Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Avusturya’da Alevilerin kazanımları ve algılar

Turan Eser / turaneser@gmail.com

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 13 yıldır hukuksal “tanınma” için verdiği hukuki eşit haklar mücadelesi sonucunda, 14 Mart 2022 tarihinde Avusturya Milli Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı (BMUKK) bünyesindeki Din İşleri Dairesi (Kultusamt) tarafından “Frei Aleviten Östereich” olarak “Tüzel Kişilik” hakkı kazanarak, devlet nezdinde “Kayıtlı İnanç” statüsü elde etmiştir.

Bu karar sonrası kamuoyunda lehte ve aleyhte yapılan tartışmalar ve açıklamalara bakıldığında, “körün fili tarifi” misali, eksik, yanlış ve kulaktan dolma ve zorlama bilgilerden oluştuğunu ifade edersek abartmış olmayız.

Bunda hem Alevi kurumlarının hem de kimi yöneticilerin kamuoyu ile iletişim kurma sorununu aşamadığını da eklemek gerekir.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) başvurusu ve başvuruya ilişkin Avusturya Kultusamt tarafından “Frei-Alevitischen Glaubengemeinschaft in Österreich” (kısatılmış hali “frei-Aleviten Österreich”) ismine verilen “Tüzel Kişilik” statüsü ve resmi kayıt başvurusun kabul edilmesi, mevzunun kamuoyuna açık, yalın ve hukuksal çerçevedeki kazanım olduğunu anlatmak yerine, daha çok teolojik bir kazanım gibi aktarılmasından kaynaklı olarak kafa karıştıran ve birbiriyle çelişki içeren paylaşımlara, açıklamalara ve tartışmaları izler hale geldik.

Her ne kadar AABF “Tüzel Kişilik” statüsü için “Resmi Kayıt” başvurusu yapmış olsa da, kamuoyunda ki tartışmalar hukuksal sonuçları yerine, her önüne gelenin “Alevilik tanımı” tartışmaları üzerinden, “İslam içi-dışı Alevilik” ya da “Alili-Alisiz Alevilik” gibi, Alevilerin ve Alevi kurumlarının gündeminde ve ihtiyacı olmayan bir zemine çekilmeye çalışıldı. Hatta Türkiye’de kimi Alevi kurumları bile bu kazanımı kutlamak ve emsal kabul edip, Türkiye’deki kamu hukukuna aktarılmasını sağlamak için hukuksal mücadeleyi tercih etmek yerine, yol kardeşlerinin bu hukuksal kazanımlarına karşı, teolojik tartışmaya başlaya, basın toplantıları düzenlediler. AKP’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı, AKİT ve Aydınlık Gazetesi gibi Alevi inkarını ve Alevileri itibarsızlaştırmayı kendilerine rehber edinenlerin argümanlarına sığındılar.

Oysa AABF tarafından sürdürülen hukuk mücadelesinin merkezinde önemli hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için elde edilen kazanımlar vardı. Bu kazanımlar göz ardı edilmiştir.

AABF’NİN HEDEFİ VE BAŞARISI

Türkiye’de mezhepçi ve siyasal İslamcı bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilere “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi içinde eritmek için yoğun çaba göstermektedir.

AABF’de tıpkı bağlı olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri ile aynı düşünsel ve hukuksal mücadele eksende yer alarak, Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dayattığı kırmızı çizgilerini reddederek, asimilasyona, tanımlanmaya, Diyanet İslamı içinde eritilmeye itiraz etmektedir.

İşte, tam da bu gerekçe ile AABF’nin mevcut yönetimi, verdiği hukuksal mücadele ile Avusturya’nın 2015 tarihli yeni İslam Yasasının, tıpkı Türkiye’deki Diyanet’te olduğu gibi, Avusturya’da “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi dışında kalmaya izin vermeyen mevzuatının dışında bağımsız olarak “özerk” ve “tüzel kişiliğe” sahip olmak istemiş ve bu hakkı elde etmiştir.

Ayrıca belirtmekte fayda olduğunu düşündüğüm diğer husus ise, 2015 tarihli yeni “İslam Yasası”na göre, İslami cemaatler, Anayasa’ya göre “Tanınmış Dinler” olan Hristiyan ve Yahudi cemaatleri gibi daha özerk ve bağımsız hareket etme hakkına sahip değildirler. Aksine daha sıkı bir devlet kontrolü altına alınmıştırlar.

AABF işte bu nedenle, sadece “İslam Yasası” dışında bir tüzel kişilik hakkı elde etmek için değil, aynı zamanda Aleviliğin “İslam Yasası” içinde asimile edilmesine, ikinci sınıf seviyeye indirilmesine ve siyasal İslamcılık üzerinden devlet kontrolünde, Aleviliği bir “güvenlik sorunu” gibi algılanan bir inanç toplumu olmayı kabul etmediğinden, İslam Yasası yerine, 1874 tarihli tanıma yasası ve 1998 tarihinde yürürlüğe girmiş ve kanunen henüz tanınmamış dini toplulukları kayıt altına almayı amaçlayan ve hukuki statülerini düzenleyen “Staatsgrundgesetz” ( Temel Vatandaşlık Hakları Anayasası), Bundes-Verfassung (Federal Devlet Anayasası) ve “Bundesgesetz über die Rechtspersönlichkeit von religiösen Bekenntnisgemeinschaften” (Federal Dini İnanç Topluluklarının Statüsü Kanunu) üzerinden başvuru yapmıştır.

Bu kısmı özetleyecek olursak, AABF “İslam Yasası” dışında, özerk ve bağımsız kalmak için Anayasa ve Federal kanunlar kapsamında hukuksal başvuru yapmış ve Tüzel Kişilik kazanmıştır.

İşte kayda değer mücadele çizgisi olarak, AABF’nin Yeni İslam Yasası yerine, Avusturya Anayasa’sı ve Temel Haklar üzerinden Tüzel Kişilik statüsü elde etmesinde hukuksal ve düşünsel yaklaşım göz ardı edildi ve teolojik tartışmalara kurban edilen bu önemli boyut gölgede kalmıştır.

Tam da bu nedenle, ortalıktaki kafa karışıklığını kaldırmak ve objektif bilgileri aktarmak için, 14 Mart 2022 tarihli kararını hukuksal ve veriler çerçevesinde okuyucuya sunulmasının gerekliliğinden bu yazı kaleme alınmıştır. Bunu da sorular ve cevaplar şeklinde sürdürmenin daha açıklayıcı olacağı kanısındayım.

AVUSTURYA’DA DİN VE İNANÇLARIN TANINMASI SÜREÇLERİ NASILDIR?

Avusturya’da din ve inanç topluluklarının resmi kayıt ve dinsel topluluk olarak tanınması için iki aşamalı bir süreç ve statü bulunmaktadır.

1) Birincisi; başvuru şartlarını yerine getiren tüm din ve inançlara tanınan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) olma hakkıdır. Bu birinci aşamadır. Bu hakkı elde edenlere “Tüzel Kişilik” statüsü verilir. Bunlara “Kanunlarca tanınmayan dini cemaatler” denilir. Yani tam tanınma hakkı henüz verilmemiştir. AABF başvurusu tamda bu aşamadadır. Hatta 2013 yılında başvurusu kabul edilen “Avusturya Kadim Alevi İnanç Topluluğu”, “Bahailer”, “Hindular” gibi bazı din ve inanlar bu aşamadadır.

2) İkincisi ise, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluklar” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) Yani 1874 tarihli kanuna göre “Kanunlarca tanınmış dini Cemaatler” statüsüdür. Bu grupta yer alan dini topluluklarının da tanınması 2 ayrı kategoride ele alınıyor.

1) Tanıma Kanununa göre devlet tarafından özel bir statüyle tanınmış Kiliseler ve din toplumlarıdır.

2) Katolik Kiliseleri, Yahudi Cemaati, Protestan Kiliseleri gibi “Konkordat” gibi özel yasalarla tanınmış dinler ya da “İslam Gesetz” kapsamında tanınmış Avusturya İslam İnanç Toplumu ve Alevi İslam İnanç Toplumu gibi Müslümanların içinde aldığı statüdür.

AABF ise, İslam Yasasına göre değil, Tanınmış Din ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü elde etmenin birinci aşaması olan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) hakkını elde etmek için başvurmuştur.

Yani başvuru hukuksaldır ve eşit haklar kapsamından yapılmış bir başvurudur. Teolojik bir başvuru içermemektedir. Zaten yasa da teolojik bir başvurunun karşılığı yoktur.

AABF’nin kurumsal olarak “Devlete kayıtlı inanç topluluğu -Tüzel Kişilik” statüsü elde etmesine yol açan hukuksal karar, sanki teolojik bir karar verilmiş gibi yanlış anlaşmalara ve kafa karışıklığına yol açan tartışmalara dönüştü. Dolasıyla hukuksal kazanımın içeriği, sonuçları ve AABF’ye yüklediği yeni sorumluluk ve görevler yerine, konu “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” gibi tuzak tartışmalara çekilmeye çalışıldı.

Kendine Özgü Alevilik Tartışması Nereden Çıktı?

Avusturya’da bir inanç toplumu tanınmanın birinci aşaması olan “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft İslam Yasasına göre başvuru yapmak istiyorsa, kendi inancı ya da dini hakkında temel bilgileri içeren resmi başvuru tüzüğü başka bir dini ya da inanç toplumuyla aynı olamaz.

Hatırlayacağınız gibi AABF’ye ait Tüzüğü habersiz ve gizlice kullanan, Cem Vakfı çizgisindeki İslamcı bir grup “Avusturya Alevi İslam Toplumu” adına, 23 Mart 2009 tarihinde Din İşleri Dairesi (Kultusamt) başvuru yapmıştı. Kultusamt bu başvuruyu o zaman “Avusturya’da tanınmış bir İslami kurum var, ikinci bir İslam kurumu onaylanamaz” diye başvuruyu reddetmişti.

Din İşleri Dairesi (Kultusamt), AABF’nin yaptığı başvuruya da, benzer bir şekilde itirazda bulunarak; 13 Aralık 2010 tarihinde “Devlete kayıtlı Alevi İslam Toplumu ile aranızdaki farklar nedir” sorusunu yöneltti. AABF ise bu gurubun, kendileri tarafından hazırlanan, AABF’ye ait başvuru dosyasını çalarak, dosyanın başlıklarının “Alevi İslam-İslam Aleviliği” olarak değiştirilerek, kendilerinden gizlice başvurduklarını açıkladıktan sonra, kendi tüzüklerinde “Aleviliğin kendine özgü bir inanç” olduğunu, “İslam Aleviliği” gibi bir tanımın ve içeriğin kendilerini temsil etmediğini ifade etmişlerdir. Alevilere Diyanet gibi bir İslam dini “Kuran ve Sünnet” dayatmasının gerek hukukun evrensel kabullerine gerekse Avusturya Anayasasında güvence altına alınan din, vicdan ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu savunarak, AABF’nin “İslam Yasası” dışında “özerk” ve “bağımsız” bir Tüzel Kişilik olarak kaydının yapılmasını talep etmişlerdi. Bu talep ise kabul edilmiştir.

KARAR BAŞKA FİKİR BAŞKA

AABF Avusturya Anayasasında yer alan temel hak ve dini özgürlüklerin güvence altına alan yasal düzenlemelerde sunulan haklarını hukuksal olarak kullanmak ve kamusal alanda Aleviliği ve Alevilerin görünür, tanınır ve tanınması için oldukça önemli olan bir hukuksal kazanım elde etmiştir. Önemli olan da bu hukuksal kazanımdır.

Bu kazanım ilk aşama hukuksal olarak olmazsa olmaz olan ilk başvuru olup “kayıtlı olmak” ve “Tüzel Kişilik” statüsü etmekti. AABF’yi bekleyen daha ikinci aşama ve zorlu bir süreç vardır.

Dolaysıyla başta AABF olmak üzere AABK ve tüm Alevi kurumları ikinci aşama için hazırlık ve tartışma yapmalıdır. Bugün Alevilerin sorunu ve ihtiyacı “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” ya da sokakta/sosyal medyada “kendine özgü inanç” tartışması yapmak değildir.

Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak Avusturya’da, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluk” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) olarak tanınmak istiyorsa, bu kazanımın nasıl elde edileceği, bu kazanım elde edildikten sonra nasıl korunacağına kafa yorması daha elzemdir.

Çünkü AABF, şu an elde ettiği hakla, kamusal alanda aşağıda sıraladığım birçok hakkı kullanma hakkına sahip değildir.

Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak;

· Resmi olarak tanınmış din toplumu olmak,

· Kamu Tüzel Kişiliği statüsüne kavuşmak,

· Özerk yapı olmak,

· Okullarda Alevilik dersleri vermek,

· Müfredatını kendisi hazırlamak,

· Çalışma yasasından faydalanmak,

· Gelirler ve vergi kanunlarındaki muafiyet ve indirimlerden faydalanmak,

· Dedelerinin askerlikten muaf olmasını sağlamak,

· Alevilik eğitimi veren öğretmenlerinin istihdamını sağlamak,

· Özel Alevilik okulu açmak,

· Üniversitelerde Alevilik kürsüsü kurmak,

· Alevi dersi öğretmenlerinin yetiştirilmesi hakkını elde etmek,

· Alevi eserlerinin korunmasını sağlamak,

· Yazılı kaynakların hazırlanmasını organize etmek,

· Cezaevi, Hastane gibi kamu kurumlarında Ana ve Dedelerin Manevi hizmet sunmasını sağlamak gibi birçok haktan faydalanmak için;

AABF’nin ikinci başvuru hakkını elde etmesi ve bu sürece yukarda saydığım konularda hazırlık yapması gerekir. Bunun için de derhal Avusturya’da yaşayan Alevilerden 17-18 Bin civarında “Alevi Beyanı” için isim ve imza toplanmalıdır.

Akademik hazırlıkların yapılması için, çalışma gruplarının ve ihtisas komisyonlarının kurulmasına ihtiyaç vardır.

Bunun yolu da bir an önce Alevi toplumun gündeminde olmayan, Alevi inkarcılarının ve AKP’nin sığındığı “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” tartışmalarından uzak durup, yol hizmet ve AABF’ye destek için, yukardaki konularda fikir üretilmelidir.

Hangi Dini/inanç Toplulukları Tanınma ve Kayıt İçin Başvurabilir?

Kayıtlı bir dini/inanç toplumu statüsü elde edebilmek için belirli şartların yerine getirilmesi ve resmi başvuru yapılması gerekir.

Avusturya’da ikamet eden ve en az 300 kişinin bir araya gelerek, devlete kayıtlı dini/inanç toplumu olarak başvurabilir. Dini/inanç toplumunun kendini kanıtlanması için, dini toplum olduğunu, tüzüğünü, üye sayılarını, Avusturya’daki ikamet adreslerini içeren belgelerle başvuru yapabilir.

Bu tanınma ve kayıt için başvurular din ve inanç işlerinden sorumlu daireye yapılır. Devlete kayıtlı başka bir din ve mezheplere ya da yasal olarak tanınan bir kilisenin veya dini topluluğun üyesi olamazlar.

Resmi Kayıt ve Tanınma Başvurusunun Hukuksal Çerçevesi

Dini/inanç toplulukları kayıt ve tanınma başvurularını Avusturya Milli Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı (BMUKK) bünyesindeki Din İşleri Dairesi’ne (Kultusamt) yaparlar.

Avusturya anayasasının 15. ve 16. Maddeleri, dini toplulukları ve din ve vicdan özgürlüğünü kolektif bir din özgürlüğü düzenlenmiştir.

Anayasanın 15.maddesine göre “Tanınmış dini cemaatler”, kamuya açık alanlarında dini ibadetler ve ayinler düzenleyebilir. Fakat Anayasanın 16.maddesine göre de, Kanunen tanınmayan dini cemaatler ise kamuya açık alanlarda dini ibadetlerini yerine getiremezler. İbadet amaçlı ritüeller ve buluşmalar yapma hakkına sahip değiller.

Başvuru sahibi dini/inanç toplumunun resmi kayıt ve tanınma işlemleri iki aşamalı süreçten oluşuyor.

· Birinci aşama; Yasal İnanç toplumu statüsü

· İkinci aşama; Din Toplumu statüsü (Anayasa’nın 15. Ve 16. Maddeleri)

1. AŞAMA BAŞVURU SÜRESİ

Dini/inanç topluluklarının Tüzel Kişilik olarak resmi kayıt başvurusu için aranan şartlar;

· Tüzel Kişilik statüsü için “kayıt” başvuru yapan inanç kurumunun Almanca Tüzüğü. Bu Tüzük o inanç/din hakkında temel bilgileri içermelidir.

· Tüzükte temel insan hak ve hürriyetleri ile Avusturya Anayasasına aykırı bir madde bulunmamalıdır.

· En az 300 kişinin aynı inancına mensup olması ve başka bir inanca ya da dine ait olmadığını yazılı olarak sunması.

· Kamu düzenine ve diğer inançlara ve dinlere karşı negatif düşünceye sahip olmamak, herhangi bir dinin taklidini yapmamak. Mükerrer din yaratmamak.

· Avusturya ‘da 20 yıl boyunca kesintisiz faaliyet sürdüren dernek ve benzeri bir kurumsal yapıya sahip olmak.

· Tüzük ve bu tüzüğe göre üye olan üyelerin listelenmesi.

· Bu şartları yerine getiren her inanç ve dini topluluk, Din İşlerinde sorumlu olan Kultusamt dairesine başvuru yapabilir. Kultusamt yapılan başvuruyu 6 ay içerisinde karara bağlar.

· Eğer başvuru kabul edilmez ve red kararı verilirse, bu karara karşı itiraz hakkı bulunmaktadır.

 

 

· Eğer Kultusamt Tanınma Yasasına göre olumlu yönde karar verirse, o inanç/dini toplum kurumuna (derneğine) “Kayıtlı Tüzel Kişilik” statüsü hakkı verir.

· Bu karar ile birlikte o inanç grubuna “Kayıtlı İnanç Topluluğu” statüsü verilir. Ancak bu kabul tarihinden itibaren, bu hakkı elde eden dini/inanç topluluğu/kurumu başvuru onay tarihinden itibaren 10 yıllık bir denetim ve gözetim süreci altında tutulur.

· “Tanınmış Din Toplumu” statüsünü elde etmek ancak ikinci aşamaya geçmekle mümkündür.

· “Tanınmış Din Toplumu” statüsü elde etmek için, sadece birinci aşamadaki “Kayıtlı Tüzel Kişilik-İnanç Toplumu” statüsü hakkına sahip inanç toplumlarının dernekleri başvurabilir.

 

BİRİNCİ AŞAMA VE SÜREÇ SONRASINDA “TÜZEL KİŞİLİK” ELDE EDEN KAYITLI İNANÇ TOPLULUKLARIN HAKLARI

· “Tüzel Kişiliği” statüsüne sahip kayıtlı inanç toplulukları, Temel Yasanın (StGG) 15. Maddesine göre iç işlerini bağımsız olarak yönetme hakkına sahiptirler.

· Anayasanın 17. Maddesinin 3. Paragrafına göre, devlet okullarında din eğitimi alma ve verme hakkına sahip değillerdir.

· Kamusal alandan dini topluluk olarak varlıklarını sürdüremezler. Kendi toplulukları içinde kalmak zorundadırlar.

İKİNCİ AŞAMA VE SÜREÇ SONRASINDA KAMU TÜZEL KİŞİLİĞİ ELDE EDEN DİNİ TOPLULUKLARIN HAKLARI

· “Kamu Tüzel Kişiliği” statüsüne sahip dini topluluklar, Temel Yasanın (StGG) 15. Maddesine göre iç işlerini bağımsız olarak yönetme hakkına sahiptirler.

· Anayasanın 17. Maddesinin 3. Paragrafına göre, devlet okullarında din eğitimi alma ve verme hakkına sahiptirler.

· Kamusal alandan dini topluluk olarak varlıklarını sürdürebilirler. Avusturya’da, yasal olarak tanınan kiliseler ve dini topluluklar, kamu hukuku kapsamında “Tanınan Din” ve “Kamu Tüzel Kişiliği” statüsüne sahiptirler. Bu ikinci aşama ve süreç sonrasında elde edilen haktır.

Peki İkinci Aşama olan “Yasal Din Toplumu” Statüsünü Elde Etmek İçin Başvuru Kriterleri Nelerdir?

· “Yasal Din Toplumu” statüsü elde etmek için, birinci aşamadaki “Yasal İnanç Toplumu” statüsü hakkına sahip olmak.

· Yasal İnanç Toplumu olarak, bu inanca mensup nüfusun, Avusturya Nüfusunun (son nüfus sayımına göre) binde ikisini oluşturması.

· Bu nüfusun Avusturya’da en az 12 aydan fazla ikamet etmiş olması.

· Anayasaya ve kamu düzenine uyumlu olması.

 

Avusturya’da “Yasal Din Toplumu” statüsünü elde etmiş ve resmi olarak tanınmış 16 Din Toplumu vardır.

Şu an itibariyle Avusturya’da yasal olarak “Tanınmış Kiliseler ve Dini Topluluklar” ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsüne” sahip kilise ve dinlerin isimleri şöyledir.

· Avusturya Eski Katolik Kilisesi

· Avusturya Ermeni Apostolik Kilisesi

· Avusturya Protestan Kilisesi A. B. ve H. B.

· Avusturya Protestan-Methodist kilisesi

· Rum-Ortodoks (= Ortodoks) Kilisesi

· Avusturya İslam Dini Topluluğu Musevi Cemaati

· Katolik Kilisesi

· Avusturya „Ahir zaman Azizleri Hristiyan İsa Kilisesi “

· Avusturya Kıpti-Ortodoks-Kilisesi

· Avusturya Yeniapostolik-Kilisesi

· Avusturya Budist Dini Topluluğu

· Avusturya’daki Süryani-Ortodoks-Kilisesi

· Yehova Şahitleri

· Avusturya Alevi İslam İnanç Topluluğu

· Özgür Kiliseler Dini Topluluğu

Tüzel Kişilik ile Kamu Tüzel Kişiliği Kazanma Arasındaki Fark Nedir?

Devlete kayıtlı İnanç Toplumu ve Devletçe Tanınmış Dini/inanç Toplumu statüsü elde etmek için iki aşama ve iki yol vardır.

Tüzel Kişilik

Avusturya’da daha önce kanunla tanınmayan her dini ya da inanç toplumu taraftarları “devlete kayıtlı dini toplum” oluşturmak için bir araya gelebilir ve dernek kurabilirler. Başvuru şartlarını yerine getiren her dini/inanç toplumu tanınma ve kayıt için yaptıkları ilk başvuruları kabul edildiği durumda kendilerine “Tüzel Kişilik Statüsü” hakkı verilir. Bu süreç birinci aşamadır.

Ancak “Tüzel Kişilik Statüsü” ile yasal olarak tanınmış kilise ve dini topluluklar, ikinci aşamaya geçen süreci tamamlamadan, “Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü” hakkına sahip değildirler. Kamu Tüzel Kişiliği ikinci aşamada elde edilir ya da duruma göre edilemez.

Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü

“Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluk” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) olarak tanınırlar. Devlet ile daha yakın kurumsal işbirliği içinde olup, bir tür “yarı kamu kurumu” gibi, kamusal alanda bir çok haktan faydalanırlar.

Kamu Tüzel Kişiliği statüsü, devlet tarafından tanınmış dini topluluklara verilmiş bir tür hukuki partnerlik statüsüdür. Bu statü ile devlet, dini topluluklarla ilişkilerini düzenler. Resmi olarak tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği elde eden dini topluluklara tanınan haklar şunlardır:

· Kamusal alanda ve açıktan ibadet hakkı

· Kendi üyelerini temsil etme hakkı

· Kamu kurumu olma hakkı (Körperschaft des öffentlichen Rechts)

· Kendi iç işlerinde özerklik hakkı

· Vakıf ve fonları koruma hakkı ve özel okul açma hakkı.

· Bu ve benzeri birçok hakka sahiptirler.

· Bu haklar nasıl ki, yasa ile veriliyorsa, yasalara aykırılık söz konusu olduğunda verilen bu hak yine geri alınabilir.

 

AVUSTURYA’DA DİN, VİCDAN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR ÖZET BİLGİLER

Avusturya’da Anayasal Din Özgürlüğü

Avusturya’nın kendine özgü bir “din özgürlüğü hukuku” mevcuttur. AB üyesi olan Avusturya’nın, diğer Avrupa ülkelerine göre farklı bir sistem ve yasal dayanak kurarak din ve inanç özgürlüğünü sağlamayı tercih etmiştir.

Bir yanda 1912 tarihli ve 2015 yılında son değişiklikleri yapılan Avusturya Yeni İslam Yasası ile “Müslümanların din özgürlüğü” alanını ve sınırlarını belirleyen hukuksal hükümler mevcuttur.

Diğer yandan ise Anayasal ve kanunlarla belirlenmiş diğer genel din ve inanç özgürlüğünü düzenleyen hukuksal çerçeve mevcuttur.

· Avusturya’da “Devletin Kilisesi Yoktur.”

· 21 Aralık 1867 tarihli Avusturya Anayasası “devlet tarafından tanınmış bütün dini cemaatlere” bazı temel hakları tanımayı hükme bağladı.

· Bu hakların uygulamaya başlanması ancak 7 yıl sonra 1874’de kabul edilen “Tanıma Yasasının” yürürlüğe girmesi başlamıştır.

· Bu haklardan ilk yararlanan ise, 1877 tarihli İlk (Eski) Katolik Kilisesi (Altkatholische Kirche) olmuştur.

· Yahudiler ise 1890 yılında aynı haklara sahip oldular.

· Avusturya Anayasasında Din Özgürlüğü Avusturya cumhuriyetinde, din ve vicdan özgürlüğünün temel dayanağı, 1867 tarihli devlet anayasasının 14. Maddesine kadar gider.

Avusturya’da din, vicdan ve inanç özgürlüğünün hukuksal çerçevesi ve temel dayanakları şöyledir.

1) Staatsgrundgesetz (Temel Vatandaşlık Hakları Anayasası)

2) Bundes-Verfassung (Federal Devlet Anayasası)

3) Bundesgesetz über die Rechtspersönlichkeit von religiösen Bekenntnisgemeinschaften (Federal Dini İnanç Topluluklarının Statüsü Kanunu)

4) Ayrımcılığa karşı yasa (Interkonfessionellengesetz)

5) İslam Yasası (İslam Gesetz) Sadece İslam mezhepleri için geçerlidir.

Temel Vatandaşlık Hakları Anayasası Avusturya’da yaşayan/ikamet eden her kişi, serbestçe, hangi dini cemaat üyesi ya da hangi kilise üyesi olacağını serbestçe seçebilecek, serbest bir şekilde de bu dini cemaat üyeliğinden geri çıkabilecektir ya da hiçbir dini cemaate üye olmayacağına güvence altına almıştır.

· 1867 tarihli Anayasa’nın 14.maddesi “Bireysel din özgürlüğü”nü güvence altına alarak “herkesin inanç ve vicdan özgürlüğü garanti altındadır. Vatandaşlık haklarının ve siyasi hakların kullanılması, dini inançla bağlı olmaksızın kullanılır. Fakat dini inanç ve vicdani kanaatler, vatandaşlık ödevlerinin yerine getirilmesine engel olamaz. Hiç kimse herhangi bir kilisenin ayinlerine ve törenlerine katılmaya zorlanamaz” denilmektedir.

· 1867 Avusturya Anayasası, “Kanunen tanınmış dini cemaatler” ve “Kanunen tanınmayan dini cemaatler” olmak üzere iki farklı statü düzenlenmiştir. (1867 tarihli anayasadaki din özgürlükleri Avusturya anayasa hukuk sistemi içinde sayılır.)

· Avusturya anayasası 15. ve 16. Maddeleri, dini cemaatlerin din özgürlüğü, daha doğrusu kolektif din özgürlüğü düzenlenmiştir.

· Anayasanın 15.maddesine göre; “kanunen tanınmış dini cemaatler, kamuya açık alanlarında dini ibadetler ve ayinler düzenleyebilir.”,

· Anayasanın 16.maddesine göre de; “Kanunen tanınmayan dini cemaatler ise kamuya açık alanlarda dini ibadetlerini icra edemeyecekler ya da ibadet maksatlı ayinler düzenleyemezler”

Tanınmış Dini Topluluklara Din Eğitimi Hakkını Düzenleyen Anayasa Maddeleri

Avusturya’da din derslerinin hukuki dayanağını, devlet kuruluş yasası olan (Staatgrundgesetz 1867) göre belirlemektedir. Devlet Kuruluş Yasasının;

15. Madde (StGG) “Tanınan her kilise ve dini cemaat devlet okullarında din özgürlüğüne sahiptir. Cemaatler işlerini kendileri organize ve idare ederler. Cemaatler kendi kültürlerinde, ders ve hizmetlerinde özgürdürler, fakat her toplum ferdi gibi onlar da işlerini mevcut yasaları içerisinde yürütürler.”

17. Madde (StGG): “Devlet okullarındaki din derslerinin sorumlusu tanınan kilise veya dini cemaattir.”

NOT: Mevcut Anayasanın 149. maddesine göre, 1867 tarihli devlet kuruluş yasası anayasanın bir parçasıdır.

Kaynak: Birgün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.