın bütün kesimlerini kontrolüne alamamıştır. AKP’nin kontrol altına alamadığı en önemli kesimlerden bir Alevilerdir.”

“Belli bir yandaş kesimin zenginleştirilmesini esas alan rant ve talan politikalarından kaynaklı olarak büyüyen ekonomik kriz, işçi ve emekçiler başta olmak üzere geniş toplum kesimlerini her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır. İnsanlarımız yaşanan bu ekonomik krizin üstüne gelen  Covid-19 salgınıyla birlikte büyük bir yoksullukla yüz yüze kalmışlardır. Dünyanın birçok ülkesi salgından olumsuz olarak etkilenen vatandaşları için büyük yardım paketleri hazırlarken AKP iktidarı yardım etmek bir yana bir de üstüne yoksullaşan halkımızdan bağış istemiştir. Salgın fırsat bilinerek işçilerin ve emekçilerin başta kıdem tazminatı olmak üzere birçok kazanılmış hakkı gasp edilmeye çalışılmaktadır. Kamu kaynaklarının bir avuç yandaşın çıkarı doğrultusunda talan edilmesi için yasalar çıkarılmaktadır. Sonuçta halkın yaşadığı ağır kriz için hiçbir çözümü olmayan AKP iktidarı halk desteğini hızla yitirdiği için tehditle ve baskıyla toplumu sindirerek egemenliğini devam ettirmeye çalışmaktadır.”

Alevilere yönelik uygulanan asimilasyon politikalarının çok yönlü olduğu ifade edilen açıklamada,  ”Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle devam ettirilmektedir. Kutsal mekanlarımız ya çeşitli şekillerde yok ediliyor ya da çeşitli gerekçelerle elimizden alınarak Siyasal İslamcı birtakım karanlık yapılara teslim ediliyor. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının üzeri devlet tarafından ısrarla örtülüyor. Alevi köylerine zorla  cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.” ifadeleri yer alıyor.

‘‘ GELİN 2 TEMMUZ’DA ACILARIMIZI ORTAKLAŞTIRALIM‘‘

Açıklama acıların ortaklaştırılmasına ve tek adam rejmine karşı birleşik bir mücadele yürütmenin önemine yapılan vurguyla sonlandırıldı: ”2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere  karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden ezilen, ötekileştirilen, dışlanan ve yok sayılan herkesi zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir