Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (2)

–Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de 

Okudukça tarih bilincine eren, sorgulamaya gereksinim duyan, insani duyguları ön plana çıkaran bir anlayışın Aleviliğe hakim olması kadar güzel bir düşünce olamaz. Hakk insan da insan Hakk’ta anlayışını kendine rehber edinen bir Alevilik evrensel değerlerle donatılmıştır. Demokrasinin, insan haklarının, laikliğin, kadın-erkek eşitliğinin, 72 millete aynı nazarla bakmanın neresi kötüdür veya neresi eksiktir ki kendimizi İslam’ın kalıplaşmış yapısına yamayalım. Bu anlayış herşeyden önce atalarımıza, ozanlarımıza yapılacak en büyük bir haksızlıktır.

70’li yıllarda Arguvan’dan, Varto’dan dedeler yayan yapıldak, ellerinde küçük bir azık torbasıyla gelir Anzahar’a (Eğrisu) Derviş Muhammed’in ve Gani Baba’nın türbesini giderlerdi. Onlarla muhabbet yapılırdı. O temiz yürekli insanlar çıkardan uzak bizlere inancımızı anlatırlardı. Ne namazdan, ne camiden ne de oruçtan bahsederlerdi. Hakk ile Hakk olurlar bizleri de mest ederlerdi. 500 yıl önce Anadolu insanının kültü haline gelen Ali’yi Oniki imamları anlatırlardı. Onlar da dedelerinden onların masumluğunu, haksızlığa ve zulme uğradıklarını, katledildiklerini duymuşlardı ve bize Ali’nin; “Kaf Kalesi, Azak Kalesi, Hayber Kalesi cenkleri, Kesik Baş hikayesi, Hüseyin’in;  Kerbela’da Yezit’e karşı duruşu, Ebu Müslim’in Mervan’a karşı verdiği savaş anlatılırdı. Hiçbir şekilde ne onların camiye gitiklerinden, ne namaz kıldıklarından ne de Ramazan orucu tuttuklarından bahsederlerdi. Ya bilmiyorlardı ya da onlar için nasıl inandıklarının bir önemi yoktu. Horasan bölgesinde mazlum halkların önderi olarak Ali’ye veya Ehli Beyt’e duyulan sevginin, Kerbela’da Hüseyin’in zalimin zulmüne nasıl karşı çıktığının hikayesini tarikatlar eliyle ve sonra Şah İsmail vasıtasıyla Anadolu’ya nasıl ulaştıklarını da az veya çok bilirlerdi. Şah İsmail’i tarih kitaplarından, Yavuz ile olan savaşından bilirdik. Sonra öğrendik ki Şah İsmail Şah Hatayi olarak da şiirler yazarmış. 70’li yıllarda bildiklerimiz bunlardı. Ocak dedeleri de  bizim bildiğimizden fazlasını bilmezlerdi zaten. Hele Alevilik üzerine kitaplar ise hiç yoktu. M. Tevfik Oytan’ın “Bektaşiliğin İç Yüzü” kitabını babam Ankara’dan getirmiş, onu da yarı buçuk anlamıştık. Radyo tek tük vardı, televizyon daha evlere girmemişti, gazete okuyan pek yoktu. Babamın aldığı gazetede “Kerbela Faciası”nı  Murat Sertoğlu’nun kaleminden okurduk. Bizim Alevilik hakkındaki bilgimiz bu denli kısıtlı idi. Aleviliği nerden öğrenecektik ki? Dedeler bizim kadar biliyor, biz dedeler kadar biliyorduk. Aşık Mahzuni Şerif iki plak çıkarmıştı; “Ben Alevi Olamam ki” ve “Ali’yi severiz Aleviyiz Biz”. İşte hepsi bu idi. 80’ler sonrası Alevilik üzerine yazılan yazılar artmaya başladı. Yeni yeni bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı dağarcığımızda. Alevilik öğrenilmeye başladığında İslam ile kıyaslamaya başladık. Birşeyler ters gidiyordu. Alevilikte olan İslam’da, İslam’da olan Alevilikte yoktu. Yani 12 İmamlar Aleviliğin içinden çıkarılsın İslam’ın esamisi bile okunmayacaktı. Tarihi bilgiler bilince erince sorgulama da başladı. Ve anlamaya başladık ki biz bazı şeyleri yanlış biliyor, bazı şeylere de yanlış bakıyoruz. Diyanet İşleri Başkanı “Müslümanın ibadet evi camidir” dediğinde gürledik ama doğru söylüyordu. İslamın hangi koşulunu yerine getiriyorduk ki, kendimizi İslam’ın içinde görelim? Diğer inançlara bakıyoruz; Hiristiyanlık’ta da, Musevilikte de mezhepler var ve hepsinin ibadet evi aynı. Peki bizde neden cami değil de Cemevi? Farklı olduğumuz hemen burda ortaya çıkıyor ve yine biliyoruz ki, 12 İmamlar’ın hiç biri cem yapmamıştır. Cem Aleviliğe özgüdür. Kadına bakış açımız, insana bakış açımız, başka inançlara bakış açımız, başka renklere ve ırklara bakış açımız da farklı. Demek ki 12 İmamları sevmek İslam’ın içinde olmak için yeterli bir neden değil. Şu gerçek ortaya çıkıyor ki, Aleviler Oniki İmamlar gibi asla inanmamışlardır, inanmıyorlar da. Ama nasıl olmuşsa, Horasan’da yaratılan muhalif akımların Oniki İmamları öne çıkarması ve sonrasında Anadolu’ya akın akın göçler o anlayışı taşıyıp getirmiş. Tarihsel olgular da  bunu doğrulamakta. Dediğim gibi Aleviler; İmamların İslam’a bakış açılarını hiç kaale almamışlar, sadece onların zalimlerin zulmüne karşı duruşları, mağdur olmaları, haksızlığa uğrayıp katledilmeleri, zulme uğrayanların birleştiği bir muhaliflik bayrağı olarak Anadolu halkının da onlara sempatiyle bakmalarına neden olmuş. Hani deriz ya, tanısın tanımasın ezilen ezileni kendine yakın bulur. Aleviler de İmamlarda kendi ezilmişliklerini, kendi katledilmişliklerini, yaşadıkları zulmü ve mağduriyeti görerek onları kendi kültleri kabul etmekten geri kalmamışlardır. Hatta Osmanlı döneminde İmamlar onlar için sığınılacak bir liman, korunacakları bir siper, savunulacak bir mekanizma  olmuşlardır.

Hiçbir şey ne yazık ki zorlamalarla amacına ulaşamıyor.Günümüzde de bazı Sünni yöneticilerin,“ Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de Aleviyim“ demesi bile bizim bunları sorgulamamızı gerektirmektedir. Sünni dünyasının büyük bir oranının da Alevileri İslam dışı sayıyor olması, bizim bu konuyu daha detaylı analiz etmemizin elzem olduğuna işaret etmektedir.

İslam figürlerinin Alevilik içine nasıl girdiği merak konusu olurken ozanların nefeslerinde figürlerin dışında başka bir argumana raslamamamız İslam’ın içinde olmadığımız savını güçlendirmektedir. Tabi ki, İslam coğrafyasında olup İslam tarafından baskı altında kalınması bizi yanıltıyor olsa da islam’ın koşullarını hiçbir şekilde yerine getirmeyip yüzeysel bir İslam’ın varlığı da yadsınamaz. Alevilik ile İslam teolojisi kıyaslandığında İslam’ın şiddetten yana olması, Aleviliğin ise  insanı merkezine alan bir anlayışa vurgu yapması bu dine çok uzak olduğunun da bir kanıtıdır. Soruna İslam açısından bakıldığında, İslam olmanın şartlarının Alevilikte kabul görmemesi bizi bu inancın dışında olduğu kanaatını uyandırıyorsa da tarihsel koşulların dayatmasıyla kendimize baktığımızda bunun pek de kolay olmadığını görmekteyiz. Şöyle ki; Alevilik günümüzde bir Oniki İmam-Ehl-i Beyt kültüne sahip çıkmıştır görüntüsü çizmektedir. Halbuki bu kültün içi açıldığında asıl gerçek o zaman yüzünü göstermektedir. Oniki İmam’ın İslam Şeriatının en öz savunucuları olduğundan hareketle Alevilerin çok büyük bir oranının o İslam’a uygun davranmamasıdır. Oniki İmamların İslam’ın her şartını yerine getirmekte imtina etmemeleri bizlerle onların aynı inanmadıklarının en açık göstergesidir. Ama dediğim gibi, tarihsel koşullar bizleri onlara inanmaya ama inandıkları gibi inanmamaya ikna etmiştir. İslam’ın olmazsa olmazlarından olan  namazın, Ramazan Orucunun, caminin Alevilikte bir yerinin olmadığı bilinmekle beraber salt Oniki İmamlara duyulan sevgiden dolayı kendilerini İslam’ın içinde görme duyusu vardır. Hatta bazı Alevilerin „Biz İslam’ın özüyüz“ sözünün de havada kaldığını bilmekte yarar var. Sırf Oniki İmamlara duyulan sevgiden-saygıdan dolayı İslam’ın özü olunduğunu kabul etmek gerçeklerle asla bağdaşmamaktadır. Şunu görüyoruz ki, yaratılan algı operasyonları ile  Aleviler İmamların nasıl inandıklarına, inançlarını nasıl yaşadıklarına bakmadan kulaktan duyma fikirlerle, okuyup-araştırmadan kapılmışlardır. Ama anlamaya başladık ki, Aleviliğin mecrası başkadır. Araştırmacıların ortaya koyduğu yeni belgelerle, saha araştırmalarıyla, hatta ozanların nefesleriyle yeni bir çığırın açıldığını görmekteyiz. Artık kulaktan duyumlarla değil, okuyan-araştıran- sorgulayan bir yaklaşımla kendi tarihimizi gözler önüne serip onu bilince taşımak zorundayız. Bu nedenle kafamızı karıştıran „İslam’ın özü biziz“ söyleminden yola çıkarak İslam’ın çıkış tarihine, yaptıklarına, ettiklerine bakarak Aleviliğe yaraşır bir yanının olup olmadığına bir göz atmamız gerekiyor. Bazı Alevi kanaat önderleri Muhammed döneminde yaşanan  İslam’a atıfta bulunarak bu iddialarının doğruluğunu belgelemek istemektedirler. Bunun yanısıra Oniki İmamların tavırları da Aleviler için önemlidir. İslam dini hangi süreçleri yaşayarak bizim coğrafyamıza gelmiş, bizlere neler yaşatmış, binlerce canımızın katledilmesinde ne kadar dahli vardır, ona bakmak gerekiyor. Bunlar bilinsin isteriz.

Sonuç olarak; bu kitabın içeriğini herkesin anlayacağı bir dille konuşturmaya çalıştım. Kiminin hoşuna gidecektir, kimi ise burun kıvıracaktır, ama asıl amacın hakikatın anlaşılmasıdır. Alevilerin bugüne değin anne-babalarından duyduklarıyla buraya vardıklarını, çok kitap okuyan bir kesim olmadıklarını (o nedenledir ki sorgulayacak bilgi birikimine sahip değiller, duyduklarını olduğu gibi elemeden kabul ediyorlar) bilmeme rağmen hiç değilse okuyana birşeyler verecektir kanaatindeyim. Seven istediğini yine sevsin, ama bilerek, tanıyarak sevsin. O zaman hiç kimsenin de bir diyeceği olmaz.

      Alevilik, günümüzde her haliyle tartışılıp değerlendirilerek bir yerlere konulmaya çalışıldığının yanında, bir yerlere de yamamaya çalışılıyor. Bizi en fazla meşgul eden, ilgilendiren yanı ise, İslam ile olan bağı ve tarihsel süreçte yaşanılan ve bize kadar uzanan bir etkinin sürdürülebilir olup olmadığı…

   Bazı kesimler bazı gerçekleri görmemezlikten gelerek  Alevilik Tarihini mercek altına almış olsalar bile, istesek de kaçamayacağımız bazı gerçekler vardır.

İslamiyet‘i kabul edelim veya etmeyelim, Alevilik tarihini şöyle veya böyle teğet geçerek de olsa etkilemiştir, etkilemeye de devam etmektedir. Anadolu’ya akın akın gelen Türkmenlerin, Rum Abdallarının, Horasan Erenlerinin, ozanlarımızın, Sadıklarımızın, Aşıklarımızın ve bunun yanı sıra  Alevilikle harmanlanmış tarikatların az veya çok bir Arap kültürü, gelenek-görenekleriyle, örf ve adetleriyle yoğrulmuş bir Ortadoğu dini olan İslamiyet‘ten etkilendiğini yadsıyamayız. Bu açıdan bakıldığında İslamiyet’e de bir göz atmanın sanırım ki kimseye zararı olmayacaktır diyerek hafızamızı temizleyeceğiz.

Aşk İle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir