Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Demokrasi Konferansı sonuç bildirgesi: Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var

Demokrasi Konferansı bugün İstanbul’da toplandı. “Ekmek, Özgürlük Adalet” sloganı ile gerçekleşen Demokrasi Konferansı’nda ortak mücadele vurgusu öne çıktı. Demokrasi Konferansı’nda Alevilerin görüş ve talepleri, Alevi Forum tarafından hazırlanan bir bildigeyle dile getirildi.

Bugün gerçekleşen Demokrasi Konferansı bir sonuç bildirgesi yayınladı. Bildirgede, faşizme karşı mücadelede hiç kimsenin dışarıda bırakılmaması gerektiği belirtilerek, adaletsizliğe karşı “ortak mücadele” vurgusu yapıldı.

“Ekmek, Özgürlük, Adalet” sloganı ile Dr. Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen ve 200’ü aşkın bileşenin katıldığı Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesinde, toplumun tüm kesimlerinin talep ve mücadelelerinin ortaklaştırılmasının önemine dikkat çekilerek, demokrasiyi inşa etmenin zamanı olduğu ifade edildi.

Melda Onur ve Ayşegül Devecioğlu tarafından okunan bildirgenin yanı sıra, talepler de açıklandı.  Demokrasi Konferansı sonuç bildirgesi’nde şu ifadelere yer verildi:

“Bu ülkede yaşayan milyonlarız… Milyonlarca yaprağımızla dokunuyoruz hayata, hiç susmayan arayış türkülerimizle…

Biz halkız, işsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla başbaşa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+larız….Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz.

Salgının ağırlaştırdığı ekonomik kriz altında halk işsizliğe, her gün derinleşen bir yoksulluğa terk edildi. Bütün hak ve özgürlüklerimizi gasp eden Tek adam- Saray rejimi kamu kaynaklarını talan etmekle kalmıyor, halkın itirazını baskı ve zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. Kayyımlarla seçme ve seçilme hakkımız gasp ediliyor. Kapitalizmin kâr hırsının, ekosisteme kendisini yeniden üretme olanağı bırakmayan aşırılığının ürünü olarak ortaya çıkan pandemi tüm dünyada olduğu gibi piyasanın insafına terkedilmiş bir hayatın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kâr hırsı, halkın demokratik gücü tarafından denetim altına alınmadığı sürece gezegenin bile hayatta kalma olanağı yok.

Gelir adaletsizliği artıyor. Yoksulluk büyüyor. Geniş tanımlı işsizlik %30’larda. Ekonomi, 15 yıl önceki büyüklüğüne gerilemiş durumda. Üzerinden geçilmeyen köprüler, uçak inmeyen havaalanlarına milyonlarca dolar garantili ödemeler tıkır tıkır yapılırken pandemi sürecinde halkına en düşük doğrudan gelir desteği veren, sosyal yardım ödeneklerini bile pandemide daha da kısan bir ekonomi yönetimi, mafya-bürokrasi-sermaye bloğunun ülkeyi talan eden bir yağmayı sürdürmesinin önünü açıyor. Narkotik trafiğinden, kentsel rantlardan, mafyatik çökmelerden, garantili ihalelerden devşirilen servetler, giderek derinleşen yoksullukla büyük bir tezat oluşturarak büyüyor, büyütülüyor.Yoksul ve emekçi halkın bu krizi daha az hırpalanarak atlatmasına kullanılacak özkaynaklar, sınır ötesi yayılmacı harekâtlarda tüketiliyor.

Ormanlarımız, göllerimiz, derelerimiz, denizlerimiz bizim ve diğer canlıların yaşam alanları bu talanın, bu arsız yağmanın sonucunda can çekişiyor. Dört bir yanımız müsilaj… Tarım çöküşün eşiğinde, kuraklık tarladaki ekini daha şimdiden bitirdi. Havanın suyun ve toprakların kirliliği, flora ve faunadaki biyoçeşitlilik yitimi, ülkeyi ve gezegeni yok oluşa sürüklemekte

Kadınlar öldürülmeye, katilleri iyi hal indiriminden yararlanmaya, ülkeyi yönetenler kadınla erkeğin eşit olamayacağına inanmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi karşıtı gerici-tarikatçı erkek-bloğu ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirmeye yeminli.

Ülkenin 3. Büyük partisi HDP’nin kapatılması için düğmeye basıldı. İktidar meşruiyetini yitirdikçe 7 Haziran-1 Kasım senaryoları yeniden gündeme geliyor. Deniz Poyraz’ımız bir faşist katil tarafından aramızdan alınalı tam bir hafta oldu. Giderek semiren yandaş savaş sermayesi her ölüm haberine servetlerini büyütecek bir yatırım olanağı olarak bakıyor. Barış içinde bir arada yaşama hakkımız elimizden alınıyor.

İktidarınihvancı, yayılmacı saldırgan dış politikasının sonuçlarını,ülkemizin emperyalist devletlerin oyuncağı haline gelmesiyle yaşıyoruz.

Bugün yaşadığımız her sorun, ülkede demokrasinin yokluğuyla ilişkili.

Demokrasinin yokluğu, esas olarak halkın, örgütlü bir güç olarak devlet ve sermaye karşısındaki güçsüzlüğünün bir tezahürüdür. Korku iklimi yaratma peşindekiler halkın güçsüz, dağınık, çaresiz kalmasından beslenenlerdir.

Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır.Her taşı yerinden oynatacağız diye söz vermiştik yola çıkarken.

Bizleri Demokrasi Konferansı’nda bir araya getiren ve heyecan duymamıza neden olan  inanç budur.

Bu inançla aylardır çalışarak kendi sorunlarından damıttıkları değerlendirmeleri, çözüm önerilerini, taleplerini ve mücadele programlarını derleyen ve ortaklaştıran alanlarımızla şöyle sesleniyoruz:

Hiçbirimizi faşizm karşısında dışarıda bırakmayacak, bu koyu karanlığı ancak  en geniş birlikteliği kurarak aşabileceğimize dair inancı güçlendirecek, aramızdaki önyargıları ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak diyalog ve işbirliği sürecini örgütleyecek, sorunları tespit edecek, çözümleri önerecek ve önermekle de kalmayıp yeniden nefes alabilen, geleceğe güvenle bakabilen, kaynakları bir avuç sermayedarı, çete bozuntusunu zengin etmek için değil  hepimizin ortak iyiliği için ekmek özgürlük adalet başlığı altında seferber edecek bir yolculuğun ilk adımlarını attık bugün.

Artık, bütün mücadele deneyimlerimizi bağrında taşıyan bu umut verici sürecin sonunda ortak emekle yarattığımız birikimi, demokrasi mücadelesine güç verecek bir biçime kavuşturmanın sırasıdır. Bugün bütün mücadele alanlarından yaptığımız çağrı budur.

Demokratik bir ülkede barış, eşitlik özgürlük ve adalet içinde yaşamanın yolu bu talan edilmiş güzel ülkeyi yeni baştan inşa edeceğimiz bir demokratik programı mücadeleyle hayata geçirmektir. Bu programın ana hatları ve ipuçları alanların çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır.

Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız Kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır.

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak.

Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var.

Bugün gerçekleştirilen,  Demokrasi Konferansı’nda Halklar ve İnançlar Çalışma Grubu’da bir sunum yaptı. ” Halklar ve İnançlar Çalışma Alanı” başlığıyla yapılan sunumda, şu ifadelere yer verildi :

”Bizler, güzel bir gelecek umut eden; yan yana, barış ve eşitlik içinde, özgürce, kardeşçe yaşamak isteyen farklı halklardan ve inançlardan insanlarız. Anadolu, Trakya ve Mezopotamya, yüzyıllar boyunca komşuluk yapmış farklı medeniyetlere, dil, din ve inançlara ev sahipliği etmiştir. Bizlere düşen, dünyanın derin insanlık krizleri yaşadığı günümüzde, pek az ülkenin sahip olduğu bu zengin kültürel mirasa sahip çıkmak, zamanında topraklarımızda tohumları atılmış ortak iyilikleri yeniden yeşertmeye çalışmaktır: Zamanın ruhu, bu ortak iyiliklerin giderek kırılganlaştığına, daha da özenle korunması gerekliliğine işaret etmekte.

Resmi ideoloji ve iktidarlar tarafından yok sayılmanın; asimilasyon, aşağılama, inkâr ve imha politikalarının karşısında bugüne kadar halklar ve inançlar olarak “Biz varız” dedik; kültürlerimizi, dillerimizi ve inançlarımızı bugüne kadar kendimiz savunduk. Farklı halklar ve inançlar olarak bir araya geldikçe birbirimizden öğrendik ve her birimiz kendi kimliklerimiz kadar, yanıbaşımızdakilerin de taleplerinin savunucusu olmaya önem verdik.

Bu her zaman kolay olmadı, ama hepimizin temel şiarı hâlâ ortak: Eşit, özgür yurttaşlık. Buna ulaşmanın formülü de farklı inançlarda pek değişim göstermiyor:  Hangi kimlikten olursak olalım, hepimiz biliyoruz ki halkların, inançların, kültürlerin haklarıyla; emeğin, doğanın, kadınların, çocukların hakları ortaktır.

Bugün, farklı halk ve inanç temsilcileri olarak bizler; bu toprakların hak mücadelesi veren tüm toplumsal kesimleriyle birlikte, coğrafyamızdaki bütün kimlik, inanç, kültür ve anadillerin varlığını kabul eden; kimliklerin, kültürlerin ve inançların tüm renkleriyle gelişebileceği eşit, özgür, kardeşçe ve barış içinde bir yaşamın yolunu arıyoruz.

Oysa yoğun krizler, kutuplaşmalar, gerginleşen üsluplar, toplumsal fay hatları hepimiz için topyekun bir travmaya dönüşmüş durumdadır.

Bu travmadan kurtulmak için Demokrasi Konferansı Halklar ve İnançlar Çalışma Grubu olarak çağrımız, öncelikle dili, kültürü, inancı için mücadele etmek isteyenleredir. Yani önce bizler, en geniş kesimler olarak bir araya gelelim, nasıl bir ülke istediğimizi bu toprakların tüm halklarından ve inançlarından insanlar olarak birlikte konuşalım. Ortak taleplerimizi belirlerken, yarının insanca, onurlu, kardeşçe yaşamı için savunacağımız değerlerimizi ortaya koyalım.

Vatandaşlık tanımıyla işe başlanabilir: Hiçbir etnik kimliğe ve inanca ayrıcalık tanımayan, şiddet ve nefret dili dışında düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik bütün yasakları kaldıran bir yaklaşımla yola çıkılabilir.

Demokratik ve kültürel hakları anayasal güvence altına alan; tektipleştirmeye çalışmayan, hiçbir halkın kimliğinin, inancının, kültürünün ve anadilinin ötekileştirilmediği, adaletin hüküm sürdüğü demokratik bir Türkiye’yi hayata geçirmek çok da zor olmasa gerek.

Bu kadim toprakların çocukları olarak bizler, farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunu; tüm farklılıklarımızla birlikte, kardeşçe yaşayabileceğimizi tecrübeyle biliyoruz: Yüzyıllarca birbirimizi tanıyarak ve anlayarak; çok dilli, çok kültürlü, onurlu ve özgür bir toplumu var edebildik. Birlikte yaşamak, bizim doğalımızdı.

Bu doğallığı, egemen zihniyet bozdu.

Ancak bu sürecin tersine çevrilebileceğine samimiyetle inanıyoruz: Bugünden sonra bulunduğumuz alanlarda birbirimize dokunarak, ortak değerlerimiz üzerinden birbirimizden güç alarak, en önemlisi de toplumun yarısını teşkil eden kadınların sosyal, siyasal ve toplumsal hayattaki yerini sağlamlaştırarak ve kadınların hazırlayacağı yol ve yöntem öncülüğünde başka bir dünyayı mümkün kılabiliriz.

Ayrımcılığa, asimilasyon politikalarına ve nefret söylemlerine karşı kadın-erkek birlikte mücadele ettiğimiz gibi, anadillerimizde eğitim görerek, laik bir ülkede inançlarımızı kardeşçe yaşayabiliriz.

Bu ise vicdani değerlere, adalet duygusuna sahip bizlerin daha kararlı, daha inançlı dayanışmasıyla, ağızbirliğiyle barış dilini daha da güçlendirmemizle mümkün olabilir.

Anayasa ve yasaların temel esasları daha insani, toplumsal adaleti daha çok gözeten bir şekilde yeniden ele almalıdır: Devletin egemen felsefesinin, herhangi bir ulusu ve dini önceleyerek ve imtiyazlı kılarak diğerleri için mağduriyete sebep olan yapısının âcilen değişmesi gerekmektedir.

Eşit yurttaşlığı, halkların ve inançların demokratik ve kültürel haklarını güvence altına alan bir Anayasa, kalıcı ve onurlu bir barışın anahtarı olacaktır.

Ülkedeki bütün etnik ve dini unsurların eşit bir statüde aidiyetlerinin gereklerini, inancını, inançsızlığını, kültürel değerlerini iktidarların baskı ve dayatmalarına maruz kalmadan yaşayıp geliştirmeleri için maddi ve manevi ortam ve imkanlar oluşturulmalıdır.

Kimliklerin – kültürlerin taşıyıcılığı, insanlık tarihinin ortak mirası anadilleri sayesinde olur. Türkiye coğrafyasının bütün anadillerini korumak, yaygınlaştırmak, yaşatmak için bütün imkanlar seferber edilmelidir.

Siyasetin dili de dışlayıcılıktan uzaklaşıp yapıcı, uzlaşmacı, tüm kesim, halk ve inançları kucaklayıcı bir hale dönmelidir. “Kin ve nefret suçları”nın tanımı, bütün kültürel, etnik ve dinî aidiyetleri kapsayacak şekilde tavizsiz genişletilmeli, bu tür suçlar anayasal hükümle önlenmelidir.

Kutsallar, istismar edilmeden, bir grubun diğer gruba karşı kullanabileceği bir imtiyaza dönüştürülmeden devlet yönetim mekanizmalarından çıkartılmalıdır.

İktidar yapısının yatay bir ilişkilenme ile, etnisite veya din gözetilmeksizin, ehliyet ve liyakat ölçüsünde kadrolaşması esas alınmalıdır.

Bu topraklarda etnisite ve din ayrımcılığına dayalı pek çok acı yaşandı. Bu acıların bir daha yaşanmaması, daha eşitlikçi, daha özgür bir toplum için yasal düzenlemeler yapılmalı, cesaretle geçmiş ile yüzleşilip geleceğe dair yeni bir vizyon ve misyon belirlenmelidir.

Bütün bu taleplerin gerçekleşmesi, omuz omuza, birlik içinde kenetlenmemizle mümkündür.  Demokratik bir ülke için programımızı oluştururken, bütün halklardan ve inançlardan kişileri, kurum temsilcilerini, inisiyatifleri, bu çalışmayı birlikte daha da zenginleştirmeye çağırıyoruz.

İnsan değerleriyle, haklarıyla insandır. Bu güzel yürüyüş, farkındalıkla başlar: Farkında olan, farklılıkların değerini bilir, korur ve sorumluluk üstlenir.

Eşit yurttaş olacağımız demokratik, laik bir ülke için mücadele edeceğiz ve kazanacağız!

Geleceğimiz için bir araya gelecek, özgür bir yaşamı birlikte inşa edeceğiz!”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir