Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Adalet Yanıyor!

– Zeliha Altunta –

Madımak hâlâ Yanıyor!

Evet, adalet yanıyor, yanmaya da devam edecek… Bizler ya sadece adaletin yandığına seyirci kalacağız, ya kahraman bekleyeceğiz; semavi dinlerde kurtarıcı olarak mehdi beklendiği gibi, ya da herbirimiz hayatın içinde birer kahraman olma yetisini gösterip, onurlu bir duruş sergileyeceğiz. Bunu boynumuzun borcu olarak görüp, gözlerimizin nuru çocuklarımıza, yarınlarımıza, umutlarımıza sahip çıkmak adına yapacağız…Ve herşeyden önemlisi de kendimiz ile yüzleşmek adına yapmalıyız.

Adalet, Dersim’lerden Maraş’lara, Çorum’lardan Sivas’lara, Gazi’lerden Gezi’lere değin yanmaya devam ediyor. Kim söndürecek simsiyah kiri ile bu ateşi? Kim? Tabii ki de sen, ben biz… Halk, tüm toplumsal dinamikler, sivil toplum örgütleri. Sivas Madımak Oteli’nde yanan 33 Can… Türkiye’nin aydın, sanatçı yüzleri hâlâ o korda yanıyor… Bizim de yüreklerimiz yangın yeri… Toplumsal belleğimizde Madımak oteli, mekan olarak insanlığın, mertliğin, vicdanın yandığı yer olarak kalacaktır.

Bu yüzdendir ki, Madımak Oteli’nin, Sivas Katliamı’nın trajikliğini yansıtması ve bu kara sayfa ile yüzleşmek adına “Utanç Müzesi“ haline getirilmesi gerekmektedir. Travma mekânları, o yerde gerçekleşen şiddet ve dehşetin maddi ve manevi tanıklığını yaparlar, tarihe ışık tutarlar. Patrizia Violi’nun ileri sürdüğü teze göre,bu mekânlar, geçmiş ile yüzleşmek adına bir bellek politikasına işaret etmelidir. Ve tarihteki kara sayfaların üzerine temiz sayfalar açmak için de hesaplaşılmalıdır.

Bildiğimiz üzere 6 milyondan fazla Yahudi Holokost’ta katledildi. Bugün Almanya’da emniyet güçleri içinde ya da toplumun her kademesinde Neo-Nazi grupların varlığından bahsedebiliriz. Fakat Almanya 1947’den beri tarihiyle yüzleşiyor ve bu geçmişi ders kitaplarına, hafıza mekânları aracılığı ile caddelerine, sokaklarına anma günleri ve sanatsal araçlarla kamusal alanlara, hayatın her yerine dahil ederek gelecek nesile hesaplaşılmış bir sayfa açmak istiyor. Ülkesine gelen göçmenlere de, kendi tarihinin kara yüzünü de hiç tereddüt etmeden uyum kurslarında öğretiyor…

Zira yüzleşebilmek cesaret ister… Yürek ister… Vicdan ister… Adalet ister…

Bizim adalet ise hâlâ alev alev yanmakta vicdanlarımızda… Tarih boyunca devletler kendi coğrafyasında yaşayan azınlıklara, farklı inanışlara,  farklı etnik gruplara karşı soykırım ve katliamlarda bulunmuştur… Kimi devletler, tarihlerindeki bu kara sayfayla yüzleşme cesaretini gösterebilmiştir. Yeni, temiz beyaz bir sayfa ile devam etmek adına… Kimi devletler ise henüz bu katliamlarla, bu soykırımlarla yüzleşme cesaretinde ve niyetinde de değiller…

Bu kara sayfa, sayfalar, kara lekeler ile yol almaya devam etmek istiyorlar…Vicdanları sızlamadan… Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Gezi… Her biri yüreğimizde ayrı bir sızı… Ne devlet yüzleşmeye taraftar… Ne de biz halklar…Oysaki bu ırkçı,faşist sisteme karşı anti-faşist bir cephe oluşturarak hesap sorabilmeliyiz. Bu bağlamda toplumsal değişimin öncülü bireysel farkındalık sağlanarak her birey özür dileyebilmeli, elini vicdanına koyabilmeli ve yüreği ile hissedip hesap sorabilmeli… Oysaki, insan, hata yapabilir…Tamamıyla insanidir…Ama insan hatasının arkasında durup, özür dileyebildiği kadar insandır…Yüce insan olmak, Kamili İnsan olabilmek, Enel-Hak yolunda ilerleyebilmenin yoludur… Alevice! Nietzsche’nin tasviri ile de Üstün İnsan’ olabilme, kendi özüne olan yolculuğunda iyiden, güzellikten taraf olabilmedir. Ama devletin yaptığı suçlarla, katliamlarla hesaplaşılmadıkça, yeniden tekrarlanmaması için gerekli önlemler, yaptırımlar, kanunlar oluşturulmadıkça yeni Çorum’lar, yeni Maraş’lar, yeni Madımak’lar yaşanacaktır.

“Ekmek -Adalet- Özgürlük“ şiarı ile Demokrasi Konferansı!

Türkiye devleti maalesef kendi kara sayfalarıyla yüzleşme taraftarı değil, zira mafya-çete-devleti olmaktan vazgeçmeye niyeti yok. Siyasal sistem devletin ideolojik ve baskı aygıtlarını toplumu sindirmek için her defasında sahneye sunacaktır. Zira propaganda ögesi olarak bu motiflere ihtiyaç duyacaktır iktidarı her sallandığında, koltuğunu korumak adına… ‘Din elden gidiyor, namus elden gidiyor‘ diye halkı kara propagandalarla kışkırtıp, birbirine düşman olarak gösterecektir. Bize benzemeyen herkes terörist. Oysa ki, bizi ancak biz anlarız. Bir Alevinin acısını bir Sünni içinde hissedebilirse, bir Kürdün derdini kendine dert bilirse bir Türk, yüzyıl önce bir Rus kadınına, 2,5 yıl boyunca şiddetin her türlüsü yaşatılan Maria Suphi’nin acısını da en iyi bir kadın anlar, çocuktan işçi olmayacağını da çocukluğunu anımsayan her yetişkin, cinsel kimliğinden dolayı kan kusturulan LGbt+i bireyinin, insan yüreğini görebilen bir hümanist anlar, açlıktan intihar eden müzisyenin acısını da bir ezgide ağlayabilen, dans edebilen anlar…

Ancak biz birbirimizi anlayabiliriz…

Bu gökyüzü altında düşman olamayız biz. Zira tüm renklerimizle halkız. Peki iktidar gücünü nereden alıyor? Tabii ki de sesi çıkmayan muhalefetten alıyor, biz veriyoruz bu gücü onlara. Aziz Nesin’in ifade ettiği gibi, “İnsan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur.“ Oysa bir kıvılcım, bir ıslık sesi lazım…Seslerimize ses olmaya, bizi tekrar birbirimize kenetleyecek. Zira davamız ortak! Demokrasi, Hak, Hukuk özlemi, Ekmek -Adalet- Özgürlük şiarı ile 24 Haziran’da, ‘Demokrasi Konferansı’ 220 bileşeni ile bu coğrafyada tüm ötekiler, ötekileştirilenler buluştu. Meydan kuruldu, tüm bileşen temsilcileri taleplerini, nasıl bir ülkede yaşamak istediklerini, düşlerini haykırdılar… “Ekmek-Adalet-Özgürlük“ şiarını ortak payda yaptılar kendilerine ve biz oldular, biz olduk…

‘İKLİMİ DEĞİL SİSTEMİ DEĞİŞTİRELİM‘ şiarı ile Demokrasi Konferansına katkı sunan Ekoloji Çalışma Grubunun bu şiarı insanı, doğayı merkez alan Alevilik öğretisinin olmazsa olmazlarındandır. Demokrasi, hak, hukuk, özgürlük, eşit yuttaşlık talebi gibi. Bu bağlamda tarihler boyunca katliamlara, soykırımlara, asimilasyona, diskriminasyona maruz kalan biz Aleviler de kurulan meydanda, bu ülkenin geleceğinde, bizim de söyleyecek sözümüz, eyleyecek gücümüz var  diyerek yer aldık. Senelerdir, devletin tanımladığı biçimde Aleviler olmayan, biat etmeyen “ne o, ne bu, bizler Aleviyiz“ diyerek yerlerimizi aldık. Birilerinin açtığı yoldan değil, yolumuzu kendimiz açmaya talip olduk, yol aldık.

Tamamıyla sivil halkın iradesi olan bu konferans bu anlamda çok değerli bir oluşum, hiçbir partinin kuyruğuna takılmadan, "yeter artık! taleplerimiz bunlar, dertlerimiz bunlar… Derdimize derman olacaksanız oylarımızı talep edin, yoksa uzak durun  dediler. Etik olan da budur… Halk siyasi partilerin peşinde dolanmaz… Siyasi partiler halkın peşinde dolaşmalı, onların sesine, taleplerine cevap verebilmelidir. Aksi takdirde kimse koltuğu boşuna işgal etmesin… Neoliberal politikaların, kapitalist sistemin katlayarak büyüttüğü eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerden beslenerek yol alması, küresel ölçekte otoriterleşmenin, totaliter rejimlere doğru evrilme sürecine ivme kazandırmakta iken halk açlık ve sefalet içinde iş, aş ve adalet, sömürüye, soyguna, talana, ranta karşı bir davada özne olmaya karar kıldı. Bu bağlamda sol ve demokrasi güçlerinin, halka alternatif olarak muhafazakâr, sağ partilerin gösterilmesini dikkate alarak çözüm üretme koşullarına ivme kazandırmak gibi tarihi bir sorumlulukları olmalıdır, bunu da kendilerine dert etmelidir. Kendi aramızdaki ideolojik tartışmaları biryana bırakıp bırakıp, halkın içinde hep birlikte yan yana omuz omuza bu davayı sahiplenmeliyiz. Teşkilat-ı Mahsusa’dan bu yana ne kadar katil, hırsız, çete varsa göklere çıkartıp, başımıza yönetici yaptık… Şimdi de indirmesini bilme cüretinde bulunma cesaretini gösterebilmeyiz…

Spinozo’nın belirttiği gibi “Doğa asla kavimler, milletler, zümreler, sınıflar yaratmaz, sadece bireyler yaratır.“ Biz farklı renklerde, farklı dillerde, farklı inançlarda, farklı tercihlerde, farklı etnik gruplarla, farklı cinsiyetlerle ama birlikte güzeliz… Çünkü biz halkız… Biz ezilen, sömürülen sınıfa aitiz… Bizim artık elele verme zamanımız… Ben bir Türk olarak, aynı coğrafyada yaşadığım tüm ezilen azınlıklardan özür diliyorum… Alevi inancına sahip olmayıp da, Alevi toplumuna yapılan bu katliamı, diğer inanca sahip halkların da sahiplenmesini bekliyorum… İnsanlık adına… Barış adına… İyilik adına… Bu iyiliği tüm farklı inanca, farklı etnik gruplara ait biz halklar inşa edeceğiz…

Yaşasın halkların özgürlüğü… Yaşasın farklı inançlar… Yaşasın eşit yurttaşlık hakları… Yaşasın kadın hakları… Yaşasın… Lgbt+i hakları Yaşasın renklerin
güzelliği…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir