Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Aleviler, Güçbirliği, Demokrasi Platformu ve  Siyaset Üzerine…

Demokrasi, barış, insan hak ve özgürlükleri, doğa ve çevreyi koruma gibi evrensel değerler  konusunda ortak paydada buluşan ve fikir birliğini sağlayan siyasi partilerin, demokrasi güçlerinin bir araya gelmeleri, ittifak, güçbirliği veya demokrasi platformu gibi resmi yapılar kurmaları ve ortak hareket etmeleri hepimizin isteğidir. Gönlümüzden geçen de budur. Ancak; tarihsel yaşanmışlıklar, yaşanan deneyimlerin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlara, bir de  konjukturel sürecin kendi dinamiği içerisinde varolan ve kendini dayattığı gerçekliklerden kaynaklı sebeplerden dolayı gönlümüzden geçenler gerçekleşemiyorsa, inatla zorlamak bazen daha zararlı sonuçlar doğurabiliyor. Kurumların ittifak,  güçbirliği ya da demokrasi platformu gibi yapılar kurmaları yönünde baskı kurmak veya zorlamak yerine; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru kararlar almalarını sağlamak, bu yönde çaba göstermek daha mantıklı ve faydalı olabilir. Çünkü kurulan resmi ittifak, güçbirlikleri ya da demokrasi platformları doğal olarak aldıkları kararlar bağlayıcı olması nedeniyle ve ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlar itibariyle hem ittifak kuran bileşenlerin kendi iç kurumsal motivasyonuna, hem de ittifak, güçbirliği ya da demokrasi platformu kuran kurumların geriye dönülemez ortak hareket etme motivasyonuna zarar verebilir. Gereksiz enerji ve zaman kaybını, tartışmaları, çatışmaları önlemek amacıyla; siyasi partilerin, demokrasi güçlerinin kendi gerçekliğini de görerek ve gözeterek yetki ve etki alanlarının daha da güçlenmesine olanak sağlayacak imkân ve koşullar yaratılmalıdır. Siyasi partiler ve demokrasi güçleri karşılıklı bir birlerine ve de kendi paydaşlarına zarar vermeden, dialoğu ve görüşme sürekliliğini devam ettirmek koşuluyla, güven ve samimiyet duygularıyla hareket etmelilerdir. Bu kapsamda özelikle Türkiye siyaseti üzerine endeksli siyasi partilerin, demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi, ittifak, güçbirliği, ya da demokrasi platformu gibi yapılar oluşturmaları zor ise, en azından demokrasi, barış, insan hak ve özgürlükleri temelinde; ortak hedefler paydasında faşizme karşı doğru yerde, doğru zamanda ve doğru kararlarda buluşmak ve ortak hareket etmek de bir nevi güçbirliğidir, güçlü bir ittifaktır. Aynen Gezi Direnişi’nde ve yapılan son yerel seçimlerde olduğu gibi, tüm toplumsal kesimlerin resmi bir ittifak, güçbirliği ya da demokrasi platformu oluşturmadan, iktidarın baskılarına karşı doğru yerde, doğru zamanda ve doğru kararlarda buluştukları gibi…

Bazen, “taş yerinde daha ağırdır…”

Anayasal olarak tanınmak istiyorsanız, bunun adı siyasettir. Çünkü bu bir siyasi taleptir. Siyasi kararlar ise parlamentoların onayı ile alınır.

Siz; hak, hukuk, adalet mücadelesi veriyorsanız, talepleriniz varsa, doğal olarak muhatabınız anayasada belirtilen kurallar ve kuralları uygulamakla yükümlü olan karar vericilerdir. Yani anayasaya göre; devletin kurumlarını yönetmek amacıyla seçilen siyasetçiler ve atanan bürokratlardır. Bu da sizin bağımsızlık çizginize zarar vermeden, ilkelerinizle bağdaşan ve kendi siyasetinizi yapmak koşuluyla; hem hukuksal, hem de siyasal bir mücadele vermeniz anlamına geliyor. Aynen Pir Sultan Abdal, Hace Bektaş Veli,  Baba İshak, Baba İlyas, Şeh Bedrettin, Seyit Rıza’nın kendi dönemlerinde devleti yönetenlerden siyasi talepleri olduğu gibi.

Avrupa’da taleplerimizi devleti yöneten siyasi muhataplarımıza ve yetkili kurumlara doğal olarak iletiyoruz. Parlementoların verdikleri kararlarla haklarımızı elde ediyoruz. Bu amaçla etkinliklerimize bakanları, milletvekillerini, belediye başkanlarını, parti meclis üyelerini davet ediyoruz. Sonuç itibariyle, “siyaset sonuç alma sanatıdır.” Bize siyasete sırtını dönmüş, hiç ilişkisi olmamış bir inanç toplumu ya da sivil toplum kuruluşu gösterebilir misiniz? Avrupa siyasetinde en etkili olan sivil toplum kuruluşlarının başında kiliseler gelir. Varolan bu gerçekliğe sırtını dönmek hem kendini, hem de geçmişini inkâr etmek ve hep başkaları tarafından yönetilmeyi kabul etmektir. Kaderinizi, geleceğinizi başkalarının inisiyatifine terk etmektir. Bu kabul edilebilecek bir bakış açısı asla alamaz. Oysa biz kaderimizi de, geleceğimizi de, tarihimizi de kendimiz yazmak istiyor ve hedefliyoruz. Geçmişte yaşadığımız katliamlar, acılar, hakaretler, dışlanmalar bizim kaderimiz, alın yazımız asla olamaz. Artık sadece yönetilen bir toplum değil, yönetmeye de eşit koşullarda talip olan bir toplum olmak istiyoruz.

Bu gerçekler ortada dururken Alevi kurumları siyaset yapamaz yaklaşımı kabul edilir bir gerçeklik olamaz. Sürecin ve gerçekliğin doğasına da aykırıdır. Tabii ki siyaset yapacağız. Ama kendi siyasetimizi. Bağımsız çizgimizden asla taviz vermeden siyaset yapacağız. Hiç bir siyasi partinin, toplumun, kişinin gölgesinde, arka bahçesinde, etkisinde kalmadan, hiçbir fraksiyonel iç çatışmalara malzeme olmadan siyaset yapacağız. Hak ve hakikat aşkına, hak, hukuk, adalet aşkına, insan, doğa ve çevre aşkına, Yol rehberlerimiz olan; ulularımızın, pirlerimizin, erenlerimizin, âşıklarımızın, ozanlarımızın yürüdüğü yolda, bizler de ikrar vererek yürümeye devam edeceğiz.

Ayrıca, Aleviler ve Alevi kurumları kendi hak ve talepleri dışında; yaşadığı ülkelerde insanoğlunu, doğayı ve çevreyi ilgilendiren meselelerinin de olduğunu unutmadan hareket etmek zorundadır. Demokrasi, barış, özgürlük, eşitlik gibi tüm toplumsal kesimleri ilgilendiren ve bu uğurda yürütülen hak temelli toplumsal mücadeleler var. Hak, hukuk, adalet,  mücadelesinde Aleviler dün olduğu gibi, bugün de üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeleri kaçınılmaz bir görevdir. Ama var olan sorunların çözümünü sadece Alevilerin omuzlarına yüklemek de hakkaniyetli bir tutum olmaz.

Türkiye’de özelikle son onsekiz yıldır, AKP ile birlikte yaşanan haksızlıklar karşısında birçok insan, kurum ve toplumsal çevre çok ağır bedeller ödediler. Son onsekiz yıldır bu haksızlıkları Avrupa kamuoyuna anlatmak, kamuoyu oluşturmak amacıyla eylemler, etkinlikler geliştirdik. Yaşanan haksızlıklar karşısında, mağdur olan mazlumların yanında tutumumuzu çok açık bir şekilde ortaya koyduk. Özellikle son sekiz yıldır merkezi, yerel, irili ufaklı yüze yaklaşan miting, protesto eylemi, yürüyüş, toplu basın açıklamaları organize ettik. Diploması anlamında sürekli yetkili kurumlarla irtibat halinde olduk. Türkiye’de yaşanan anti demokratik yaptırımları, uygulamaları Avrupa kamuoyuna anlatmaya çalıştık. Diasporada faaliyet yürüten bir inanç kurumu olarak üstümüze düşeni en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştık ve çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.

Diasporada yaşayan Aleviler olarak, yaşadığımız ülkelerde de birçok sorun yaşıyoruz. Son dönemlerde göçmen olmaktan kaynaklı uyum politikaları ve siyasete malzeme edilmesi, mülteci sorunları, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, yabancıların meslek ve iş sorunu gibi can alıcı sorunlar her geçen gün daha da artıyor ve karşımıza çıkıyor. Bu olumsuz gelişmeler tehlikeli bir hal almaya başladı. Ayrıca, Avrupa’da sağ partilerin yükselişte olması ve güçlü bir şekilde parlamentolarda yer almaları oldukça düşündürücü ve kaygı verici bir duruma geldi.

Bizim Avrupa ülkelerinde sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmek ve bu sorunlar karşısında ortak tutum sergilemek gibi son derece önemli görevlerimiz ve sorumluluklarımız var. Daha bu yıl Hanau şehrinde yabancılara yönelik yapılan katliam ortada. Birçok masum insan katledildi. Avrupa’nın ortasında yaşanan bu katliam ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Avrupa’da da yaşam hakkımız tehdit ve tehlike altında. Artık bu gerçeği görmek zorundayız.

Bu can alıcı gerçeklikten yola çıkarak ittifak, güçbirliği ya da demokrasi platformu denildiğinde sadece akla Türkiye gelmemeli. Türkiye endeksli ve yönünü cemalini sadece Türkiye’ye çeviren bir bakış açısı eksik kalmakla birlikte, kendi içinde de ciddi sorunlara neden oluyor. Türkiye’yi kurtaralım.derken,  Avrupa’da elde ettiğimiz mevzileri kaybedebiliriz. Böyle bir sonucun yaşanması tarihimize ve son otuz yıllık mücadelemize yapılacak en büyük haksızlık olur. Bu nedenle Avrupa koşullarına, gerçekliğine ve ihtiyacına uygun, demokrasi paydasında sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, siyasi partileri, kiliseleri ve diğer toplumsal kurumların bir araya gelmesi, daha geniş tabanlı ve yelpazenin daha kapsayıcı bir güçbirliğine, demokrasi platformuna daha çok ihtiyaç duyulduğunu söyleyebiliriz. Bu perspektifle oluşturulacak güçbirliği, demokrasi platformu hem Avrupa’da, hem de Türkiye’de yaşanan haksızlıklar karşısında daha güçlü bir yapı oluşturacaktır. Bu yönde girişimlerimizi önümüzdeki dönemlerde daha da yoğunlaştırmamız gerekiyor.

Ayrıca, güçbirliği, demokrasi platformu gibi çalışmalar yürütülürken, bizim açımızdan şunun da açıkça bilinmesi gerekiyor. Avrupa’da otuz yıllık hak temelli mücadelemizde çok büyük kazanımlara ve başarılara imza artık. Cemevlerimiz çok büyük emek ve fedakârlıklarla satın alındı. Aleviliğin tanınması, Alevilik Dersleri, Hak Eşitliği Anlaşmaları, Üniversitelerde kürsüler gibi tarihimizde hiç bir dönem, dünyanın hiç bir ülkesinde elde edemediğimiz kazanımlarımızı elde etmeyi başardık. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar düzeyinde organize edilen tüm zirvelerde temsil ediliyoruz. Avrupa’da prestiji yüksek, saygınlığı ve imajıyla en önemli sivil toplum kuruluşları arasında gösteriliyoruz. Birinci görevimiz ve sorumluluğumuz elde ettiğimiz kurumsal resmi statümüzü korumak ve buna paralel olarak değerlerimize, ilkelerimize ve de kazanımlarımıza dört elle sarılmak, göz bebeğimiz gibi bakmak, korumak ve geleceğimiz olan yeni kuşaklara aktarmaktır.

Otuz yıllık haklı ve onurlu mücadelemiz sonucunda büyük emeklerle elde ettiğimiz kazanımlarımıza, başarılarımıza ve birliğimize zarar verecek tek bir adım bile atamayız. Kurumumuzu bilinmez maceralara sürüklemeyiz. Birileri istiyor, mutlu olacak diye, birileri meclise gidecek diye hareket edemeyiz. “Kendisine faydası olmayanın, başka birine de faydası olamaz.” gerçekliğinden yola çıkarak,  önceliğimiz ayakta kalmak, gücümüzü, birliğimizi ve beraberliğimizi her koşulda korumak ve yaşatmak olacaktır. Bu tarafsız olacağımız anlamına gelmiyor.

Uçan bir kuşun kanadı kırılsa yere düşse kendimize dert edinir, bir tutum ortaya koyarız. Hızır misali el uzatırız. Özellikle AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte artan haksızlığın, hukuksuzluğun, faşizmin karşısında tarafımızı, tavırımızı ve tutumumuzu her koşulda ve her yerde çok net bir şekilde ortaya koyduk.

Bundan böyle de tarihimizin her döneminde, pirlerimiz ve taliplerimiz nasıl haksızlığa uğrayan mazlumların yanında, haksızlık yapan zalimlere karşı mücadele ettiyse, biz de bu tarihin mirasçıları olarak tarihsel duruşumuza ve mücadelemize sahip çılarak yolumuza devam edeceğiz.

Bozatlı Hızır hak ve yaşam mücadelesi veren tüm mazlum halkların yanında olsun.

Hak ve hakikat yolu bizi doğruluktan ve vicdanlı davranmaktan alı koymasın.

Gerçeklerin demine hüü…

Aşk ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir