Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

SİVAS KATLİAMINI DAHA FAZLA KAŞIMAYALIM” DEDİLER

Çeyrek yüzyıl boyunca, 2 Temmuz’da Sivas’a gidip hakka yürüyenleri andığımızda zalimler rahatsız oldular!

Ellerini vicdanlarına koyup, empati yapmadılar.

Özellikle bu sözüm, Cem vakfının ONURSUZ BAŞKANI İZZETTİN DOĞAN’A dır!

Sürekli basına demeç veriyordu.
Sivas’ı unutulam!
Avrupa’daki alevileri hedef tahtasına oturttular.

“Niye bu yarayı kaşıyorsunuz” dediler!
Yol düşmanlığını tekrar tekrar gösterdiler!
Hürriyet Gazetesi zamane genel yayın yönetmeni, Ertuğrul Özkök aynı zırvalıkları yazıp durmuştu.
“Bu yarayı kaşımayın!”

Tüm irticacı gazete ve teveler koro halinde aynı nakaratı tekrarladılar. Hatta daha da ileri gittiler, suçluluk psikolojisiyle sağa sola iftira attılar. Güya Muhlis Akarsu, Arif Sağ’ın kurşunuyla öldürülmüştü.
Sadece şunu demedikleri kaldı.
Aleviler birbirlerinin üzerine gaz döküp, kendilerini yaktılar.

İyi ki her şey kameraların gözü önünde olmuştu.
Bu husus içimizi yaksa da, iyi olmazsa da, her şey dünyanın gözü önünde canlı-canlı ekranlara geldi.

Alevilerin ön atası Mazdek’den beri zalimlerin, iftirası hiç değişmedi.
Kızılbaşlar “Ana, bacı, kardeş tanımazmış!”

Şah Khures baba, oğlu şah Haydar’a demiştir ki, oğlum sen düzgün dur, düzgün duvar yıkılmaz.
Bu söz kulağımıza küpe oldu.
Biz hep Düzgün durduk.
Onların iftiraları, onların ayaklarına dolandı.
Etme bulma dünyası dedikleri bu olmalı!
Ensar Vakfını hatırlatmaya gerek var mı?
Nice-nice ensarlar var!

Sivas katliamına geri dönelim.

Bizim taleplerimiz çok çok insancıldı.
Ecelsiz,hakka yürüyen canlarımızın yakıldığı yerde bir mum yakmaktı.
Onlar gibi semaha dönmek istedik.
Pir Sultan gibi erkan sürmek istedik.
Yeni Sivas’ların olmaması için insanlığa çağrı yaptık.

Kırmadık, dökmedik.
İntikam yeminleri etmedik.
Kısasa kısas dememiştik.
Hatta büyük bir provokasyon olan, Başbağlar katliamını da kınadık. Lanetledik! O katliamın da tüm detaylarıyla aydınlığa kavuşturulmasını istedik.

İncinsen incinmeyenlerdeniz!

Biz, Madımak otelini , utanç müzesine dönüşmesini istedik.
Diri-diri insan yakmayı, görmezlikten gelmek uygarlık tarihine ihanet sayılmalıdır.
Bu katliam, Hitlerin gaz odalarındaki kırımından daha beterdi.
Çünkü, o dönem kitle iletişim araçları yoktu.
Koşullarda tamamen farklıydı.

Dolayısıyla her 2 Temmuz’da haykıracağız.

Unutmadık!
Hatırlatmak, duyarlılık ve hümanizmi aşılamaktı amacımız!

Onlar insanların yakıldığı yerde, taleplerimize rağmen oteli kebap salona dönüştürdüler.

Sanki kabus gibiydi her şeydi.
Sanki kötü bir şaka idi…
Hayır, hayır her şey canlı ve gerçekti!
Orada aydınlar, yazarlar, çocuklar, ocakzadeler, ozanlar yakılmıştı.
Kısacası insanlık yakılmıştı!

İnsan eti kokusu, bütün şehre sinmişti.
Nasıl kebap salonu yaptınız orayı?
Nasıl yediğiniz etleri, mideniz sindirdi?
Bu ne çeşit bir barbarlık?
Yamyamlığa geri dönüşüm mü?
Bu konu sosyolojik meseledir.
Mutlaka vicdan sahibi olup, alevi olmayanlar da utandılar, bu durumdan! Tanrı vicdandır!
Sadece katiller, Yezidler ve yol düşmanı İzzettin Doğan arlanmadı!

Israrla mücadelemizi sürdürdük.
Kebap salonunu kapattırdık.
Orayı derme çatma bir müzeye dönüştürerek, meseleyi egemenler kapatmak istediler.
Katillerin isminin en başa yazıldığı sözde müzede, bu yangın böyle basit sönmez!
Güya taleplerimizi kabul ettiklerini, alevi açılımlarıyla anlattılar.
Ama hepsi güzel ambalajlanmış, gönül okşayıcı zehirli şerbetlerdi. Tadına bakan, belleğini yitiriyordu.

Sözde alevi açılımlarında bizim adımıza alevilik tanımlaması yaptılar…

Bizi, bize bırakın.
Biz neye inanıyorsak, odur kutsalımız.
Ki biz basit bir inanç değiliz sadece.
İçinde felesefesi, edebiyatı, hak mahkemesi, insan hakları, savaşta esir hakları, çocuk hakları, toplumda kadın hakları olan engin bir cehveriz. Bilimsiz yolu, cehalet saymışız. Ol sebeple semah döneriz. Bilimle donanmış pirlere, insanı kamil demişiz.
İnsanlığa, doğaya, her türlü canlıya hizmeti ibadet saymışız.
Şekilci ibadet, sevgi dini (yolu) olamaz.
Semah ile yolumuzu bilime bağlamışız.
Gerçeğe hü diyerek, Hakikat yolunu, yol eylemişiz.
Aşka düşmüşüzdür.

Evren bu aşkı ile yanıp tutuşuyor.
Kahinatın semahı, bu aşkla vardan, var oldu!

Yer gök, semah döner
Ya ben niye dönmeyeyim
(Pir Sultan)

Sivas katliamını, zaman aşımına uğratarak “vatana ve millete hayırlı olsun” kıvamına soktular.
Devran sizin.

Pir Sultan yine aldı eline telli kuranı.
Söyledi ayetini.

Yürü bre Hınzır paşa
Seninde çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir

Buydu taleplerimiz ve en insani taleplerimize kulak tıkadılar.

Şimdi niye “bu yarayı kaşıdığımızı(!)” anladınız mı?

Evet tedirginiz! Aziz Nesin’in dediği gibi bu insani duygudur.

İnsanca ve kardeşçe bir arada yaşamak istiyoruz.
Bu ülkede bir tek Cem Vakfı Onursuz başkanı İzzettin Doğan tedirgin değil. Nedeni ise gayet iyi anlaşılıyor.

Esasen her şeyin farkında.
Ama çamura yatıyor. Pislik içinde…
Padişaha, vezirler gibi akıl dağıtıyor.
Onursuz Başkan İzzettin Doğan sessiz bir alevi katliamı yapmaktadır. Rahat olması bu yüzden!

Cami-cemevi projesi İzzettin Doğan ve Fetullah Gülen eseridir. Gülen, Fetö olduktan sonra, cami-cemevi projesi patenti resmî olarak onursuz başkana kaldı.
İzzettin Doğan’ın, tarikatlar babında partnerleri sadece değişti
Amaç sessiz katliamı sürdürmekse, projenin kime ihale edildiği teferruattır. Yeter ki, aleviliğin kökü kurutulsun! Mantık bu.

Aleviler matrix’ten çıkmaya çalışınca, eski metodlar devreye sokuluyor. Evlerimizi çarpılmaya başlıyorlar. Kanlı yada kansız siz biteceksiniz demek istiyorlar!

Bizim başımıza her an Sivas, her an Maraş gelebilir!
Biz aleviler tedirgin bir balık gibiyiz.
Yada tedirgin bir güvercin misali.
Fakat bu sözlerimden korkudan dizlerimizim bağı koptuğu manası sakın çıkmasın.
Biz barış güvercini uçsun dünyada diyenlerdeniz.
Savaşlara tarih boyunca karşı çıkmışız.
Cana kıymayı düşkünlük sebebi saymışız.
Alevileri tarihini bilenler bilir. Anlatmama gerek yoktur.
Yeri gelir mazlumun hakkını almak için Pir Mazdek, Eba Müslüm Horasânî, Battal Gazi, Baba İshak, Baba Resul, Şah İsmail, Şah Kalender, Pir Sultan, Nesimi, Köroğlu, Şeyh Bedrettin, Şeyit Rıza damarımız şahlanır. Böylede tarihsel bilincimiz vardır. Yar ve yaradan Ali mazlumun yanındadır.

Eğer ana Muhalefet partisi Genel başkanının, can güvenliği kolluk kuvvetleri arasında yoksa, mesaj Hulisi Akar’ın dediği gibi yerine ulaşmıştır. Ki Kılıçdaroğlu’da Dersim’liliğini atıp, Tunceli’li olmuş. Baba Khures evladı olduğunu inkar edip, Seyyid Mahmut Hayrani evladı olmasına rağmen. Bunlardaki gaz sıkışmasının esas nedeni, sonun başlangıcının görünmesinden ötürüdür.

Ankara Çubuk’ta yaşanılanlar, yeni Sivas katliamı tatbikatıdır. Bunun farkında olalım. Dolayısıyla bir olalım, iri olalım, diri olalım ve örgütlü olalım.

Toplumsal mitingler düzenlenerek linç kültürü protesto edilmelidir. 1 Mayıs büyük bir fırsattır.
Birleşebilecek tüm demokratik güçlerle birleşilmelidir.

Toplum ancak böyle birbirileriyle kucaklaşır ve katliamların önü alınır!

El-ele, el hakka.
Dert bizde, derman halkımızda!

Şah Ali Hadar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir