Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

1978 Maraş Katliamı 2. Bölüm

– Sadık Erenler / Araştırmacı- Yazar /S.Erenler@web.de –

Olayın bir numaralı sanığı olan Ökkeş Kenger, sonradan soyadını Şendiller olarak değiştirip, olayların uygulayıcısı olarak da ödüllendirilerek  19. Dönem Kahramanmaraş milletvekili olarak meclise girdi.  Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından da sözüm ona Alevi sorunlarını masaya yatıran  Alevi Çalıştayına çağrıldı. Sanırım ki; birilerine  Aleviler nasıl katledilir  brifingi vermesi içindir.

Aydınlık Gazetesi, Kahramanmaraş olaylarının kanı kurumadan 12 Ocak 1979 tarihli sayısında şu iddiaya yer veriyordu.

      “Kahramanmaraş katliamı, EDEM (Yağ Fabrikası)  toplantısında kararlaştırıldı.  Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantıya, EDEM  ortağı  Faruk Arıkan, Fabrikatör ve Hacı çiftliğinin sahibi  Muammer Pakdil,  kardeşi Cahit Pakdil, Faruk Arıkan’ın ağabeyi  Hacı Osman Arıkan, Pişkinler  İplik Fabrikası sahibi  Abdurrahman  Pişkin, Çırçır  ve Prese Fabrikatörü Sıddık Akdişli, Tanrıverdi  Çırçır Fabrikası sahiplerinden  Zekeriya  Tanrıverdi, Yağlıca Kardeşler  Kooperatif şirketi sahipleri  Kasım  ve Ali Yağlıca, Fabrikatör  Tarık Sarıkatipoğlu, Çırçır  Fabrikatörü  Mehmet  Vakkasoğlu, AP  il başkanı  ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi  Faruk Kadıoğlu,  Belediye Başkanı  Ahmet  Uncu, MİSK Bölge  Temsilcisi  (Başkanı)  Cemil Tozkoparan katıldılar.

Toplantının açış konuşmasını yapan  Hasan  Balcı: “ Bugüne kadar bizleri  koruyabilmeleri  için  ülküdaşlarımıza  her ay 250.000  lira para veriyorum.  Sizler ise bugüne kadar  bir kuruş yardım yapmadınız.   Hükümete haddini  bildirmek  ve Alevi koministleri  yok etmek istiyorsak  mutlaka birleşip bütün gücümüzü  ortaya koymalıyız. Elbirliği yapalım, Maraş’ı koministlerden, POL-Der’cilerden,  TÖB-DER’cilerden  temizleyelim, demiştir. Gazetenin bu haberi tekzip edilerek yalanlanmamıştır.

Aslında herşey apaçık ortada . Emekçilerin alınterini sömürenlerin bir araya gelişlerine ve konuştukları konunun içeriğine  bakıldığında  oynanan oyunun kaderinin bu kirli eller tarafından çizildiğini de böylece  öğrenmiş oluyoruz. Toplantıya katılanlara bakınız; tümü işveren  ve alınterinin hakkının verilmesinin de tartışmasız karşısındalar.  İşyerlerinde çalışmakta olan   Sünni  ama  solcu ve  Alevilerin tarihsel geleneklerinde yatan  hakkını yedirmeme, hatta  hak  verilmiyorsa mücadeleyle alma  kararlılığı, alınterini sömürüp de emekçiyi üç kuruşa, yani boğaz  tokluğuna  çalıştıran zihniyetin bir çatışmasıdır  bu.  İşyerlerindeki sendikal çalışmalar genellikle sol eğilimli emekçiler tarafından gündeme getirilip sıcak tutulur. Amaç; sömürünün ana damarını tıkamak ve hakkı olanı almaktır. İnsanların kanını  sömürmekte ısrarlı olan  bu vampir zıhniyeti, kurulacak sendikalarla  çıkarlarının  önlerinin kesileceğini  ve karlarının azalacağını  düşünürler  ve  buna öncülük eden solcu emekçilere gözdağı verilir, gerekirse işten attırılır, sokak aralarında döğülürler.   Her ay  250.000 liranın verilmesi de bunun karşılığıdır. Demek ki haklar çok yeniyor ki  onlar için hiçbir şey ifade etmeyen ve devede kulak olarak görülen 250.000  lira ile yakalarını biraz sıyırabiliyorlar.

Ama halkı yanlarına çekip olayları toplumsal bir yara haline getirmek de onların duygusallığıyla oynamaktır. Yapanlar da zaten bunu yapıyorlar. Maraş insanının inancın  neresinde olduklarını bilenler camilere bomba atıldığını, koministlerin   ve Alevilerin bilmem ne yapacakları safsatasını yayarak insanların en zayıf noktasından vurmasını biliyorlar. Alevi ve solcu mahallelerine saldıranlar cebi dolu olanlar mı? Kesinlikle hayır. Belki onlar saldırdıkları insanlardan daha fazla sömürülüyorlardır ama, bunun bilincinde değiller ve her türlü oyuna gelmeye hazır insanlar olarak eğitilmişler.  Ne kazandı  heryanı kan denizine çeviren sağcı mahallenin sakinleri? Hiçbir şey. Aslında akıllarını yitirrmekle kalmayıp  çıkar çevrelerinin ellerinde birer maşa olarak  yitirdiklerinin   onurları olduğunun  da  farkında değiller,  hiçbir şeyin farkında olmadıkları gibi.

Ama olan oluyor. Koyun sürüsü gibi saldırıp  evleri, dükkanları yakıp yıkıyorlar, hem de kapılara işaretler koyarak yanlış yerleri yakıp yıkmamak için. Önlerine  çıkan kadınmış, erkekmiş, gençmiş, yaşlıymış, çocukmuş, hamileymiş demeden cihat açılmış gibi düşman üstüne gözleri öfkeyle dönmüş, tüm ezilmişliklerinin, yoksulluklarının, açlıklarının, işsizliklerinin, horlanmışlıklarının acısını çıkarmak uğruna  saldırıyorlar,  öldürüyorlar yorulana değin, vuruyorlar sopaları kollar kalkmayana değin.

    “Biat Kültürü”   burada da kendini gösteriyor.  Çıkarları gereği insanların en zayıf  noktalarına dokunarak  onların  galeyana gelmesi noktasında sloganlar kullanıyorlar.

Ama böyle bir şeyin haklı gerekçesi olamaz…

Bunun adı vahşet…

Bunun adı katliam…

Katliamın ardından açılan dava sürecinde  bile mağdurları hedef alan saldırılar sürdü. Mağdur  avukatlarından  Ahmet Albay, Ceyhun Can  ve Halil Güllüoğlu öldürüldü. Nusret Senem canını zor kurtardı.  O günlerde  mağdur avukatlarından  biri de Ali Kalan idi. Kahramanmaraşlı bir Alevi olan Kalan,  o günlerde Ankara’daydı. Tehditlere rağmen davaya müdahil oldu. Habertürk’e o günleri değerlendiren  Kalan, dava sürecinde sürekli tehditler aldıklarını söyledi. Katliamı sol iktidarı yıkmak, dine dayalı bir düzen kurmak için gerçekleştirilen bir kalkışma olarak değerlendiren Kalan, dava dosyasına inanılmaz vahşet olaylarının girdiğini söyleyerek, “Dosyalarda 11  yaşında bir çocuğun bizim Maraş’ta ‘don kazanı ‘ olarak  adlandırılan kazanda yakılması da mevcuttu” dedi.  Kalan yargılama sırasında olayın perde arkasındaki güçlerin de ortaya çıkarılması için inceleme yapılmasını istediklerini, ancak mahkemenin bunu kabul etmediğini belirterek, mahkemenin daha çok kimin kimi vurduğu kısmıyla ilgilendiğini; bir kısım insanların ceza almadığını; en ağır ceza alanların bile 1991 yılındaki afla çıktığını hatırlattı.

Alevilik Araştırma Merkezi Başkanı Ali Yıldırım ise 12 Eylül  darbesinin başlangıcının Maraş Katliamı olduğunu söyleyerek, “Süleyman  Demirel           o günlerde ‘Olayların olacağını hükümet biliyordu’ yönünde bir açıklama yaptı. Demirel, hangi bilgiyle bunu söyledi. Bunu aydınlatılması lazım. Aynı günlerde  ‘Bana  milliyetçiler  adam vurduruyor dedirtemezsiniz’ diyor. Bu işin sağcı çeteler tarafından yapıldığı belli. Maraş’ta darbe sürecini başlatıp  Çorum’da tamamladılar.  Her iki olayda da açık şekilde Aleviler hedef alındı. Bu katliamlar darbeyi meşrulaştırmak için yapıldı. Yargılama 12 Eylül sürecinde oldu. Darbe kendini meşrulaştıran bir olayı yargılayamaz. Asıl bu tezgahın aydınlanması lazım. Bunun  için de hiçbir şeyden korkmayan bir iktidar lazım,” dedi.  

 

    Davanın nasıl sonuçlandığı…

Katliamın ardından  Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay, İlleri Sıkıyönetim Askeri komutanlığı  1. Nolu Askeri Mahkemesi’nde çoğu sağcı 804 kişi hakkında dava açıldı. Sanıklardan  29’u ölüm  cezasına çarptırıldı. 7’si müebbet hapse,  7’si 15-24  yıl, 29’u 10-15 yıl, 259’u 5-10 yıl, 26’sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezası aldı. 379 kişi beraat ederken 68 kişi firarda olduğu veya dava sırasında öldüğü için davadan düştü.

   Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yapılan yeni yargılamada idam cezaları uygulanmadı. İdam cezasına çarptırılanlar bile  Turgut Özal  tarafından  1991’de çıkarılan ve siyasi mahkumları da kapsayan afla cezaevinden çıktılar.

Kahramanmaraş  Katliamından  32 yıl sonra, 19 Aralık  2010’da   Alevi Örgütleri Kahramanmaraş merkezinde  ilk kez bir anma günü düzenlediler.

Alevi Örgütleri,  32  yıl önceki katliamın  perde arkasının hala aydınlatılmış  olmadığı gerekçesini göstererek  sorumluların ortaya çıkarılması için  yeni bir girişim başlatma kararı aldılar.

Alevi Örgütleri, Kahramanmaraş kurbanlarını  ilk kez 32 yıl sonra anmaya başladıklarında Kahramanmaraş’taki sağcı ve şeriatçı güçler yeniden ortaya çıkarak 32 yıl önceki aynı tahammülsüzlüğü burada yeniden sergilemeye çalıştılar. Hiç bir dersin alınmadığı apaçık ortadaydı. Kendi kendileriyle hesaplaşmaktan bile korkan bu gruplar protesto eyleminde sloganlar atmaktan da geri kalmadılar. Alevilerin düzenlediği anma yürüyüşüne ; ”Burası Maraş, buran çıkış yok” sloganları ve tekbir sesleriyle  “bozkurt”   işareti yaparak  saldıranları  çevre illerden takviye edilen  polis güçleri engelledi. Böylece 32 yıl  önce yaşanan olaylar en azından büyük acılar yaşanmadan  engellenmiş oldu.

Anma gününü düzenleyen Alevi Örgütleri sorumluların bulunup yargılanması için dosyanın yeniden açılmasından yana  tavır aldılar.

Türkiye’nin en büyük Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, tarihimizin en büyük katliamlarından biri olan Kahramanmaraş Katliamının Aleviler için  hangi anlamı taşıdığını  şu  sözlerle  anlatıyor:  ”Aleviler Maraş’ı yeni Kerbela gibi algılıyorlar. Savunmasız, suçsuz insanlara  silah, pala, kazma, kürek, balta  ile saldırılıp,  çoluk çocuk, yaşlı, bebek, hamile kadın demeden öldürüldü. Kerbela da aynen böyledir.  Orada silahlı Yezid orduları da   savunmasız Hz. Hüseyin ve ailesini çoluk çocuk demeden katletmişti.”   

    Kahramamaraş’taki anmalar sırasında   karşılaştıkları tablonun asla Maraş’ı ve Maraşlıların tamamını temsil etmediğini söyleyen Ali Balkız: “Meydana gelip bizim aramıza katılmadılar ama pek çok balkondan insanlar bizi alkışladılar. Yani balkona çıkan Ökkeş Şendiller değildi.                               (Kahramanmaraş olaylarının  bir numaralı sanığı Ökkeş  Kenger soyadını değiştiren Ökkeş Şendiller, kendi İrtibat Bürosunun balkonundan anma etkinliğine katılan Alevileri  yanındaki 15-20 kişi ile birlikte izlemekteydi. SE)  Elbette  insanların üzerinde  bir tedirginlik var. Maraş büyük bir travma yaşadı. Alevilerin, solcuların tamamı göç etti.  Geri kalanlarda da ‘başımıza bir şey gelir’  tedirginliği hala var. Belki de o hesaplar sorulsa, gerçekler açığa çıksa  herkes rahatlayacak. Maraşlılar bu töhmetten kurtulacak,”  dedi.

Ali Balkız  anmada dile getirdikleri  Maraş  katliamı dosyasının  yeniden açılması  ve perde arkasının aydınlatılması için  önümüzdeki günlerde   girişim başlatacaklarını  söyleyerek, aydınlatılmasını isteyecekleri ana başlıkları şöyle sıraladı:

“Bülent  Ecevit’in çekmecesinden  çıkan  o belge neydi?  Ne  kadar hukuki değer taşıyor?  (Ecevit’e  olayların ardından bir MİT  mensubu tarafından   gönderilen mektupta  MİT  içerisinde  MHP  kadrolaşması olduğu belirtilerek, Kahramanmaraş  katliamının MİT’in  Adana merkezinde görevli olan  MHP  yanlısı  MİT  elemanlarınca planlandığı öne sürülüyordu.)  Bu belge  Ecevit belgeseli hazırlayan Can  Dündar  ve  Rıdvan Akar tarafından gündeme getirildi.

“Dönemin İçişleri  Bakanı  İrfan  Özaydınlı’nın  olaylara lakayt kalmasının ve dönemin valisi ile jandarma komutanının  olaylara müdahalede  yetersiz  kalmalarının nedeni ne?  Bir hafta süren olayları kendiliğinden parlayan bir halkın yapması mümkün  değil.  Arkasında mutlaka örgüt veya örgütler olabilir.  Çorum  katliamındaki rolleri  bariz olan kimi yabancı  gizli servislerin Maraş’ta da olabileceğini düşünüyoruz.”

    “Günler öncesinden  bir nüfus  sayımı yapılıyormuş gibi  Alevi evleri numaralandırılmış, kapılarına çarpı işareti  konulmuştu. (Yavuz Selim’in torunları oldukları nasıl da belli…SE)  Bunları kim yaptı?  Yine şehre Milli Piyangocu  kılığında insanlar  getirilmişti.  Kimdi  Bu insanlar?”

“Olaylar  Çiçek  Sineması’na tesiri düşük patlayıcı  atılarak  ardından, ‘Koministler  attı’  denilerek  solculara saldırılmasıyla başladı. Ertesi gün iki solcu öğretmen vuruldu.  Onları vuranlar olacakları da biliyordu. Bu kişiler kimdi?”

    “Yargılamayı 12 Eylül  mahkemelerinde  alelacele kapatan, hatta olayın mağdurlarını yargılayan, günlerce Alevi ve Solcu gençlere  işkence yapan emniyet mensupları ve işkenceciler kimdi?  Bunların açığa çıkarılmasını istiyoruz.”

   2010 Aralık ayında İstanbul’daydım. Her zamanki gazetem Milliyet’i bulamayınca Habertürk  Gazetesi’ni  aldım.Maraş olaylarının 32. Yıl dönümüydü.  Gazeteci Ali Kemal Erdem’in yazı dizisi vardı Kahramanmaraş Katliamı ile ilgili. Heyacanla okudum. Tam da benim  kitabımda o konuyu işlediğim zamana denk gelmişti. 32 yıl sonra yapılan anma etkinliğinin Maraş’ta uyandırdığı heyacan ve infialı birlikte yaşamak vardı.

Gazeteci Yusuf  Kılıç’ın  Habertürk’teki  20 Aralık 2010  yazısını olaylara 32 yıl sonra nasıl bakılıyor  merakıyla  buraya almayı gerekli görmekteyim.  32 yıl sonra değişen bir zihniyet var mı?

Kahramanmaraş Müftülük Meydan’ında  saat 10’da başlayan anmaya ve kitlesel basın açıklamasına  Avrupa’nın yanısıra  Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen  binlerce Alevi katıldı. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı  Ali Balkız, Kahramanmaraş’a  “Bir yarayı kaşımaya, kin ve nefret duygularını körüklemeye “ gelmediklerini vurguladı. 32 yıl sonra katliam kurbanı canları anmaya geldiklerini belirten  Balkız, “Bugünleri unutmayız. Ne Kerbela’yı unuttuk; ne de Dersim’i , Maraş’ı, Sivas’ı, Malatya’yı, Gazi’yi. Biz Aleviler kin tutmayız, öç almayız, cana kıymayız. İncitilsek de incitmeyiz. Ama inciltile inciltile incitilecek yerimizin kalmadığının da farkındayız.  Bu nedenle örgütleniyoruz. Ne Sünni kardeşlerimizin  Alevilerle, ne Alevilerin Sünnilerle  bir sorunu var.  Temel sorun; sistemin, devletin biz Alevileri görmezden gelmesi yok saymasıdır”  dedi.

Ali Balkız,  1978’deki olayların MİT  içindeki br fraksiyon tarafından provoke edildiğini öne sürerek, “Bu provakasyon ile halklar karşı karşıya getirildi. Katliam dosyası yeniden açılsın, darbeciler yargılansın,” dedi.

Bozkur işareti yaparak “Burası Maraş, buradan çıkış yok,” sloganı atıp yürüyen ve meydana girmek isteyen grubu güvenlik kordonu oluşturan Çevik Kuvvet polisi dağıtmaya çalıştı. Sokak  arasına kaçarak dağılan grup yeni katılımlarla daha da kalabalıklaşarak  başka bir sokaktan meydana girmeye çalıştı. Yol kenarındaki taşlardan ve sopalardan toplayan grubu polis biber gazı  ve ses bombaları ile dağıtmaya çalışırken, bazı göstericiler gözaltına alındı. Olay yerine gelen Vali Mehmet Niyazi tanılır, Emniyet Müdürü Mustafa Aydın  ve MHP  İl Başkanı  Mustafa Pastırmacı  grupla konuşarak yatıştırmaya  çalıştı. Ancak Vali tanılır da grubun hedefi oldu. Meydana giremeyen grup, daha sonra Valilik önünde toplanıp “Vali dışarı, bu Valiyi Maraş’ta istemiyoruz,” sloganları attı. Polis panzeri üzerine çıkan Pastırmacı megafonla yaptığı konuşmada, olayların içerisine çekilmek istendiklerini  ve bu oyuna gelmemeleri gerektiğini söyledi.  Kitlesel basın açıklamasının  sona erdiğini ve basın açıklaması yapan kişilerin meydanda olmadığını belirten Pastırmacı, gruptakilerden dağılmalarını istedi. Protestocular ise yürüyerek yeniden Müftülük Meydanı’na gitti. Burada bir süre slogan atan ve tekbir getiren grup, daha sonra Atatürk Meydanı’nda toplanarak İstiklal Marşı okuduktan sonra dağıldı.

    Gaziantep’te Açıklama:

Kahramanmaraş’da çıkan olaylar nedeniyle yarım kalan açıklama Gaziantep’te  tamamlandı.  Ali Balkız, Avrupa Alevi  Birlikleri Konfederasyonu  Başkanı Turgut Öker, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Selahattin Özel, PSKAD Genel Başkanı Fevzi Gümüş, Hacıbektaş Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, 15’e yakın Avrupa ülkesinden Alevi Federasyonu Temsilcisi ile  bir grup Alevi, Gaziantep Kültür Derneği’ne geldi. Balkız tarafından okunan ortak basın açıklamasında şöyle denildi:

“Alevi Kurumları olarak bugün yaptığımız anma çok önemlidir. Toplumsa demokratik değerlerin Türkiye’de yaşam bulabilmesi için katliamlarla, katliam tarihi ile yüzleşmesi gerekir. Mitingimizi bir kaç yüz kişinin provoke etme girişimini, toplumsal demokratik değerlerden nasiplerini yeterince almamalarına bağlıyoruz. Biz Aleviler artık bu türden provoke girişimlerine  karşı daha örgütlü, daha  uyanık  ve değerlerimize sahip çıkma konusunda daha kararlıyız.”

Kitlesel basın açıklaması dolayısıyla kentte  Adana, Kayseri, Adıyaman, Mersin, Gaziantep, İskenderun, Şanlıurfa ve Sivas’tan takviye edilen1500 polisle yoğun güvenlik önlemleri alındı. Meydana açılan caddeler ve sokaklar  barikatlarla kapatıldı. Katılımcılar 5 ayrı kontrol noktasında  üzerleri aranarak meydana alındı. Meydanın çevresindeki apartmanların balkonlarında keskin nişancı polisler görevlendirildi. Kitlesel basın açıklamasına Kahramanmaraş ve diğer illerden katılım oldu. Etkinliğe Kahramanmaraş dışından katılanlar, basın açıklamasının ardından otobüslerle kentten ayrıldı.

Anmaya katılan grupta yer alan gazeteci  Vedat Kara, “Tekbir getirerek yürüyen grubun saldırı girişimini polis engelledi. Ortam gerginleşmeye başlayınca programımızı kısa kesip meydandan ayrıldık,” dedi.

Kerbela’dan beri sistemli olarak  bir  katliamlar dizisi yaşandı Anadolu’da. Hiç bir şey  yapılan bu katliamların vicdan yükünü hafifletemez.  Ve  geleceğin  neler getireceği de meçhul. Ama  Alevilerin örgütlü bir güç haline gelmesi de artık  engellenemez.

Biz yarına  daha umutlu baktığımızın ayrımındayız.

Geçmişiyle hesaplaşmayan hiç bir insan, hiç bir ülke,  geleceğiyle   barışık olarak  yaşayamaz.

Korkuların yenilip, duvarların yıkılmasından yana bir tavır almak,  insanım diyen herkesin söylemesi  gereken bir sözdür.

Yıl 2012,  Kahramanmaraş Katliamından 34 yıl sonra:

Değişen hiç bir şey yok. Aslında yeni bir şey yok. Katliam 34 yıl geride kaldı, ama o katliamı yapan zihniyet yine iktidarda, yine söz onlarda.

2011 yılında  Alevi örgütlerinin  Kahramanmaraş Katliamı anmasına izin verilmemişti. Bu yıl da Alevi grupların şehre girmesine izin verilmedi. Yaklaşık 15 şehirden  güvenlik kuvvetleri takviyesi alarak Kahramanmaraş’ın şehir merkezi ve girişlerine konuşlandırılan emniyet güçleri, Narlı ilçesi sapağında şehre girmek isteyenlere gaz ve copla müdahale edildi ve 5 kişi yaralandı.

Alevi-Bektaşi Dernekleri Fedarasyonu (ABDF) kasım ayında şehirde anma yapmak için başvuru yapmış olmasına rağmen, bu talep Kahramanmaraş valiliğince hiç bir gerekçe gösterilmeden  reddedildi. 23 Aralık Pazar günü de izin verilmemesine  karşın Kahramanmaraş’a anma etkinlikleri için girmek isteyen Alevi Örgütleri  Narlı ve Pazarcık ilçelerinde emniyet güçlerinin engellemesiyle durduruldu.

Şehre önceden giren 200 kişilik bir grup, sabah saatlerinde anmaya izin vermeyen Kahramanmaraş valiliğini kınayan bir basın açıklaması yaptı. Çoğunluğunu Avrupa’daki Alevi Örgütlerinden gelenlerin oluşturduğu bu grup, daha sonra Narlı ilçesinde  bekleyenlerle buluşmak üzere şehir merkezinden ayrıldı.

Bu  sırada emniyet güçleri boş durmayıp,  Adana ve Mersin’den yola çıkacak otobüslerin  kontakt anahtarlarına el koymakla meşguldü.

Narlı ilçesi ve Kahramanmaraş arasındaki 20 km’lik yolda  emniyet güçlerinin kurmuş olduğu dört barikata rağmen, Alevi Örgütleri tarafından organize edilen kitle şehre doğru yürüyüşe başlamış, ancak 10. Kilometredeki polis ve jandarma barakatı tarafından durdurulan yürüyüşçülerin daha ileriye gitmesine izin verilmedi.

Vali yardımcısı, anma etkinliğine gelen kitlelerle görüşüp ancak 30-40 kişilik bir temsilci heyetinin şehre girerek açıklama yapmasına izin verileceğini bildirdiyse de yürüyüşçüler bu öneriyi geri çevirdi.

Alevi Örgütleri inatla şehre girmek için beklerken, akşam saatlerinde Narlı ilçesi sapağında polis yolu trafiğe kapatan kitleye gaz bombaları, tazyikli su ve copla müdahale etmekten geri kalmadı. Bazı tanıklar; polisin havaya da ateş açtığını, yaralananlar arasında  gaz bombasından etkilenen astım hastalarının da olduğu belirtildi.

Radikal Gazetesi’ne açıklamalarda bulunan CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat: “Kente anma etkinliği için gelen Alevi Kuruluşlarının tümünün yolları kesildi. Araçlar şehre sokulmadı. Kurumun yöneticileri de dahil kimse muhatap alınmadı. Vali ve İçişleri Bakanı’nı aradım. Bana dönmediler,” dedi. 18 Aralık’ta polisin müdahale tatbikatı yaptığını söyleyen Durdu Özbolat,” Anma etkinliğine  izin verilmemesi acıyı katmenlendiriyor. İnsan kaybını anmak ister. Katledilenlerin yakınları yok mu saysınlar bu olayı?” Dedi.

AKP Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil ise Radikal’e yaptığı açıklamada, “Herkes kendi hakkını hukukunu demokratik meşruiyet içinde kullanırsa bir şey yok. Hakların da  yasal çerçeve içinde kullanılması lazım. Birileri demokratik hukuki konular dışında  iş yapmaya çalışırsa güvenlik güçlerinin müdahalesi söz konusu oluyor. Bunların yaşanmasını istemeyiz.” dedi.

Kahramanmaraş’ta katliama uğrayan insanları anmak toplumsal barışa karşı bir başkaldırı, bir isyan değil, bilakis toplumsal barışı sağlamak için insanların kendileriyle yüzleşmesi ve hesaplaşması için yaratılan bir fırsattır.

AKP iktidarı, cemevlerini yasal statüye kavuşmasını engellemek, masumane bir istek olan mecliste cemevi açılmasına izin vermemek, Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas Madımak oteli katliamlarının anmalarına yasaklar koyarak Alevilerin yüreklerinde yaralar açtıkları gibi, kendilerinin de ne denli demokrasi aşığı olmadıklarının en büyük göstergesidir.

Bir katliamda kaybedilen insanların sevenleri tarafından anılmasının neresi hukuk dışıdır?  Yaşadığımız yerkürede katliama uğrayan insanların anılmasının yasaklandığı kaç tane ülke vardır bilmiyorum.  Almanya’da ki Söflingen’de her yıl anmalar olmuyor  mu? Türkiye devleti bizzat kendi temsilcilerini gönderip anma etkinliğine katılmıyorlar mı? Katliam mağdurlarının  anılmasının bir suç gibi muamele gördüğü bir ülkede demokrasinin varlığından   bahsetmemiz kesinlikle  mümkün değildir.

Diyoruz ya, hep aynı zihniyet ve hep aynı niyet…

Maraş’ta yaşananlar sonuçları itibariyle büyük bir travmaya yol açmıştır. Maraş, Alevilerin, solcuların ve Kürtlerin huzur içinde yaşadıkları bir kent olmaktan çıkmıştır. Maraş artık Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir kent de değildir. Katliam sonrası Maraş, Aleviler için yaşanmayacak bir yer haline geldiği için, yükte hafif pahada ağır neleri varsa, taşınmazları da yok pahasına elllerinden çıkaranlar şehri terketmişlerdir. Yurt dışına gidenler de azımsanmayacak kadar çoktur.  Hele 12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbesiyle birlikte bu göç daha da yoğunlaşmış ve yurtdışında yaşamayı seçenlerle orada yaşayanların nüfusu Maraş’ta yaşayanları geçmiştir.

Yıllarca Alevi, sol ve Kürt hareketi Maraş’a girememiş, kentten gidemeyip yaşayanlar da kimliksizleştirmeyle ve takiyyeyle karşı karşıya kalmışlardır.

Mahkeme sürecindeki iddianameler, dinlenen tanıklar ve ortaya konan deliller katliamın devletin içinden organize edildiği, MİT’ın içinde yer aldığı ve sokaklara MHP resmiyle yansıtıldığı bugün herkesin bildiğidir.

Bu katliamın sorumluları açık bir şekilde bilinmelerine rağmen bugüne değin ne kendi kendileriyle yüzleşmişler ne de yaptıklarından dolayı özür dilemişlerdir.

Hala da bilmekteyiz ki, Maraş anmaları için şehre gelenlere karşı devletin tavrı hiç değişmemiştir. Hele ülkücü ve faşist çetelerin rahatça hareket ederek geçmişten hiç ders çıkarmadıklarını gösterdikleri tepkilerden anlamaktayız.

Bu insanlık suçunu işleyenlerin mahkum edilmedikleri süreçte o topraklarda gerçek bir barışın inşa edileceği  asla düşünülemez. Çünkü bugünkü zihniyet 1978 zihniyetiyle aynıdır.

Ama Aleviler Maraş katliamını anmaktan, Cem ayini yapmaktan, demokratik, laik ve  sosyal hukuk devletinin varolabilmesi için mücadelelerini sonuna değin sürdüreceklerdir. Bu konuda içte ve dışta adalet arayışı  çabası aralıksız sürecektir.

Umutlar sürdüğü sürece her mücadele bir gün amacına ulaşacaktır.

Aydınlık Gazetesi, Kahramanmaraş olaylarının kanı kurumadan 12 Ocak 1979 tarihli sayısında şu iddiaya yer veriyordu.

      “Kahramanmaraş katliamı, EDEM (Yağ Fabrikası)  toplantısında kararlaştırıldı.  Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantıya, EDEM  ortağı  Faruk Arıkan, Fabrikatör ve Hacı çiftliğinin sahibi  Muammer Pakdil,  kardeşi Cahit Pakdil, Faruk Arıkan’ın ağabeyi  Hacı Osman Arıkan, Pişkinler  İplik Fabrikası sahibi  Abdurrahman  Pişkin, Çırçır  ve Prese Fabrikatörü Sıddık Akdişli, Tanrıverdi  Çırçır Fabrikası sahiplerinden  Zekeriya  Tanrıverdi, Yağlıca Kardeşler  Kooperatif şirketi sahipleri  Kasım  ve Ali Yağlıca, Fabrikatör  Tarık Sarıkatipoğlu, Çırçır  Fabrikatörü  Mehmet  Vakkasoğlu, AP  il başkanı  ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi  Faruk Kadıoğlu,  Belediye Başkanı  Ahmet  Uncu, MİSK Bölge  Temsilcisi  (Başkanı)  Cemil Tozkoparan katıldılar.

Toplantının açış konuşmasını yapan  Hasan  Balcı: “ Bugüne kadar bizleri  koruyabilmeleri  için  ülküdaşlarımıza  her ay 250.000  lira para veriyorum.  Sizler ise bugüne kadar  bir kuruş yardım yapmadınız.   Hükümete haddini  bildirmek  ve Alevi koministleri  yok etmek istiyorsak  mutlaka birleşip bütün gücümüzü  ortaya koymalıyız. Elbirliği yapalım, Maraş’ı koministlerden, POL-Der’cilerden,  TÖB-DER’cilerden  temizleyelim, demiştir. Gazetenin bu haberi tekzip edilerek yalanlanmamıştır.

Aslında herşey apaçık ortada . Emekçilerin alınterini sömürenlerin bir araya gelişlerine ve konuştukları konunun içeriğine  bakıldığında  oynanan oyunun kaderinin bu kirli eller tarafından çizildiğini de böylece  öğrenmiş oluyoruz. Toplantıya katılanlara bakınız; tümü işveren  ve alınterinin hakkının verilmesinin de tartışmasız karşısındalar.  İşyerlerinde çalışmakta olan   Sünni  ama  solcu ve  Alevilerin tarihsel geleneklerinde yatan  hakkını yedirmeme, hatta  hak  verilmiyorsa mücadeleyle alma  kararlılığı, alınterini sömürüp de emekçiyi üç kuruşa, yani boğaz  tokluğuna  çalıştıran zihniyetin bir çatışmasıdır  bu.  İşyerlerindeki sendikal çalışmalar genellikle sol eğilimli emekçiler tarafından gündeme getirilip sıcak tutulur. Amaç; sömürünün ana damarını tıkamak ve hakkı olanı almaktır. İnsanların kanını  sömürmekte ısrarlı olan  bu vampir zıhniyeti, kurulacak sendikalarla  çıkarlarının  önlerinin kesileceğini  ve karlarının azalacağını  düşünürler  ve  buna öncülük eden solcu emekçilere gözdağı verilir, gerekirse işten attırılır, sokak aralarında döğülürler.   Her ay  250.000 liranın verilmesi de bunun karşılığıdır. Demek ki haklar çok yeniyor ki  onlar için hiçbir şey ifade etmeyen ve devede kulak olarak görülen 250.000  lira ile yakalarını biraz sıyırabiliyorlar.

Ama halkı yanlarına çekip olayları toplumsal bir yara haline getirmek de onların duygusallığıyla oynamaktır. Yapanlar da zaten bunu yapıyorlar. Maraş insanının inancın  neresinde olduklarını bilenler camilere bomba atıldığını, koministlerin   ve Alevilerin bilmem ne yapacakları safsatasını yayarak insanların en zayıf noktasından vurmasını biliyorlar. Alevi ve solcu mahallelerine saldıranlar cebi dolu olanlar mı? Kesinlikle hayır. Belki onlar saldırdıkları insanlardan daha fazla sömürülüyorlardır ama, bunun bilincinde değiller ve her türlü oyuna gelmeye hazır insanlar olarak eğitilmişler.  Ne kazandı  heryanı kan denizine çeviren sağcı mahallenin sakinleri? Hiçbir şey. Aslında akıllarını yitirrmekle kalmayıp  çıkar çevrelerinin ellerinde birer maşa olarak  yitirdiklerinin   onurları olduğunun  da  farkında değiller,  hiçbir şeyin farkında olmadıkları gibi.

Ama olan oluyor. Koyun sürüsü gibi saldırıp  evleri, dükkanları yakıp yıkıyorlar, hem de kapılara işaretler koyarak yanlış yerleri yakıp yıkmamak için. Önlerine  çıkan kadınmış, erkekmiş, gençmiş, yaşlıymış, çocukmuş, hamileymiş demeden cihat açılmış gibi düşman üstüne gözleri öfkeyle dönmüş, tüm ezilmişliklerinin, yoksulluklarının, açlıklarının, işsizliklerinin, horlanmışlıklarının acısını çıkarmak uğruna  saldırıyorlar,  öldürüyorlar yorulana değin, vuruyorlar sopaları kollar kalkmayana değin.

    “Biat Kültürü”   burada da kendini gösteriyor.  Çıkarları gereği insanların en zayıf  noktalarına dokunarak  onların  galeyana gelmesi noktasında sloganlar kullanıyorlar.

Ama böyle bir şeyin haklı gerekçesi olamaz…

Bunun adı vahşet…

Bunun adı katliam…

Katliamın ardından açılan dava sürecinde  bile mağdurları hedef alan saldırılar sürdü. Mağdur  avukatlarından  Ahmet Albay, Ceyhun Can  ve Halil Güllüoğlu öldürüldü. Nusret Senem canını zor kurtardı.  O günlerde  mağdur avukatlarından  biri de Ali Kalan idi. Kahramanmaraşlı bir Alevi olan Kalan,  o günlerde Ankara’daydı. Tehditlere rağmen davaya müdahil oldu. Habertürk’e o günleri değerlendiren  Kalan, dava sürecinde sürekli tehditler aldıklarını söyledi. Katliamı sol iktidarı yıkmak, dine dayalı bir düzen kurmak için gerçekleştirilen bir kalkışma olarak değerlendiren Kalan, dava dosyasına inanılmaz vahşet olaylarının girdiğini söyleyerek, “Dosyalarda 11  yaşında bir çocuğun bizim Maraş’ta ‘don kazanı ‘ olarak  adlandırılan kazanda yakılması da mevcuttu” dedi.  Kalan yargılama sırasında olayın perde arkasındaki güçlerin de ortaya çıkarılması için inceleme yapılmasını istediklerini, ancak mahkemenin bunu kabul etmediğini belirterek, mahkemenin daha çok kimin kimi vurduğu kısmıyla ilgilendiğini; bir kısım insanların ceza almadığını; en ağır ceza alanların bile 1991 yılındaki afla çıktığını hatırlattı.

Alevilik Araştırma Merkezi Başkanı Ali Yıldırım ise 12 Eylül  darbesinin başlangıcının Maraş Katliamı olduğunu söyleyerek, “Süleyman  Demirel           o günlerde ‘Olayların olacağını hükümet biliyordu’ yönünde bir açıklama yaptı. Demirel, hangi bilgiyle bunu söyledi. Bunu aydınlatılması lazım. Aynı günlerde  ‘Bana  milliyetçiler  adam vurduruyor dedirtemezsiniz’ diyor. Bu işin sağcı çeteler tarafından yapıldığı belli. Maraş’ta darbe sürecini başlatıp  Çorum’da tamamladılar.  Her iki olayda da açık şekilde Aleviler hedef alındı. Bu katliamlar darbeyi meşrulaştırmak için yapıldı. Yargılama 12 Eylül sürecinde oldu. Darbe kendini meşrulaştıran bir olayı yargılayamaz. Asıl bu tezgahın aydınlanması lazım. Bunun  için de hiçbir şeyden korkmayan bir iktidar lazım,” dedi.  

 

    Davanın nasıl sonuçlandığı…

Katliamın ardından  Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay, İlleri Sıkıyönetim Askeri komutanlığı  1. Nolu Askeri Mahkemesi’nde çoğu sağcı 804 kişi hakkında dava açıldı. Sanıklardan  29’u ölüm  cezasına çarptırıldı. 7’si müebbet hapse,  7’si 15-24  yıl, 29’u 10-15 yıl, 259’u 5-10 yıl, 26’sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezası aldı. 379 kişi beraat ederken 68 kişi firarda olduğu veya dava sırasında öldüğü için davadan düştü.

   Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yapılan yeni yargılamada idam cezaları uygulanmadı. İdam cezasına çarptırılanlar bile  Turgut Özal  tarafından  1991’de çıkarılan ve siyasi mahkumları da kapsayan afla cezaevinden çıktılar.

Kahramanmaraş  Katliamından  32 yıl sonra, 19 Aralık  2010’da   Alevi Örgütleri Kahramanmaraş merkezinde  ilk kez bir anma günü düzenlediler.

Alevi Örgütleri,  32  yıl önceki katliamın  perde arkasının hala aydınlatılmış  olmadığı gerekçesini göstererek  sorumluların ortaya çıkarılması için  yeni bir girişim başlatma kararı aldılar.

Alevi Örgütleri, Kahramanmaraş kurbanlarını  ilk kez 32 yıl sonra anmaya başladıklarında Kahramanmaraş’taki sağcı ve şeriatçı güçler yeniden ortaya çıkarak 32 yıl önceki aynı tahammülsüzlüğü burada yeniden sergilemeye çalıştılar. Hiç bir dersin alınmadığı apaçık ortadaydı. Kendi kendileriyle hesaplaşmaktan bile korkan bu gruplar protesto eyleminde sloganlar atmaktan da geri kalmadılar. Alevilerin düzenlediği anma yürüyüşüne ; ”Burası Maraş, buran çıkış yok” sloganları ve tekbir sesleriyle  “bozkurt”   işareti yaparak  saldıranları  çevre illerden takviye edilen  polis güçleri engelledi. Böylece 32 yıl  önce yaşanan olaylar en azından büyük acılar yaşanmadan  engellenmiş oldu.

Anma gününü düzenleyen Alevi Örgütleri sorumluların bulunup yargılanması için dosyanın yeniden açılmasından yana  tavır aldılar.

Türkiye’nin en büyük Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, tarihimizin en büyük katliamlarından biri olan Kahramanmaraş Katliamının Aleviler için  hangi anlamı taşıdığını  şu  sözlerle  anlatıyor:  ”Aleviler Maraş’ı yeni Kerbela gibi algılıyorlar. Savunmasız, suçsuz insanlara  silah, pala, kazma, kürek, balta  ile saldırılıp,  çoluk çocuk, yaşlı, bebek, hamile kadın demeden öldürüldü. Kerbela da aynen böyledir.  Orada silahlı Yezid orduları da   savunmasız Hz. Hüseyin ve ailesini çoluk çocuk demeden katletmişti.”   

    Kahramamaraş’taki anmalar sırasında   karşılaştıkları tablonun asla Maraş’ı ve Maraşlıların tamamını temsil etmediğini söyleyen Ali Balkız: “Meydana gelip bizim aramıza katılmadılar ama pek çok balkondan insanlar bizi alkışladılar. Yani balkona çıkan Ökkeş Şendiller değildi.                               (Kahramanmaraş olaylarının  bir numaralı sanığı Ökkeş  Kenger soyadını değiştiren Ökkeş Şendiller, kendi İrtibat Bürosunun balkonundan anma etkinliğine katılan Alevileri  yanındaki 15-20 kişi ile birlikte izlemekteydi. SE)  Elbette  insanların üzerinde  bir tedirginlik var. Maraş büyük bir travma yaşadı. Alevilerin, solcuların tamamı göç etti.  Geri kalanlarda da ‘başımıza bir şey gelir’  tedirginliği hala var. Belki de o hesaplar sorulsa, gerçekler açığa çıksa  herkes rahatlayacak. Maraşlılar bu töhmetten kurtulacak,”  dedi.

Ali Balkız  anmada dile getirdikleri  Maraş  katliamı dosyasının  yeniden açılması  ve perde arkasının aydınlatılması için  önümüzdeki günlerde   girişim başlatacaklarını  söyleyerek, aydınlatılmasını isteyecekleri ana başlıkları şöyle sıraladı:

“Bülent  Ecevit’in çekmecesinden  çıkan  o belge neydi?  Ne  kadar hukuki değer taşıyor?  (Ecevit’e  olayların ardından bir MİT  mensubu tarafından   gönderilen mektupta  MİT  içerisinde  MHP  kadrolaşması olduğu belirtilerek, Kahramanmaraş  katliamının MİT’in  Adana merkezinde görevli olan  MHP  yanlısı  MİT  elemanlarınca planlandığı öne sürülüyordu.)  Bu belge  Ecevit belgeseli hazırlayan Can  Dündar  ve  Rıdvan Akar tarafından gündeme getirildi.

“Dönemin İçişleri  Bakanı  İrfan  Özaydınlı’nın  olaylara lakayt kalmasının ve dönemin valisi ile jandarma komutanının  olaylara müdahalede  yetersiz  kalmalarının nedeni ne?  Bir hafta süren olayları kendiliğinden parlayan bir halkın yapması mümkün  değil.  Arkasında mutlaka örgüt veya örgütler olabilir.  Çorum  katliamındaki rolleri  bariz olan kimi yabancı  gizli servislerin Maraş’ta da olabileceğini düşünüyoruz.”

    “Günler öncesinden  bir nüfus  sayımı yapılıyormuş gibi  Alevi evleri numaralandırılmış, kapılarına çarpı işareti  konulmuştu. (Yavuz Selim’in torunları oldukları nasıl da belli…SE)  Bunları kim yaptı?  Yine şehre Milli Piyangocu  kılığında insanlar  getirilmişti.  Kimdi  Bu insanlar?”

“Olaylar  Çiçek  Sineması’na tesiri düşük patlayıcı  atılarak  ardından, ‘Koministler  attı’  denilerek  solculara saldırılmasıyla başladı. Ertesi gün iki solcu öğretmen vuruldu.  Onları vuranlar olacakları da biliyordu. Bu kişiler kimdi?”

    “Yargılamayı 12 Eylül  mahkemelerinde  alelacele kapatan, hatta olayın mağdurlarını yargılayan, günlerce Alevi ve Solcu gençlere  işkence yapan emniyet mensupları ve işkenceciler kimdi?  Bunların açığa çıkarılmasını istiyoruz.”

   2010 Aralık ayında İstanbul’daydım. Her zamanki gazetem Milliyet’i bulamayınca Habertürk  Gazetesi’ni  aldım.Maraş olaylarının 32. Yıl dönümüydü.  Gazeteci Ali Kemal Erdem’in yazı dizisi vardı Kahramanmaraş Katliamı ile ilgili. Heyacanla okudum. Tam da benim  kitabımda o konuyu işlediğim zamana denk gelmişti. 32 yıl sonra yapılan anma etkinliğinin Maraş’ta uyandırdığı heyacan ve infialı birlikte yaşamak vardı.

Gazeteci Yusuf  Kılıç’ın  Habertürk’teki  20 Aralık 2010  yazısını olaylara 32 yıl sonra nasıl bakılıyor  merakıyla  buraya almayı gerekli görmekteyim.  32 yıl sonra değişen bir zihniyet var mı?

Kahramanmaraş Müftülük Meydan’ında  saat 10’da başlayan anmaya ve kitlesel basın açıklamasına  Avrupa’nın yanısıra  Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen  binlerce Alevi katıldı. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı  Ali Balkız, Kahramanmaraş’a  “Bir yarayı kaşımaya, kin ve nefret duygularını körüklemeye “ gelmediklerini vurguladı. 32 yıl sonra katliam kurbanı canları anmaya geldiklerini belirten  Balkız, “Bugünleri unutmayız. Ne Kerbela’yı unuttuk; ne de Dersim’i , Maraş’ı, Sivas’ı, Malatya’yı, Gazi’yi. Biz Aleviler kin tutmayız, öç almayız, cana kıymayız. İncitilsek de incitmeyiz. Ama inciltile inciltile incitilecek yerimizin kalmadığının da farkındayız.  Bu nedenle örgütleniyoruz. Ne Sünni kardeşlerimizin  Alevilerle, ne Alevilerin Sünnilerle  bir sorunu var.  Temel sorun; sistemin, devletin biz Alevileri görmezden gelmesi yok saymasıdır”  dedi.

Ali Balkız,  1978’deki olayların MİT  içindeki br fraksiyon tarafından provoke edildiğini öne sürerek, “Bu provakasyon ile halklar karşı karşıya getirildi. Katliam dosyası yeniden açılsın, darbeciler yargılansın,” dedi.

Bozkur işareti yaparak “Burası Maraş, buradan çıkış yok,” sloganı atıp yürüyen ve meydana girmek isteyen grubu güvenlik kordonu oluşturan Çevik Kuvvet polisi dağıtmaya çalıştı. Sokak  arasına kaçarak dağılan grup yeni katılımlarla daha da kalabalıklaşarak  başka bir sokaktan meydana girmeye çalıştı. Yol kenarındaki taşlardan ve sopalardan toplayan grubu polis biber gazı  ve ses bombaları ile dağıtmaya çalışırken, bazı göstericiler gözaltına alındı. Olay yerine gelen Vali Mehmet Niyazi tanılır, Emniyet Müdürü Mustafa Aydın  ve MHP  İl Başkanı  Mustafa Pastırmacı  grupla konuşarak yatıştırmaya  çalıştı. Ancak Vali tanılır da grubun hedefi oldu. Meydana giremeyen grup, daha sonra Valilik önünde toplanıp “Vali dışarı, bu Valiyi Maraş’ta istemiyoruz,” sloganları attı. Polis panzeri üzerine çıkan Pastırmacı megafonla yaptığı konuşmada, olayların içerisine çekilmek istendiklerini  ve bu oyuna gelmemeleri gerektiğini söyledi.  Kitlesel basın açıklamasının  sona erdiğini ve basın açıklaması yapan kişilerin meydanda olmadığını belirten Pastırmacı, gruptakilerden dağılmalarını istedi. Protestocular ise yürüyerek yeniden Müftülük Meydanı’na gitti. Burada bir süre slogan atan ve tekbir getiren grup, daha sonra Atatürk Meydanı’nda toplanarak İstiklal Marşı okuduktan sonra dağıldı.

    Gaziantep’te Açıklama:

Kahramanmaraş’da çıkan olaylar nedeniyle yarım kalan açıklama Gaziantep’te  tamamlandı.  Ali Balkız, Avrupa Alevi  Birlikleri Konfederasyonu  Başkanı Turgut Öker, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Selahattin Özel, PSKAD Genel Başkanı Fevzi Gümüş, Hacıbektaş Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, 15’e yakın Avrupa ülkesinden Alevi Federasyonu Temsilcisi ile  bir grup Alevi, Gaziantep Kültür Derneği’ne geldi. Balkız tarafından okunan ortak basın açıklamasında şöyle denildi:

“Alevi Kurumları olarak bugün yaptığımız anma çok önemlidir. Toplumsa demokratik değerlerin Türkiye’de yaşam bulabilmesi için katliamlarla, katliam tarihi ile yüzleşmesi gerekir. Mitingimizi bir kaç yüz kişinin provoke etme girişimini, toplumsal demokratik değerlerden nasiplerini yeterince almamalarına bağlıyoruz. Biz Aleviler artık bu türden provoke girişimlerine  karşı daha örgütlü, daha  uyanık  ve değerlerimize sahip çıkma konusunda daha kararlıyız.”

Kitlesel basın açıklaması dolayısıyla kentte  Adana, Kayseri, Adıyaman, Mersin, Gaziantep, İskenderun, Şanlıurfa ve Sivas’tan takviye edilen1500 polisle yoğun güvenlik önlemleri alındı. Meydana açılan caddeler ve sokaklar  barikatlarla kapatıldı. Katılımcılar 5 ayrı kontrol noktasında  üzerleri aranarak meydana alındı. Meydanın çevresindeki apartmanların balkonlarında keskin nişancı polisler görevlendirildi. Kitlesel basın açıklamasına Kahramanmaraş ve diğer illerden katılım oldu. Etkinliğe Kahramanmaraş dışından katılanlar, basın açıklamasının ardından otobüslerle kentten ayrıldı.

Anmaya katılan grupta yer alan gazeteci  Vedat Kara, “Tekbir getirerek yürüyen grubun saldırı girişimini polis engelledi. Ortam gerginleşmeye başlayınca programımızı kısa kesip meydandan ayrıldık,” dedi.

Kerbela’dan beri sistemli olarak  bir  katliamlar dizisi yaşandı Anadolu’da. Hiç bir şey  yapılan bu katliamların vicdan yükünü hafifletemez.  Ve  geleceğin  neler getireceği de meçhul. Ama  Alevilerin örgütlü bir güç haline gelmesi de artık  engellenemez.

Biz yarına  daha umutlu baktığımızın ayrımındayız.

Geçmişiyle hesaplaşmayan hiç bir insan, hiç bir ülke,  geleceğiyle   barışık olarak  yaşayamaz.

Korkuların yenilip, duvarların yıkılmasından yana bir tavır almak,  insanım diyen herkesin söylemesi  gereken bir sözdür.

Yıl 2012,  Kahramanmaraş Katliamından 34 yıl sonra:

Değişen hiç bir şey yok. Aslında yeni bir şey yok. Katliam 34 yıl geride kaldı, ama o katliamı yapan zihniyet yine iktidarda, yine söz onlarda.

2011 yılında  Alevi örgütlerinin  Kahramanmaraş Katliamı anmasına izin verilmemişti. Bu yıl da Alevi grupların şehre girmesine izin verilmedi. Yaklaşık 15 şehirden  güvenlik kuvvetleri takviyesi alarak Kahramanmaraş’ın şehir merkezi ve girişlerine konuşlandırılan emniyet güçleri, Narlı ilçesi sapağında şehre girmek isteyenlere gaz ve copla müdahale edildi ve 5 kişi yaralandı.

Alevi-Bektaşi Dernekleri Fedarasyonu (ABDF) kasım ayında şehirde anma yapmak için başvuru yapmış olmasına rağmen, bu talep Kahramanmaraş valiliğince hiç bir gerekçe gösterilmeden  reddedildi. 23 Aralık Pazar günü de izin verilmemesine  karşın Kahramanmaraş’a anma etkinlikleri için girmek isteyen Alevi Örgütleri  Narlı ve Pazarcık ilçelerinde emniyet güçlerinin engellemesiyle durduruldu.

Şehre önceden giren 200 kişilik bir grup, sabah saatlerinde anmaya izin vermeyen Kahramanmaraş valiliğini kınayan bir basın açıklaması yaptı. Çoğunluğunu Avrupa’daki Alevi Örgütlerinden gelenlerin oluşturduğu bu grup, daha sonra Narlı ilçesinde  bekleyenlerle buluşmak üzere şehir merkezinden ayrıldı.

Bu  sırada emniyet güçleri boş durmayıp,  Adana ve Mersin’den yola çıkacak otobüslerin  kontakt anahtarlarına el koymakla meşguldü.

Narlı ilçesi ve Kahramanmaraş arasındaki 20 km’lik yolda  emniyet güçlerinin kurmuş olduğu dört barikata rağmen, Alevi Örgütleri tarafından organize edilen kitle şehre doğru yürüyüşe başlamış, ancak 10. Kilometredeki polis ve jandarma barakatı tarafından durdurulan yürüyüşçülerin daha ileriye gitmesine izin verilmedi.

Vali yardımcısı, anma etkinliğine gelen kitlelerle görüşüp ancak 30-40 kişilik bir temsilci heyetinin şehre girerek açıklama yapmasına izin verileceğini bildirdiyse de yürüyüşçüler bu öneriyi geri çevirdi.

Alevi Örgütleri inatla şehre girmek için beklerken, akşam saatlerinde Narlı ilçesi sapağında polis yolu trafiğe kapatan kitleye gaz bombaları, tazyikli su ve copla müdahale etmekten geri kalmadı. Bazı tanıklar; polisin havaya da ateş açtığını, yaralananlar arasında  gaz bombasından etkilenen astım hastalarının da olduğu belirtildi.

Radikal Gazetesi’ne açıklamalarda bulunan CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat: “Kente anma etkinliği için gelen Alevi Kuruluşlarının tümünün yolları kesildi. Araçlar şehre sokulmadı. Kurumun yöneticileri de dahil kimse muhatap alınmadı. Vali ve İçişleri Bakanı’nı aradım. Bana dönmediler,” dedi. 18 Aralık’ta polisin müdahale tatbikatı yaptığını söyleyen Durdu Özbolat,” Anma etkinliğine  izin verilmemesi acıyı katmenlendiriyor. İnsan kaybını anmak ister. Katledilenlerin yakınları yok mu saysınlar bu olayı?” Dedi.

AKP Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil ise Radikal’e yaptığı açıklamada, “Herkes kendi hakkını hukukunu demokratik meşruiyet içinde kullanırsa bir şey yok. Hakların da  yasal çerçeve içinde kullanılması lazım. Birileri demokratik hukuki konular dışında  iş yapmaya çalışırsa güvenlik güçlerinin müdahalesi söz konusu oluyor. Bunların yaşanmasını istemeyiz.” dedi.

Kahramanmaraş’ta katliama uğrayan insanları anmak toplumsal barışa karşı bir başkaldırı, bir isyan değil, bilakis toplumsal barışı sağlamak için insanların kendileriyle yüzleşmesi ve hesaplaşması için yaratılan bir fırsattır.

AKP iktidarı, cemevlerini yasal statüye kavuşmasını engellemek, masumane bir istek olan mecliste cemevi açılmasına izin vermemek, Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas Madımak oteli katliamlarının anmalarına yasaklar koyarak Alevilerin yüreklerinde yaralar açtıkları gibi, kendilerinin de ne denli demokrasi aşığı olmadıklarının en büyük göstergesidir.

Bir katliamda kaybedilen insanların sevenleri tarafından anılmasının neresi hukuk dışıdır?  Yaşadığımız yerkürede katliama uğrayan insanların anılmasının yasaklandığı kaç tane ülke vardır bilmiyorum.  Almanya’da ki Söflingen’de her yıl anmalar olmuyor  mu? Türkiye devleti bizzat kendi temsilcilerini gönderip anma etkinliğine katılmıyorlar mı? Katliam mağdurlarının  anılmasının bir suç gibi muamele gördüğü bir ülkede demokrasinin varlığından   bahsetmemiz kesinlikle  mümkün değildir.

Diyoruz ya, hep aynı zihniyet ve hep aynı niyet…

Maraş’ta yaşananlar sonuçları itibariyle büyük bir travmaya yol açmıştır. Maraş, Alevilerin, solcuların ve Kürtlerin huzur içinde yaşadıkları bir kent olmaktan çıkmıştır. Maraş artık Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir kent de değildir. Katliam sonrası Maraş, Aleviler için yaşanmayacak bir yer haline geldiği için, yükte hafif pahada ağır neleri varsa, taşınmazları da yok pahasına elllerinden çıkaranlar şehri terketmişlerdir. Yurt dışına gidenler de azımsanmayacak kadar çoktur.  Hele 12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbesiyle birlikte bu göç daha da yoğunlaşmış ve yurtdışında yaşamayı seçenlerle orada yaşayanların nüfusu Maraş’ta yaşayanları geçmiştir.

Yıllarca Alevi, sol ve Kürt hareketi Maraş’a girememiş, kentten gidemeyip yaşayanlar da kimliksizleştirmeyle ve takiyyeyle karşı karşıya kalmışlardır.

Mahkeme sürecindeki iddianameler, dinlenen tanıklar ve ortaya konan deliller katliamın devletin içinden organize edildiği, MİT’ın içinde yer aldığı ve sokaklara MHP resmiyle yansıtıldığı bugün herkesin bildiğidir.

Bu katliamın sorumluları açık bir şekilde bilinmelerine rağmen bugüne değin ne kendi kendileriyle yüzleşmişler ne de yaptıklarından dolayı özür dilemişlerdir.

Hala da bilmekteyiz ki, Maraş anmaları için şehre gelenlere karşı devletin tavrı hiç değişmemiştir. Hele ülkücü ve faşist çetelerin rahatça hareket ederek geçmişten hiç ders çıkarmadıklarını gösterdikleri tepkilerden anlamaktayız.

Bu insanlık suçunu işleyenlerin mahkum edilmedikleri süreçte o topraklarda gerçek bir barışın inşa edileceği  asla düşünülemez. Çünkü bugünkü zihniyet 1978 zihniyetiyle aynıdır.

Ama Aleviler Maraş katliamını anmaktan, Cem ayini yapmaktan, demokratik, laik ve  sosyal hukuk devletinin varolabilmesi için mücadelelerini sonuna değin sürdüreceklerdir. Bu konuda içte ve dışta adalet arayışı  çabası aralıksız sürecektir.

Umutlar sürdüğü sürece her mücadele bir gün amacına ulaşacaktır.

Aydınlık Gazetesi, Kahramanmaraş olaylarının kanı kurumadan 12 Ocak 1979 tarihli sayısında şu iddiaya yer veriyordu.

      “Kahramanmaraş katliamı, EDEM (Yağ Fabrikası)  toplantısında kararlaştırıldı.  Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantıya, EDEM  ortağı  Faruk Arıkan, Fabrikatör ve Hacı çiftliğinin sahibi  Muammer Pakdil,  kardeşi Cahit Pakdil, Faruk Arıkan’ın ağabeyi  Hacı Osman Arıkan, Pişkinler  İplik Fabrikası sahibi  Abdurrahman  Pişkin, Çırçır  ve Prese Fabrikatörü Sıddık Akdişli, Tanrıverdi  Çırçır Fabrikası sahiplerinden  Zekeriya  Tanrıverdi, Yağlıca Kardeşler  Kooperatif şirketi sahipleri  Kasım  ve Ali Yağlıca, Fabrikatör  Tarık Sarıkatipoğlu, Çırçır  Fabrikatörü  Mehmet  Vakkasoğlu, AP  il başkanı  ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi  Faruk Kadıoğlu,  Belediye Başkanı  Ahmet  Uncu, MİSK Bölge  Temsilcisi  (Başkanı)  Cemil Tozkoparan katıldılar.

Toplantının açış konuşmasını yapan  Hasan  Balcı: “ Bugüne kadar bizleri  koruyabilmeleri  için  ülküdaşlarımıza  her ay 250.000  lira para veriyorum.  Sizler ise bugüne kadar  bir kuruş yardım yapmadınız.   Hükümete haddini  bildirmek  ve Alevi koministleri  yok etmek istiyorsak  mutlaka birleşip bütün gücümüzü  ortaya koymalıyız. Elbirliği yapalım, Maraş’ı koministlerden, POL-Der’cilerden,  TÖB-DER’cilerden  temizleyelim, demiştir. Gazetenin bu haberi tekzip edilerek yalanlanmamıştır.

Aslında herşey apaçık ortada . Emekçilerin alınterini sömürenlerin bir araya gelişlerine ve konuştukları konunun içeriğine  bakıldığında  oynanan oyunun kaderinin bu kirli eller tarafından çizildiğini de böylece  öğrenmiş oluyoruz. Toplantıya katılanlara bakınız; tümü işveren  ve alınterinin hakkının verilmesinin de tartışmasız karşısındalar.  İşyerlerinde çalışmakta olan   Sünni  ama  solcu ve  Alevilerin tarihsel geleneklerinde yatan  hakkını yedirmeme, hatta  hak  verilmiyorsa mücadeleyle alma  kararlılığı, alınterini sömürüp de emekçiyi üç kuruşa, yani boğaz  tokluğuna  çalıştıran zihniyetin bir çatışmasıdır  bu.  İşyerlerindeki sendikal çalışmalar genellikle sol eğilimli emekçiler tarafından gündeme getirilip sıcak tutulur. Amaç; sömürünün ana damarını tıkamak ve hakkı olanı almaktır. İnsanların kanını  sömürmekte ısrarlı olan  bu vampir zıhniyeti, kurulacak sendikalarla  çıkarlarının  önlerinin kesileceğini  ve karlarının azalacağını  düşünürler  ve  buna öncülük eden solcu emekçilere gözdağı verilir, gerekirse işten attırılır, sokak aralarında döğülürler.   Her ay  250.000 liranın verilmesi de bunun karşılığıdır. Demek ki haklar çok yeniyor ki  onlar için hiçbir şey ifade etmeyen ve devede kulak olarak görülen 250.000  lira ile yakalarını biraz sıyırabiliyorlar.

Ama halkı yanlarına çekip olayları toplumsal bir yara haline getirmek de onların duygusallığıyla oynamaktır. Yapanlar da zaten bunu yapıyorlar. Maraş insanının inancın  neresinde olduklarını bilenler camilere bomba atıldığını, koministlerin   ve Alevilerin bilmem ne yapacakları safsatasını yayarak insanların en zayıf noktasından vurmasını biliyorlar. Alevi ve solcu mahallelerine saldıranlar cebi dolu olanlar mı? Kesinlikle hayır. Belki onlar saldırdıkları insanlardan daha fazla sömürülüyorlardır ama, bunun bilincinde değiller ve her türlü oyuna gelmeye hazır insanlar olarak eğitilmişler.  Ne kazandı  heryanı kan denizine çeviren sağcı mahallenin sakinleri? Hiçbir şey. Aslında akıllarını yitirrmekle kalmayıp  çıkar çevrelerinin ellerinde birer maşa olarak  yitirdiklerinin   onurları olduğunun  da  farkında değiller,  hiçbir şeyin farkında olmadıkları gibi.

Ama olan oluyor. Koyun sürüsü gibi saldırıp  evleri, dükkanları yakıp yıkıyorlar, hem de kapılara işaretler koyarak yanlış yerleri yakıp yıkmamak için. Önlerine  çıkan kadınmış, erkekmiş, gençmiş, yaşlıymış, çocukmuş, hamileymiş demeden cihat açılmış gibi düşman üstüne gözleri öfkeyle dönmüş, tüm ezilmişliklerinin, yoksulluklarının, açlıklarının, işsizliklerinin, horlanmışlıklarının acısını çıkarmak uğruna  saldırıyorlar,  öldürüyorlar yorulana değin, vuruyorlar sopaları kollar kalkmayana değin.

    “Biat Kültürü”   burada da kendini gösteriyor.  Çıkarları gereği insanların en zayıf  noktalarına dokunarak  onların  galeyana gelmesi noktasında sloganlar kullanıyorlar.

Ama böyle bir şeyin haklı gerekçesi olamaz…

Bunun adı vahşet…

Bunun adı katliam…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.