Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevileri katlederek yok edemeyen Sünni İslam anlayışı, Alevi değerlerine saldırarak yok edeceğini zannediyor / Video

Kerbela’dan günümüze yüzlerce katliam yaşayarak yüzbinlerce canın katledildiği acıları yaşamış Aleviler günümüzde de küresel Sünni İslamın artan saldırılarıyla karşı karşı kalmakta. Alevileri katletmekle yok edemeyeceklerini anlayanlar Aleviliği yok etmek için çabalıyorlar ve bunda da bayağı yok aldılar.Alevileri katlederek yok edemeyen Sünni İslam anlayışı, Alevi değerlerine saldırarak yok edeceğini zannediyor. Kerbela’dan günümüze yüzlerce katliam yaşayarak yüzbinlerce canın katledildiği acıları yaşamış Aleviler günümüzde de küresel Sünni İslamın artan saldırılarıyla karşı karşı kalmakta. Alevileri katletmekle yok edemeyeceklerini anlayanlar Aleviliği yok etmek için çabalıyorlar ve bunda da bayağı yok aldılar.

İran’dan, Katar’a, Suudi Arabistan’a kadar birçok devlet yerli taşeronları tarikatlar, Alevilerden devşirdiği piyonlarıyla Alevilere, Alevilerin dergahlarına, inancına, kültürüne, yoluna, yazılı kaynaklarına saldırıyorlar.

Alevi köylerine zorla cami yapma politikaları Osmanlı’dan günümüzde devlet politikası olarak devam ettirilmekte…

Osmanlıdan miras kalan Alevi köylerine cami yapma politikası Alevilerin kurtuluş gözüyle bakarak büyük destek verdiği Cumhuriyet döneminde de artarak devam etmektedir. Bu politiklar sonucunda geçmişte Alevi köylerinin asimile edilerek Alevilikten uzaklaşmaları sağlanmak istenmekte, bunda da bayağı başarılı oldular.

Osmanlının Hırıstiyan, Sırp, Ermeni çocukları ile başlattığı devşirme siyaset anlayışı cumhuriyet döneminde özellikle ülkemizin üzerinden silindir gibi geçerek halkımızın yiğit evlatlarını idam eden, işkencelerde katleden 12 Eylül Faşist Askeri Darbesi döneminde artarak devam ettirilmiştir.

Bu dönem de özellikle Sünni İslam anlayışının ülkemize zehir gibi yayılması için büyük çabalar gösteren, yaptıklarını kuran ayetleriyle açıklayan, özellikle Güneydogu anadoluda helikopterlerden attıkları kuran ayetleriyle, yurt dışına özellikle Almanya’ya gönderdikleri tırlar dolusu Kuran kitabıyla kendi faşist anlayışına kılıf bulan zihniyet sünni islamın yayılması özellikle de Alevi çocuklarının zorunlu Din Dersleriyle asimile edilmesinin yolunu açmaktan geri durmamıştır.

Alevi köylerine zorla cami yaptırmaktan geri durmayan faşist askeri zihniyet Alevilerin yoğun yaşadığı Dersim ve diğer bölgelerde de asimile politikalarını açıktan yaymanın çabasını sürdürdüler. Dersime Vali olarak atanan Tuğgeneral Kenan Güven ilk geldiğinde yörenin ileri gelen Alevi önderlerini toplayarak ‘Sizin eksik olan inancınızı sizlere öğretmeye geldim’ diyerek amacınnın ne olduğunu açıklamaktan çekinmemekteydi.

Aynı Güven, Dersim merkezde yıkık dökük kimsenin gitmediği camiyi onararak, ardından da çevre köylere onlarca camiyi inşa ederek, merkezde İmam HatipOkulu açarak, köylerden topladığı yoksul Alevi çocuklarını yatılı yurtlara gönderiyoruz deyip otobüslerle tarikat yurtlarına göndererek asimile etmeye ve o çocuklarımızın çoğunu Sünni İslamın birer devşirilmiş elemanı olmasını sağlamıştır.

Dersim üzerinde oynanan oyunlar asimiler çalışmaları, Alevilerin kutsallarına karşı yağma, talan ve yok etme politikaları günümüze kadar AKP iktidarı tarafından bilinçli bir devlet politikası olarak devam ettirilmiştir.

Alevilerin inancını, kutsal mekanlarını gasp ederek yok etmeye çalışan devlet anlayışı Hacı Bektaş Veli dergahını ele geçirerek Nakşibendi tarikatına peşkeş çekmişlerdir.

Aleviler üzerinde oyunlar oynayan faşist ve gerici zihniyet Alevileri yakarak, asarak, katlederek yok edemeyecegini anlayınca bu sefer Alevilerin birer ilim yuvası olan aydınlanmanın ocağı dergahlarına saldırmaya, gasp ederek Nakşibendi gibi tarikatların buralarda yuvalanmasını gerici anlayışlarını halka anlatmasını sağlamışlardır. Bu saldırıyı anadoluda barışın, hoşgörünün, sevginin merkezi Alevilerin serçeşmesi olan Hacı Bektaş dergahı üzerinde uygulamışlardır.

1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman kayınbiraderi Sersem Ali Babayı dergaha Bektaşi Babası olarak atamasıyla dergah Hacı Bektaş veli evladı olan Çelebilerden alınarak Bektaşilere verilmiştir. Dergah 2. Mahmut tarafından 1827 yılında işgal edilip yüzlerce Bektaşiyi öldürüp geride kalanları sürgün ederek dergahı Nakşibendi medresesine dönüştürmüştür. 1925 yılına kadar Nakşibendilerin idaresinde kalan dergah 1925 yılında çıkartılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile kapısına kilit vurulmuştur. Hacı Bektaş dergahıyla beraber Karacahmet, Şahkulu, Abdal Musa v.b. birçok tarikat kapatılarak ilim yuvalarının yaydığı ışık söndürülmeye çalışılmış, Alevilerin kılcal damarlarıkesilmiştir.

Alevi köyleri ve dergahları maden arama, siyanürle altın arama izinleriyle insansızlaştırılmaya çalışılmakta…

Bununla yetinmeyen zihniyet Alevilerin yoğun yaşadığı yerleşim yerlerindeki dergahlarının çevresinde maden ocakları açma, siyanürle altın arama ruhsatları vererek buralardaki yaşamı insansızlaştırmaya başlamışlardır. Bunlara örnek verecek olursak en önemlisi Antalya’nın Elmalı ilçesinde Alevilerin önemli inanç merkezlerinden olan Abdal Musa Dergahının eteklerinde yer aldığı Dur dağında Hintli bir firmanın açtığı mermer ocagıyla doğayı katlerderlerken yöre halkı verdiği direnişle bu ruhsatın iptal edilmesini firmanın oradan ayrılamasını sağlamışlardır.

Fakat gelinen noktada Maden İşleri Genel Müdürlüğü bölgede maden aramak isteyen firmaya ruhsat vererek buraların yeniden talan edilerek insansızlaştırılmasının yolunu açmaktadır. Mermer arama sahasının en yakın tarım arazisine 600 metre, tekke köyüne 1 kilometre Abdal Musa Dergahına uzaklığı 1,4 kilometre oldugunu düşünürsek tehlikenin önemini kavramış oluruz.
* Yine Çorum’da Mehmet Dede Tekke köyünde Maden Tetkik Arama sondaj çalışması yapmaktadır.
* Sivas’ın kangal ilçesinde bulunan Pınargözü, Bakırtepe çevre köylerde siyanürle altın arama çalışması yapma ruhsatını verilmiş olup özellikle Bakırtepenin Hızırın mekanı olarak anıldığı bu çalışmayla ziyaret yerlerinin talan edildiği, suların akmadığı görülmüştür.

Burada doğan, yaşayan ocakzade bir yaşlı teyzemizin söylediği kutsal mekanların Alevilerce ne ifade ettiginin bilinmesi açısından önemlidir: ‘İmam Hüseynin torunlarıyız. Onları ocağa havale etsek ne olacak, ocaklarımız bizlere küstü. Yılanlar, kurbağalar bize zarar vermeden dolaşıyorlardı şimdi o da yok.
* Sivas’ın Hafik ilçesinde mermer ocağı açmak isteyen şirkete Sivas Valiliği 2019 yılında ruhsat veriyor. Yapılmak istenen mermer ocağının 380 metre yakınında tarihi agaç, türbe, çeşme, aşevi ve köy bulunmaktadır.

Türkiye’de Alevi dergahlarının yok edilmesi yetmez AKP elini Balkanlardaki Harabati Baba Dergahına atar.
* AKP iktidarı asimilasyon çalışmalarını sadece Türkiye topraklarında kök salmış Alevi dergahlarına değil Balkanlar da kök salmış dergahlara karşı da yapmaktadır. 1538 yılında Makedonya’nın Tetova kentinde kurulan Harabati Baba Dergahı silahlı bir baskın sonucunda 2002 yılında Selefi gurupla tarafından dergahın tamamına tekabül eden 24.000 metre karelik alan işgal edilmiş ve Alevi-Bektaşiler silah zoru ile dergah sınırları içinde türbelerin bulunduğu 80 metre karelik bir alanda ibadet etmek zorunda bırakılmışlardır. Dergahın sınırları içerisinde bulunan alanın bir kısmı mezarlık yeri olarak satılmış, Alevi- Bektaşilerin içinde bulunduğu 80 metre karelik alan 2010 yılında kundaklanmış türbede ciddi hasar oluşmuştur. İşgal Alevi-Bektaşilerce Birleşmiş Milletler gündemine taşınmış oradan çıkan kararla dergahın Alevi-Bektaşilere geri verilme kararı alınmıştır.
Bu karar rağmen Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) işgalci gurubu sahiplenerek Harabati Baba Dergahını kendilerine ait bir birim olduğunu beyan eden Makedonya İslam Birliği ile işbirliğini geliştirerek 2011 yılında restorasyon çalışmaları adı altında Alevi-Bektaşi değerlerini yok edecek şekilde dergahta .alışmalar başlatır.

Dersim yöresinin kutsal mekanları AKP’nin bilinçli politikalarıyla yağmalanarak yandaşlara ticari alan açılmaya çalışılmak istenmektedir…

İşte özellikle AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber yandaş mütahitlere, firmalara çıkar sağlamak için doğayı katleden anlayışlar özellikle Alevilerin yaşadığı yerleri hedeflemesi boşuna değil. Bu anlayış özellikle son dönemler de Dersim yöresinde devam ettirerek buralarda Alevilerin kutsal mekanları olan dergahlar yok edilmeyle yüz yüze kalmakta.

Şöyle geriye doğru gidersek;
* Pülümür vadisindeki yerleşim yerlerine 200 metre mesafede, 150 hektarlık ormanlık alanda taş ocağı kırma eleme tesisi için 2013 yılında şirkete izin verilir. Bu izinle beraber 19 köy, 9 mezrada bulunan 105 hane ile Pülümür çayını doğrudan etkilemiş bu alanda 100’lerce ağaç kesilmiştir.

Dersimin farklı yerlerinde 40’a yakın firmaya taşocağı ruhsatı verilmiştir.

* Alevilerin en önemli kutsallarından Hızırın mekanı olan Gole Çetu sular altında bıraktırılmıştır. Munzur ırmağı ve Pülümür çayının keşişiminde binlerce yıldan bu yana akan kutsal mekan Uzunçayır barajının yapımıyla sular altında kalır. Irmakların çatıştığı gölet anlamına gelen, Hızırın mekanı olarak kabul edilen Gole Çetu Dersim inancında Hawtemale Pil, Kara Çarşamba, Nevruz ve Mart dokuzu olarak adlandırılan 21 Mart kutlamalarında Dersim halkının sabah erkenden ırmağın kıyısında bir araya gelerek ibadetlerini yaptıkları kutsal mekan ne yazık ki baraj altında bırakılır.
* 1937 /38’de Dersim halkını katlederek Munzurun katledilen insanların cansız bedenleri ve kanıyla kırmızi akmasina neden olan faşist devlet anlayışı Alevilerin kutsalı olan her yıl onbinlerce insanın ziyaret ettiği Munzur Gözelerini çevre düzenlemesi adıyla ticarete açarak yok etmek istemektedir.

2001 yılında Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 1. derece doğan Sit alanı ve Milli Park olarak statüsünde olarak uluslararası sözleşmelerle koruma altında olan Munzur Gözelerinin betonlaşmanın önünün açılıp doğal bir inanç merkezinin özünden koparılıp mesire ve ticaret alanına çevrilmek istenmesi bu alanlara büyük şirketlerin sokularak buraların ihaleye verilmesi kabul edilemez. Devlet önce Munzur Baba suyunu ticaretleştirerek ilk darbeyi vurur, ardından buralar piknik alanı haline getirilerek kutsal mekanda içki masaları kurularak, turistik tesis ve işletme haline getirmek istediler. Şimdi de çevre düzenlemesi adıyla son darbeyi vurmak istiyorlar.

Munzur Baba Alevilerin kutsalıdır, yok edilmek istenen inancımızdır
Munzur Baba kutsaldır. Ne piknik alanı ne de içki içilecek çevre düzenlemesi adıyla turizme açılacak yer de degildir. Yok edilmek istenen Alevilerin inancıdır, tarihidir, kültürüdür, dilidir, Kızılbaş Aleviligidir.
Toplum belleksiz ve kimliksiz hale getirilerek geleceğe Alevilikle ilgili hiçbir değerin gitmesini istememektedir mevcut iktidar. Seyit Rıza ve Alevi pirlerinin üzerine yemin ettikleri Munzur Babanın yok edilmek istenmesi sıradan bir olay değil bilinçli uygulanmak istenen konseptin devamıdır. Dersim Alevileri ritüellerinin yaşadıkları cografyada yaşam bulmasını sağlamış, kendi öz kimliklerinin, inancının sürekliliğini taşa, toprağa, suya ve agaca atfederek inançsal ve kültürel bir hafıza oluşmasını sağlamışlardır.

Aleviler birliğini sağlayarak kutsallarına yapılan bu saldırılara karşı durmak zorundadırlar…
Osmanlıdan başlayarak cumhuriyet döneminde devam ettirilen dergahlarımızı kapatma, kutsal mekanlarımızı özünden koparıp mesire yeri, içki içilen ticari alanlar, taşocakları, siyanürle altın arama gibi yok edici darbeyi vurmak için AKP iktidarı elinden geleni ardına koymamaktadır. Kızılbaş Alevilerin mekanı Dersim yöresindeki ocaklarımız, dergahlarımız, kutsal bellediğimiz munzurumuz Alevilerin göz bebekleri, üzerlerine yeminler ettikleri, inançsal ritüellerini yerine getirdikleri alanlardır. AKP iktidarının küresel Sünni İslamcıların en büyük emelleri Alevilerin inançsal ve kültürel değerlerini yok ederek kimliksiz, inançsız ve sünni islamın peşine takılmış Alevi yaratmaktır.

Bunu da iktidarın gücü, oluşturdukları tarikatların çalışmaları ve Alevi derneklerine sızmış olan başta İran mollarının taşeronluğunu yapan içimizdeki yol yezitlerinin yardımlarıyla yapmalarıdır. İşte Alevileri inciten de içimizden çıkan bu insanların yaptığı hainliklerdir. Bizler Dersim yöresinde gücümüzü, enerjimizi bu yol genç yaşta serini veren Hasret Gültekin heykelinin Düzgün Babaya dikilmesine karşı durarak değil aksine bu yol için serini vermiş, biat etmemiş her değerimizin kutsal mekanlarımızda yaşatılmasını sağlamak zorundayız. Kutsal mekanda heykel olmaz mantığı İŞİD’in her gittiği yerde başta heykeller olmak üzere her kültürel değeri bombayla yıkmaya benziyor. Bu kadar hassasiyeti ve enerjiyi gösteren canlar Munzur gözelerinde kurulan mangal partileri ve içilen içkilerle oraların kutsallıgının bozulduguna yorup bunu engellemek, açılan rant kapılarıyla bu kutsallığımızın degersizleştirldiğinin bilinciyle hareket etmiş olsalar daha önemli iş yapmış olurlar.

Bakın Kızılbaş Alevilerin yaşadığı Dersim yöresinde yıllardır kutsallaştırdığımız değerlerimiz AKP iktidarı tarafından bir bir yok edilirken bizler son bir kaç aydır Düzgün babaya, Hasret Gültekin heykeli dikilsin mi, dikilmsin mi tartışmalarıyla enerjimizi birbirimize karşı kullanıyoruz.
Bizler AKP’nin bu duruşuna sessiz kalır, tepkimizi, mücadelemizi birleştirmezsek yarın Alevilerin yaşadığı yerlerdeki kutsallarımızdan eser kalmayacak. Yarın çok geç olmadan şapkamızı önümüze koyup bir araya gelerek birlikte ne yapacagımızı kararlaştırmak zorundayız.

metin.kacmaz@alevı.com
14.06 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir