Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

İKİNCİ YÜZYILA GİRERKEN ASİMİLASYONUN YENİ BİÇİMİ: İNANÇSAL FOSİLLEŞTİRME (1)

⌈Özgür Kaplan ⌉
Devlet, Aleviliği yaşayan bir inanç ve toplumsal direnç geleneği olarak değil; folklorik ve fosilleşen bir “kültürel öge” olarak göstermek istiyor.
“Saz çal, semah dön ama asla En-el Hakk, Rıza Şehri, 72 millet deme…
Türkü söyle ama sakın Pir Sultan Abdal olma!”
“Senin için mahallende, köyünde cemevi yapalım; elektrik faturanı ödeyelim, halıfleks, boya ve bir de maaş verelim ama o cemevinin adı asla ‘ibadethane’ olmasın!”
Tüm bunlar ve daha fazlası gösteriyor ki devlet, Alevileri dışarda bırakarak “Aleviliği devletleştirmek” istiyor. Alevileri muhatap almıyor; çünkü çok iyi biliyor ki gerçek bir Alevi yalnızca kendisi için değil, 72 millet için özgürlük ister. Tüm inançlar adına özerk, bağımsız ve eleştirel bir akıl taşır.
Bizim bu tarihsel gerçekliğimizin karşısında devlet aygıtı, kendine “makbul Aleviler” yaratmak uğruna yüzyıllardır çalışıyor. Bir tarihsel klasik haline gelen şey ise, günün sonunda Alevilik tanınmış gibi gösterilirken aslında Aleviler dışlanıyor.
Bu, tıpkı Osmanlı’da Aleviliğin yasaklanıp yerine saray versiyonu olan “Yeniçeri Bektaşiliği”nin yaratılması ve dayatılması gibidir.
Alevisiz Alevilik dilsiz ve kulaksızdır. Çünkü bu, devletin Alevisi olmaktır. Orada dede-ana susturulur, görgü ortadan kaldırılır, rızalık kurumu işlevsizleştirilir. Simgelerimiz ve sembollerimiz, ideolojik argümanlara dönüştürülür. Bu, yüzyıllara yayılmış ontolojik bir gasptır: İnancımızın ruhunu çalıp kabuğunu siyasete giydirmektir.
“Tarihinizi tanırız ama inancınızı tanımayız” demektir.
İnancımızdan gelen zalimin zulmüne karşı direnme geleneğimizi inkâr etme koşuluyla, kendi öz tarihinizi ancak devletin tarif ettiği güzergâh üzerinden gidip araştırabilirsiniz. Fakat dönerken yanınızda herhangi bir şey getiremezsiniz. Eğer ısrar edeniniz olursa, bagajı biz dolduracağız deniliyor.
Bir şeyden çok eminiz: Bu zorbalık atalarımıza misliyle yapıldı ama onlar saraya teslim olmadılar. Eğer bizler buna teslim olursak, sonuç dili kesilmiş, kulakları sağırlaşmış, işaret diline mahkûm edilmiş ve birbirini anlamayan-duymayan Aleviler topluluğu olacaktır.
Çünkü devlet, “Alevilik tarihsel bir kültürdür” diyerek; bugün kanlı-canlı yaşayan inancı, yani yol erkânı, pirlik-dedelik, cem, görgü, semah, nefes gibi unsurları inkâr etmeye devam ediyor. Tüm bu unsurların içini boşaltarak halka ait olanı “resmî hizmete mahsustur” etiketiyle tekeline almaya çalışıyor.
Alevi tarihini tanıyormuş gibi yaparak, Alevi bilincini ve hak talebini düşmanlaştırıyor. Aslında Alevisiz Alevilik, devletin kendine karşı duyduğu ruhsal güvensizliğin açığa çıktığı alanlardan biridir. Tam da burada kendini açığa verir: Halkına güvenmeyen, onun inanç bütünlüğünden korkan bir ruh hâlidir bu. Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi… Tıpkı günümüzde özellikle Ortadoğu ülkelerinde görüldüğü gibi…
Tekçi ve inkârcı politikalardan beslenen bir devlet, Alevilikle barışamaz. Çünkü Alevilik biat etmez. Çünkü Alevilik sorgular, rızalık ister. Her iktidarın karşısına tüm canlılar için eşitliği koyarken, inançların huzuruna ise En-el Hakk ile çıkar. Vahdet-i vücûd der, varlık birliği der.
Bu nedenle, işte o devlet Alevisiz Alevilik yaratmak için tüm imkânlarını seferber eder. Çünkü o da bilir, biz de biliriz ki:
Alevisiz Alevilik, tıpkı halksız demokrasi, akılsız bilim, vicdansız hukuk gibidir.
İçi boş, kabuğu parlak ama ruhu ölmüş şatafatlı bir gösteriden ibarettir.(…)
(3 Temmuz 2025)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir