Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ

–   Songül Tunçdemir / Eğitimci –

Müzik eşliğinde resim yapmayı en az benim kadar sevdiklerini bildiğimden, ders verdiğim sınıflarda genelde öğrencilerin sevdiği türden ya da klasik müzik dinletirdim. Konuyu anlatıp motivasyonu sağladıktan sonra her derste yaptığım gibi müziği açıp öğrencilerimi renkli dünyaları ile baş başa bırakırdım. Bir gün farlı bir şey denemek istedim. Müzik olarak bir Alevi deyişi seçtim. Müziğin sesini açıp öğrencilerden gelecek tepkileri görmek için sınıfa dikkatle baktım. Sınıfın tamamına yakını tepkisiz resimlerini yaparken; ikisi erkek, biri kız öğrencim, bağlama sesiyle birlikte adeta oturdukları yerden sıçradılar. Gözlerinde oluşan parıltı ve yüzlerine yansıyan heyecan, bir öğretmen için kolay unutulacak bir şey değildi. Sonraki zamanlarda bu çocukların yanımda kendilerini çok güvende hissettiklerine tanık oldum. Onları bu kadar heyecanlandıran şey, kuşkusuz ötekileştirilen olarak yalnız olmadıklarını hissetmeleriydi. Öğrencilerimin Alevi olup olmadığını hiç merak etmezdim. Lakin Alevi öğrenciler duruşları ile kendilerini hep belli ederdi. Tıpkı duruşumuzla kendimizi her yerde belli ettiğimiz gibi. Bizi ele veren o duruş; yaralı, sessiz, endişeli ve en çok da ketum oluşumuzdu.

Devlet, resmi ideolojisini topluma empoze etme ve yerleşme adına, sahip olduğu tüm aygıtları ve kurumlarıyla dayatma içerisine girmiştir. Cumhuriyet dönemi öncesi ve sonrasında Alevi ve diğer etnisitelerin beden, ruh ve kültürel kıyımlarıyla sosyal doku parçalanmış,  tek tipleştirme sürecine girilmiştir. Okullardaki uygulaması, çocukları bu ideoloji ile donatma, tekçi yaklaşımla istenilen ve makbul vatandaş yetiştirme üzerinedir. Devletin resmi dini olan Sünni- Hanefi mezhebi, okullarda zorunlu din dersi yapılarak, başta Alevi çocukları ve farklı inançtan olanları yok sayıldı. Bu yüzden okullar, biz Aleviler için yaşam tarzımızdan ve inançlarımızın dışında yabancı bir dünya olmuştur hep. Mesela ben cennet, cehennem, cin, peri gibi soyut kavramlarla ilk kez okulda tanışmıştım. İlkokul 1. sınıfı bitirdiğim yaz tatilinde arkadaşlarımın bende yaratmış olduğu etkiyle Kuran kursuna gitmek istemiş, abim karşı çıkınca da günlerce ağlamıştım. Yani biz kendimizi ne kadar koruyabildiysek o kadar yaşayabildik.

 

Hasbelkader Alevi olduğun öğrenilince ya diğer öğrenciler tarafından dışlanmış ya da cuma namazı saatlerinde kolundan tutulup camiye götürülmeye aday bir çocuk oluyorsunuz. Daha kötüsü, derslere giren öğretmenler tarafından her an hakarete uğrayabilir konumdasınız. Zorunlu din derslerinin ahlak bilgisi ile birleştirilip öğrencilere dayatılması ise farklılıkları ahlaki ve vicdani yönden daha çok ötekileştirmektedir. Ahlâk ve din kavramının birleştirilmesi ile; iyilik, doğruluk, saygı, sevgi, yardımlaşma gibi etik değerlerin bilerek yok edilmesi amaçlanmıştır. “Temizlik imandan gelir” söylemiyle temizliğin sadece Müslümanlara münhasır bir uygulamaymış gibi gösterilmesi,  diğer din ve inanışları küçümseme ve aşağılama niyeti gütmektir.

Resmi ideolojinin Türk-İslam sentezi dayatma ve uygulamaları toplumda karşılığını bulmuş olacak ki artık kendini farklı bir içerikle sunmaya başlamıştır. Resmi ideolojinin yeni biçimi otoriter, muhafazakâr siyasal İslam’dır.  Resmi ideolojinin besleyip büyüttüğü siyasal İslamcı partilerle hareket eden tarikat ve cemaatlerin bundan sonraki adımı da şeriat düzenidir. Yıllarca ceberut devletin imha, inkar ve asimilasyonuna bırakılmış Alevi ve diğer etnisiteler, siyasal İslam aracılığıyla adeta kökü kazınırcasına uygulamalara maruz bırakıldı. Tabi ki ben de bu kazınma işinden nasibimi aldım. İnanç ve yaşam tarzımdan asla vazgeçmediğim, asimilasyon ve baskılara karşı giriştiğim mücadelem, bir İmam Hatip Ortaokulu’nda susturulmak istendi. Okullardaki zorunlu din dersleri, imam hatip ortaokul ve liseleri toplumsal dönüşümü tam olarak sağlamadıkları düşünülmüş olacak ki artık zorunlu dini eğitim ana sınıflarında okutulması tavsiye kararı alındı. Daha öncesinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’yla yaptığı işbirliği protokolleri çerçevesinde; çeşitli örgün ve yaygın eğitim yapan okullarda öğrencilere milli, manevi, ahlaki değerlerin kazandırılması adı altında, din görevlileri ve müftülük personelinden yararlanılması kararları alınmıştı.

Milli Eğitim Şurası okul öncesi eğitim kurum ve sınıflarında “zorunlu din eğitimi” tavsiye kararıyla Sünni-Hanefi inancı ve ritüellerini zorunlu olarak dayatıp diğer inanç ve kültürlerin asimilasyonunu hedeflemektedir. Din, vicdan, inanç ve ibadet hürriyeti ile evrensel hukuk ve ahlaki değerlerin hiçe sayılarak dayatılması şeriat düzeninde ısrardır. Sünni-Hanefi mezhebinden olmayan diğer inanç ve kimliklere sahip halklar olarak, zorunlu din eğitimine, özellikle çocuklarımıza yapılan bu kıyımlara karşı durmaya devam edeceğiz.

4-6 yaş aralığındaki çocuklara zorunlu din dersinin dayatılması demek; geleceğimizi karanlığa gömmek için uygulanan politikaların son adımları demek. Köprünün bitiminde bizleri karanlık bir tünel bekliyor. Son çıkışı değerlendirmek boynumuzun borcu olmalı.

Bu bağlamda 28 Aralık’ta startı verilen ve ilerleyen süreçte toplumun büyük kesiminin destek verdiği kampanyamızın 27 Şubat da meydanlara taşınacak olmasını çok değerli buluyorum.

Kimsenin farklığından dolayı ezilip ötekileştirilmediği sevgi dolu, mutlu bir dünya için, demokrasi ve laiklik için, gelin 27 Şubat’ta, saat 15:00 de Kadıköy Rıhtım da buluşalım ve sesimizi birlikte yükseltelim.

Songül Tunçdemir / Eğitimci

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.