Alevilere Yönelik Nefret Suçlarına Karşı Sessiz Kalmayalım
⌈Erkan Ceylan⌉
Türkiye, hem siyasal hem de toplumsal açıdan kritik bir eşikte. Bir yanda “yeni anayasa” söylemleriyle yeniden şekillenecek bir toplumsal sözleşme konuşuluyor; diğer yanda ise Alevilere yönelik açık ve sistematik bir nefret kampanyası sürdürülüyor. Bu iki gelişme arasında dikkat çekici bir ortaklık var: Aleviler her iki zeminde de yok sayılıyor.
Son haftalarda, özellikle CHP kurultayı ve yerel seçimler sonrası sosyal medyada Alevilere — özellikle de Dersim kökenli yurttaşlara — yönelik ağır, organize ve sistematik bir linç kampanyası yürütüldü.
“Dersim lobisi”, “Tunceliler belediyelere doluştu”, “Alevileri bu partiden temizleyeceğiz” gibi söylemler yalnızca trol hesaplardan değil; akademisyen kisvesine bürünmüş kişilerden, gazeteci maskesi takan figürlerden ve kimi “muhalif” medya mensuplarından da yükseldi.
Bu yaşananlar sadece bir “fikir beyanı” değil, doğrudan nefret suçudur. Alevi kurumları bu nefret suçları karşısında cılız tepkiler göstermekle yetinmemelidir. Yolumuzu, inancımızı ve Alevi toplumunu hedef alan nefret suçlarına karşı hem hukuksal zeminde hem de toplumsal tavır alış bağlamında güçlü ve caydırıcı bir mücadele yürütmelidir.
Nefret Suçlarına Karşı Daha Etkili ve Sonuç Alıcı Bir Mücadele Yürütülmelidir.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) başta olmak üzere birçok Alevi kurumu nefret suçlarına karşı kitlesel basın açıklamaları yaparak ve dönem dönem de suç duyurusunda bulunarak hukuksal zemini de kapsayan bir mücadele yürütüyor. Fakat bu mücadele çok cılız olduğundan dolayı caydırıcı bir etkisi olmuyor. Bu durum hızlı bir şekilde aşılarak nefret suçlarına karşı daha etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yürütülmelidir. Bu, yolumuza ve toplumumuza karşı Alevi hareketinin bir an önce yerine getirmesi gereken bir yol görevidir!
Emekçilerinin Haklı Mücadelesini Desteklemeliyiz
Alevi kurumları, KRT grevine dair dayanışma mesajı paylaşabiliyor, iyi de yapıyorlar. KRT emekçilerinin haklı mücadelesini tabii ki desteklemeliyiz. Emekten yana olmak ve insani dayanışma göstermek her zaman değerlidir.
Ama mesele tam da budur. Peki, Alevilere yönelik böylesine yoğun bir baskı ve nefret suçu karşısında neden aynı duyarlılık gösterilmiyor? Eleştirimiz bunadır.
Alevi Kurumları Ne Yapmalı?
Bugün Türkiye’de Aleviler:
-
Zorunlu din dersleriyle inanç baskısına maruz kalıyor,
-
Cemevleri hâlâ yasal statüden yoksun,
-
CEDES projeleriyle çocukların kimliği kuşatma altında,
-
Kamuda dışlanma ve kadrolaşmada ayrımcılığa uğruyor,
-
Sosyal medyada ise doğrudan hedef alınarak adeta “istenmeyen unsur” gibi linç ediliyor.
Bu tablo ortadayken, Alevi kurumlarının etkili ve sonuç alıcı bir mücadele sürdürmemesi, hem Alevi kurumlarının kitleselleşmesinin önünde bir barikat işlevi görüyor hem de Alevi toplumunun kurumlara güven duymasını ciddi manada zedeliyor. Alevi hareketi, bu durumu ancak güçlü bir toplumsal özgürlük mücadelesi hamlesini başlatıp sürdürerek aşabilir.
Bunun için, Alevi hareketi en başta mevcut kadro ve yönetici yapısında köklü değişimler yaratacak çalışmaları zaman kaybetmeden hemen başlatmalıdır. Çünkü bugünü ve geleceği şekillendiren, çağımızdaki gelişmelerle bütünleşen nitelikli, güçlü, mücadeleci kadro ve yöneticiler olmadan bu süreci tersine çevirmek asla mümkün değildir. Bunlarla birlikte güçlü bir Alevi kadın hareketi ve güçlü bir Alevi gençlik hareketi mutlaka oluşturulmalıdır. Alevi hareketinin geleceğe güçlü adımlarla yürümesi, kitleselleşmesi ve eşit haklar mücadelesini sonuç alıcı hamlelerle yükseltmesi için bunlar mutlaka yapılmalıdır.
Yeni Anayasa Tartışması: Aleviler Nerede?
Türkiye’de “yeni anayasa” tartışmaları yeniden ısıtıldı. Ancak ortada ciddi bir soru duruyor:
Aleviler bu sürecin neresinde olacak?
Eşit yurttaşlık, laik ve bilimsel eğitim, Diyanet’in kaldırılması ya da dönüştürülmesi, cemevlerinin tanınması ve kamu kadrolarında temsiliyet gibi tarihsel talepler ne olacak?
“Yeni anayasa” tartışmalarının Türkiye’nin gündemine sokulduğu bu süreçte, Alevi kurumlarından bu konularda ne bir kampanya, ne bir öneri, ne de kamuoyuna yönelik güçlü bir açıklama duyduk.
Aleviler, bu ülkenin kurucu unsurlarından biri olmasına rağmen anayasal düzeyde hâlâ görmezden geliniyor.
Eğer etkili bir mücadele yürütülmez ise ne yazık ki ”görmezden gelinme” devam edecek gibi görünüyor.
Kurumlar Ne İçin Var?
Buradaki mesele tek tek kişiler değil, Alevi kurumsallığının bütünüdür:
-
Genç kuşaklarla güçlü bağlar kuramayan,
-
Güçlü bir Alevi kadın hareketi yaratmanın uzağında duran,
-
Dijital mecralarda görünür olamayan,
-
Yerel örgütlülüğü zayıf,
-
Hak mücadelesinde etkisiz kalan yapılar artık sorgulanmak zorundadır.
Kurum olmak yetmez; ses olmak gerekir.
Yoksa geriye sadece tabela kalır.
Son Söz
Alevi toplumu, tarih boyunca katliamlara, inkâra, ayrımcılığa ve baskıya karşı direnerek bugünlere geldi.
Bugün de aynı direnç hattının kurulması gerekirken; kurumlar sessiz.
Oysa bu bir suskunluk dönemi değil, bir direnç seferberliği dönemi olmalıydı.
Kurumlar bunun öncüsü olmalıydı.
Olmadı.
Ama hâlâ geç değil.
Konuşarak, dayanışarak, örgütlenerek yol alınır.
Çünkü tarih, suskunları da, suskunluğu da yazar.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler