Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

AABF, Erdoğan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.- Video

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF ), 5 Aralık 2021 tarihinde Siirt’teki  ”Demokrasi Konuşmları, Bir Şiirin Öyküsü” isimli etkinlikte yaptığı konuşmada, AABF’yi ve Avrupa Alevi hareketini hedef  alan, bu kurumları ”Alisiz Alevilik”anlayışını savunmakla suçlayan ve Alman devletinin iki yıl önce yıllık olarak AABF’ye  30 milyon euro verdiği iddiasında bulunması ve Alevlere yönelik kin ve nefret oluşturacak açıklamlar yapması nedeniyel  AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ( AABK) Eş Başkanı ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ( AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında iftira, halkı din ve mezhep farkı gözeterek alenen aşağılama, görevi kötüye kullanma ve ayrımcılık suçlarını işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulundu.

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat adına avukatlar Oya Aydın ve Şenal Sarıhan‘ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunudukları suç duyurusu dilekçesinde  “Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin en üst düzey yetkilisi ve resmi temsilcisidir. Aynı zamanda sağ, muhafazakar ve Sünni İslami değerleri öne çıkaran bir parti olan Ak Parti’nin genel başkanıdır; bu nedenle sözlerinin etkisini iyi değerlendirmesi gereken, ağır sorumluluğu olan bir kişidir” denildi.

Suç duyurusu dilekçesinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AABF’ye yönelik yaptığı suçlamalara  ve AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’i kastederek öne sürdüğü ‘‘Cumhuriyet Halk Partisi orada o işi yürüteni de hatta buradan aday yapmakta istedi‘‘ iddiasına da yer verildi: “Almanya’da da özellikle Alevilikten öte Ali’siz Alevilikle adeta bir yeni din ihdası öne sürülüyor ve Cumhuriyet Halk Partisi orada o işi yürüteni de hatta buradan aday yapmakta istedi. Bunların da zaten kimler olduğunu bilirsiniz. Ve ciddi de onlara para desteği veriyorlar. Yani bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro yıllık bunlara bir parasal destekleri de olmuştur.”

 

 

Avukatlar Oya Aydın ve Şenal Sarıhan tarafından savcılığa teslim edilen suç duyuru dilekçesinde, şu ifadelerin öne çıktığı görülüyor:

-Gerçek olmadığını bildiği halde, müvekkilin temsilcisi olduğu örgütün 2019 yılında Almanya’dan 30 milyon Euro gibi son derece yüksek bir meblağ para aldığını söyleyerek adeta onları, vatan haini, yabancı işbirlikçisi gibi göstermeye çalışarak iftira ve aşağılama suçunu işlemiştir. Oysa Sünni inancına bağlı ve Diyanet ile bağlantılı örgütlerin çok daha fazla paralar aldığını bilmekte ve ona değinmeyerek Alevi örgütleri ile ilgili gerçek olmayan paraların alındığını söyleyerek halkı Alevilere karşı kışkırttığı gibi, ayrımcılık da yapmıştır.

-Söz konusu örgüt, Almanya’da yaşayanlar tarafından, Almanya’da Alman hukukuna göre kurulmuş bir örgütlenmedir. Alman Anayasası’na göre, tüm diğer inanç yapıları gibi eşit anayasal hak ve güvencelerden yararlanmaktadır. Bu gerçekliği çok iyi bilmesine rağmen, müvekkilin temsilcisi olduğu Alevi örgütlenmesini, Türkiye’de özellikle aşırı sağcı ve radikal İslamcı çevrelerde nefretle karşılanan yabancı ülkelerce fonlanan ve bu sebeple Türkiye’ye karşı adeta ajanlık faaliyeti yürüten yapılarmış gibi göstermek Cumhurbaşkanı’nın görevi ve sorumluluğu ile bağdaşmayacak bir kötüye kullanımı teşkil ettiği gibi Türk Ceza Kanununda düzenlenen suçları da oluşturur.”

Dilekçede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devletin en üst düzey yetkilisi ve resmi temsilcisi olduğu belirtilerek “Aynı zamanda sağ, muhafazakar ve Sünni İslami değerleri öne çıkaran bir parti olan Ak Parti’nin genel başkanıdır; bu nedenle sözlerinin etkisini iyi değerlendirmesi gereken, ağır sorumluluğu olan bir kişidir” ifadeleri yer alıyor.

Cumhuriyer Halk Partisi’nin Alevi inancına mensup olan lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yapılan suçlamlara ve hakaretlerde yer  verilen suç duyurusu dilekçesinin davamında, su ifadelere yer alıyor:

“AİHM’in kararlarında da belirtildiği üzere, Alevi inancı, kendine özgü nitelikleri bulunan bir inançtır. Anayasamızda en üstün değerlerden biri olarak devletin temel nitelikleri arasında sayılan laiklik, devlete, inancın özüne müdahale etmeme yanı sıra, bireyin benimsediği bir dine/inanca inanma ya da inanmama hakkını güvence altına alma yükümlülüğünü de yükler. Bu nedenle, her şeyden önce, bir devlet başkanı tarafından bu inanışın içeriğine ilişkin herhangi bir yorum yapılması, Anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırıdır; kabul edilemez. Cumhurbaşkanı, devletin Alevilerle kuracağı ilişkiyi, teoloji üzerinden oluşturamaz. Tüm dinsel inanışlar ve inançlara karşı tarafsızlık Cumhurbaşkanının temel anayasal yükümlülüğüdür. Alevilerin inancına yönelik bu tür müdahale, en hafifiyle, bu inanca sahip insanların baskı altında hissetmesine neden olacağı gibi, başka din ve inançlara sahip olanlar karşısında bir dışlama ve hatta çatışmaya neden olabilecek son derece tehlikeli bir tutumdur.”

‘‘Erdoğan’ın bu tarz değerlendirmelerini sadece söz konusu konuşmasında değil, başka zamanlarda da sık sık tekrarlayarak kendi inanışı dışındaki bir inanışı dışladığı ve aşağıladığı savunulan suç duyurusu dilekçesinde, Erdoğan’ın önceki konuşmalarından da alıntılar yapıldı. Erdoğan’ın özellikle “Alevi, ‘Hz. Aliʼye tabi olanlarʼ demekse ben kendim Hz. Ali gibi yaşamaya çalışıyorum. O zaman ben onlardan daha Aleviyimˮ ifadelerine yer verilen dilekçede “Sünni inanışına sahip bir Cumhurbaşkanı tarafından “Alevilik Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim” demek, açıkça Alevi vatandaşların inancına müdahale oluşturur..”

Aleviliğin Sünnilikten farklı olmadığını ileri sürerek Sünni İslamʼa bağlama konusundaki eğilim ve Aleviliğin özgüllüğünün sistemli bir biçimde inkârı, sağ, İslamcı, muhafazakâr partilerin bir geleneği olarak süreklilik göstermektedir. Alevilerin ibadethane, eğitim ve benzeri hak istemleri, Alevi-Sünni ayrımı olmadığı, Hz. Ali sevgisinin tüm Müslümanlar için geçerli olduğu savunusu ile reddedilmektedir. Cumhurbaşkanı tarafından Aleviliğin ne olduğu, hatta ne olması gerektiğine dair bu açıklama, sadece inanç özgürlüğüne müdahale oluşturmaz; aynı zamanda, Aleviler arasında bir tartışma ve ayrışmanın kışkırtılması anlamına gelir. Aynı dönemlerde pek çok alevi cem evlerine ya da kişisel evlere yönelik saldırılar, kapı ve duvar yazıları ile tehditler gündeme gelmiştir. Bu durum, açıkça kamu barışının bozulmasına neden olmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan çok sayıda başvuruda da Türkiye’nin Alevilere yönelik ayrımcı politikası tespit edilmiş olup, gerekleri halen yerine getirilmemiştir.

Alevilere yönelik ayrımcılık, sadece inançlarının ve ibadethanelerinin tanınmamasından ibaret değildir; bu tanımamanın çok önemli ve trajik sonuçları vardır. Dünya tarihi boyunca, devletlerin tanımadığı kimlikler, inanç biçimleri, azınlıklar ağır zulüm politikalarının ve kıyıcı insan hakları ihlallerinin nesnesi olmuşlardır. Çok sayıda Alevi, özellikle Alevi ailelerin okul çağındaki çocukları Alevi olduklarını gizlemekte, açıklamaları halinde ayrımcılık ve kötü muamele ile karşılaşacaklarına inanmaktadırlar. Alevilere hakaret edilmesi, evlerinin işaretlenmesi sık karşılaşılan eziyet ve ayrımcılığın örneklerinden sadece ilk akla gelenlerdir. Sünni çoğunluk yurttaşların önemli bölümü hala Alevilerle komşu olmak istemediklerini söylemektedirler.

Erdoğan’ın bu biçimde, Aleviliği tanımlama ve inanca müdahale yanı sıra seçim meydanlarında, tehlikeli biçimde ve kamu barışını bozacak biçimde aşağılama eylemleri ile birlikte Alevilerin din ve vicdan özgürlüğünü ihlal eden ve suç teşkil eden eylemlerdir. Erdoğan bu eylemler dışında, Alevileri itibarsızlaştırmak ve hedef göstermek için, müvekkilin temsilcisi olduğu ve yüz binlerce Alevi inancına mensup insanın hak ve özgürlüklerini koruma amacı güden Alevi Birlikleri Federasyonu’nu kastederek başta Almanya olmak üzere başka devletlerden para alarak adeta ülke aleyhine bir tutum içerisinde hareket ettikleri izlenimini oluşturacak açıklamalarda bulunarak Anayasa ve ceza yasalarını bir kez daha ihlal etmiştir. Gerçek olmadığını bildiği halde, müvekkilin temsilcisi olduğu örgütün 2019 yılında Almanya’dan 30 milyon Euro gibi son derece yüksek bir meblağ para aldığını söyleyerek adeta onları, vatan haini, yabancı işbirlikçisi gibi göstermeye çalışarak iftira ve aşağılama suçunu işlemiştir. Oysa Sünni inancına bağlı ve Diyanet ile bağlantılı örgütlerin çok daha fazla paralar aldığını bilmekte ve ona değinmeyerek Alevi örgütleri ile ilgili gerçek olmayan paraların alındığını söyleyerek halkı Alevilere karşı kışkırttığı gibi, ayrımcılık da yapmıştır.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.