Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Göçmen Sorunları

-Zeliha Altuntaş-

Hem doğu hem batıda monarşi ile yönetilen ülkelerde şehzadelere yakın yaşta ve genellikle düşük sosyal sınıflardan, seçilen çocuklar, şehzadelerin yaptığı hatalardan dolayı dövülür ve bundan yola çıkılarak şehzadelerin hata yapması engellenmek istenirdi. Asilzadelerin her yaptığı hatada bu çocuklar dayak yerdi. Eğitim sırasında ise bu çocukların bu eğitimlerden faydalanmaması için sağır kişilerden seçilir ya da özellikle sağır bırakılıyordu

İnsanlığın Ana Yurdu Doğu Afrika
İlk insan fosilleri, insanlığın ana yurdunun Afrika kıtası olduğunun göstergesi şeklindedir. Takriben 160.000 yıl önce insanın ilk kez evrim geçirdiği yer olan Afrika kıtası dışında yaşayan başka bir insan türü de yoktu. Bu ilk insanlar değişen iklim koşullarına göre kıta içinde bir yerden başka yere göç ederek Afrika`da yaşamaya devam ederken, aynı insan soyundan türeyen bu insanların çok küçük bir kısmı, daha sonra Kızıl Deniz`in doğu kıyılarına, bir kısmı Asya`ya, ilerleyen zamanlarda da Avustralya, Avrupa ve Sibirya`ya geçtiler. Sibirya`ya varan insanlar, bugün Alaska`da yaşayan kişilerdi. Tahminen 20.000 yıl önce Alaska`dan Kuzey Amerika`ya Orta Amerika`ya, sonrasında da Güney Amerika`ya göç
ettiler.
Köle ticaretinin 15. yüzyılda sömürgeciliğin başlaması ile birlikte daha sistemli olarak yaygınlaşması sonucu, 16. yüzyıldan 1846-1932 yılları arasında 18 milyon İngiliz, 10 milyon
İtalyan ve 5 milyon Alman yeni kıtalara göç etmiş bulunmaktadır. 1821-1924 yılları arasında 55 milyon Avrupa`lıdan 34 milyonu ABD`yi seçerek ülke değiştirmiştir. 19. yüzyıl arasında takriben 9 milyon Afrikalı yeni kıtalarda çalıştırılmak üzere köle yapılmıştır.
Göçün sebepleri
Sınıfsız, komün şeklindeki yaşam biçimine, mülkiyetin girmesi yani tarıma sabanın girmesi ve buna bağlı olarak köylerin kasabalaşması, şehirleşmesi ve bugün Küresel Köy olarak adlandırdığımız yaşam koşullarının oluşması da göçün sebebidir. İnsanlar ekonomik, dini, sosyal ve iktisadi koşularından dolayı iskân yerlerinden başka yerlere göç ederler. Köy yaşamından makineleşmeye geçmekle birlikte, sanayileşmenin şehir merkezlerinde toplanılması, köylerde eğitim ve sağlık sorunlarının çözüme ulaşamaması nedeniyle göçler
ülke içi ve dışı olarak ele alınabilir. Göçleri çeşitli şekilde sınıflandırmak istersek, savaş, afet gibi nedenlerden dolayı daha güvenli bir yaşam kurmak isteyerek yollara düşen mülteciler ve mübadele göçmenleri gibi, zorunlu olan göçler. Ekonomik ve sosyo yapıdan dolayı ülkelerinde iş bulamayan ve bundan dolayı hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmek arzusu ile başka ülkelere göç eden işgücü ve daha nitelikli meslek sahiplerini kapsayan iş gücü olarak değerlendireceğimiz beyin göçü sayılır.
Avrupaya Göç
İkinci Dünya Savaşı`ndan çıkan Federal Almanya savaş sonrası oluşan işgücü açığını gidermek için 1955`ten itibaren İtalya, Yunanistan, Portekiz, Türkiye, Suriye ve diğer bazı ülkelerden göç alarak “ekonomi mucizesi“ adını verdikleri ekonomik büyümeyi bu göçmen iş emeği üzerinden sağlamıştır diyebiliriz. Kuzey Afrika`da yer alan Fas, Cezayir ve Tunus özellikle Fransa`ya işçi göçü verdiler.

1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında İşçi Göçü Antlaşması imzalandı.
Federal İstatistik Dairesi`nin verilerine göre, 83 milyon nüfuslu Almanya`da 2018 yılında yaklaşık olarak 20 milyon 800 bin göçmen kaydedilmiştir. Bir yıl önceki verilere göre yüzde 2,5 oranında bir artış göstermiştir. Bunlardan 2,8 milyon ile Türkiye kökenliler ilk sırada yer almaktadır.
2011 yılında baş gösteren Suriye iç savaşı sırasında çatışmaların şiddetinden kaçan Suriye halkı Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak gibi ülkelerle daha sonra da Avrupa ülkelerine göç etmek durumunda bırakılır… Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) verilerine göre, Türkiye`de 2 milyon mülteci bulunmaktadır. Suriye`den iç savaş yüzünden kaçmak
zorunda kalan binlerce mülteci kadınların birçoğu fuhuşa ve zorla evliliğe maruz bırakılmıştır.
Bir çok mülteci de aynı zamanda organ mafyasının eline geçmiştir. Küresel Köy diye adlandıracağımız, neoliberal politika anlayışı ile kapitalizmin en dorukta olduğu bu teknoloji çağında burjuvazi dinamik iş gücü arayışı içindedir. Nüfus oranının azalması ve 65 yaş üzeri nüfusun artması ile bu sistemin çarkını döndürecek işgücü ihtiyacını artırmaktadır. Avrupa`nın en büyük ekonomisine sahip olan, bel kemiği diyebileceğimiz Almanya`nın göçmenlere kapılarını açması, insan sevgisinden ziyade dinamik işgücü ihtiyacını karşılamak içindir. Almanya 2014`ten bu yana düzenli olarak göç almaktadır.
Bertelsmann Vakfı`nın bildirimine göre düzenli bir şekilde dışarıdan göçmen alınmazsa 2060 yılına kadar Almanya nüfusunun 16 milyon kadar küçüleceği şeklindedir. Ve bu işgücünün sağlanması için her yıl 260 bin göçmene gereksinim duyulmaktadır. AB`nin kendi içindeki işgücü dolaşımıda bu anlam da yetersiz kaldığı için, AB ülkeleri kendi dışından işgücü gereksinimini karşılamak için bir meta olarak lanse ettiği, karpuz kavun seçer gibi en kalifiyeli olanını seçerek, artı değer üretimini en maksimize edecek ucuz işgücü sağlamak istiyor.

ABD, AB, Çin, Kanada ve gelişmiş kapitalist emperyalist ülkelere bir kısım göçmen yasal olarak bir kısmı ise illegal olarak giriyor. Kayıtsız binlerce işçi ama oldukça ucuza, sosyal haklardan yoksun hiç bir iş güvencesi olmadan ucuza çalıştırılıyor. Devlet bunu bilse de, işçilerin “kaçak” olarak çalışmalarına sessiz kalarak, göz yumarak sermayenin maksimize edilmesine destek oluyor. Kaçak olarak kabul edip, yurtdışına sürmeyip bu ucuz işgücü olanaklarından yararlanıp daha fazla sermaye sağlamak istenmektedir.

İnsanlık, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en ciddi mülteci sorunu ile karşı karşıyadır. Çok uluslu bir Birleşmiş Milletler sözleşmesi olan 1951 Mülteci Sözleşmesi mülteci statüsünde olan ve buna bağlı olarak sığınma hakkı almış bireylerin haklarını ve sığınma veren ülkelerin sorumluluklarını tanımlar. Mülteci Sözleşmesi, insanların zulüm ve
işkenceden dolayı sığınma talebini koruma altına İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi`nin 14. maddesine dayandırmaktadır.
Uluslararası Af Örgütü`nün yürüttüğü insan hakları çalışmalarından biri de mülteci ve sığınmacıların insan haklarının korunmasına yöneliktir. Ama maalesef BM İnsan Hakları Yüksek Komiserinin de vermiş olduğu beyanname de, şu anda Yunanistan sınırında hiç te insani olmayan şartlarda tutulan mülteciler ile Mülteci Antlaşmasının uluslar arası hukuku ihlal ediliyor.
Dünya nüfusunun 25,4 milyonu mültecilerden oluşuyor. Mültecilerin yarısından çoğunu ise, çocuklar oluşturuyor. Mültecilerin barınma, beslenme, giyinme gibi temel ihtiyaçlarının sağlanması, psiko-sosyal olarak iyi olmaları ve savaş ortamından geldikleri için travmalarının rehabilatasyonu çok önem, taşımaktadır. Almanya`da SPD ve Yeşiller iktidarında ortaya atılan Ajanda 2010 ile Kiralık-Taşeron İşçilik bir takım düzenlemelere rağmen işçi sınıfının sömürülmesine sebep olmaktadır.

Taşeronlaşma (kiralık işçi), günümüzün modern köleliği… Almanya’da 1 milyon civarında “kiralık işçi“ çalışmaktadır. Avrupa Birliği’nde Almanya’nın hem iç pazarı işlevi gören, maliyeti ucuz amele pazarı gören Romanya, Bulgaristan, Polonya gibi ülkelerden gelen ve diğer savaştan sığınan göçmenler bu kategoride çalıştırılıyor. Ana firmaların doğrudan işçi istihdam etmek yerine bu aracı (modern kölelik sistem) firmaları seçmeleri, bu işgücünü en güvencesiz, en ağır şartlarda çalıştırıp (iyi çalışma kalitesi gösterirsen işe alınma olasılığı gösterilerek) son gücüne kadar sömüren ve istedikleri zaman da kapının önüne koyabildikleri içindir. Başka toprakları kendine vatan yapıp, kökleri kendi anavatanında da olsa aidiyatlık duygusu ile kendilerini gurbet topraklara ait hissetmeseler de, karın tokluğuna insan onuruna hiç yakışmayan şartlarda bırakılan göçmenler, bu modern kölelik sistemin ağına düşmüş, meta gibi görülen, artı değer kazandırması beklenilen işgücüdür.

Bu ülkelerden getirilen kadın işçiler sağlık ve hizmet sektöründe çalıştırılacak ucuz işgücü olarak görülüyor. Almanya’da 6 milyona yakın işgücü minijob olarak adlandırılan, kısa süreli çalışma saatleri ile ama büyük emek sarfederek çalışmak zorunda bırakılıyor. Kadın emeği üzerinden sömürünün en azgın şekilde sürüldüğü bu alanlarda milyonlarca insan çalışma saatlerinin üzerinde bir eform harcayarak resmen sömürülüyorlar. Asgari ücret 9,19 € olarak belirlendi. Avusturya’da olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinde başta esnek çalışma sistemi
olmak üzere çeşitli yöntemlerle, günlük çalışma süresi 8 saatten 12 saate yükseltilmeye çalışılmaktadır. Kadınların erkeklere oranla istihdam edilme oranları daha düşük seyretmektedir. Daha düşük ücretli sağlık ve hizmet sektöründe çalıştırılan kadınların çoğunluğu göçmen kökenlidir.
ABD’de Göçmen
Göçmenler üzerinden ırkçı politikalar geliştirselerde burjuvazinin bu ucuz işgücüne de ihtiyacı vardır. ABD’de, Birleşmiş Milletler raporuna göre 48,5 milyon göçmen işçi bulunmaktadır. Takriben 11 milyona yakın kayıt dışı, illegal yollardan gelerek kalan göçmenler bulunmaktadır. Devlet bu kayıt dışı göçmenleri bilmekte, çalışma istatistiklerinde yer vermemektedir. Bunları en ağır koşullarda, yeri geldiği zaman sizi şikayet ederim diyerek tehdit ederek son iliğine kadar sistemin sömürmesine izin verilir. 15 yaş altı çocukların çalışması yasak olduğu halde, kayıt dışı bulunan göçmen çocuklarının çalışmasına gözyumulur.
Gelişmiş kapitalist sistemin yoğun olduğu ülkelerin çarklarını döndürecek dinamik ve genç nüfusa ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyacını da az gelişmiş ve mülteci durumuna düşmüş ya da düşürülmüş göçmen işçilerden tercih edeceklerdir. Zira göçmen işçi maliyeti en az olan ve buna bağlı olarak da en fazla artı değer kazandıran, hak aramaktan yoksun bırakılan günümüzün modern köleleri, yani şamar oğlanları…. Göçmenler.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.