Her Şey Değişiyor Ama Alevi Düşmanlığı Değişmiyor
⌈Aziz Tunç⌉
Suriye’de Alevilere yönelik soykırım devam ediyor. Yeniden harekete geçen HTŞ ve DAİŞ çeteleri bir kez daha Alevi toplumuna saldırmıştır. Humus’ta başlayan saldırılarda çok sayıda insanın katledildiği belirtilmektedir. HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Suriye’yi ele geçirmesinden bu yana Aleviler, Dürziler ve DAİŞ’çi olmayan bütün topluluklar sürekli ve sistemli olarak katliama, soykırıma tabi tutulmaktadır.
Sahiden neden Aleviler soykırıma tabi tutuluyorlar? Bu sorunun cevabı gerçeğin anlaşılması açısından önemli ve değerlidir. Çünkü bu sorunun doğru yanıtı, sadece Alevilerin neden katledildiklerinin anlaşılmasını sağlamakla kalmayacaktır. Aynı zamanda Aleviliğin neden bu denli değerli olduğunun, bu denli özgün olduğunun anlaşılması da bu soruya verilecek cevapta gizlidir. Toplumların tarihsel evrimine en özet haliyle bakıldığında bu gerçeğin anlaşılması mümkün olacaktır.
Ortaçağ koşullarında her dinden ve her etnik kökende toplumun birlikte yaşadığı siyasal egemenlik biçimleri bulunmaktaydı. Bunların küçük, yerel ve lokal olanlarına Beylik, Mirlik, Derebeylik vb. denirdi. Büyük devletlere ise imparatorluk denildiği bilinmektedir.
Bu dönemde de toplumsal farklılıklar bulunmaktaydı. Bu farklılığa göre ezenler–ezilenler, sömürenler–sömürülenler ve bu kesimler arasında mücadeleler vardı. Zorbalar, gaspçılar ve yağmacılarla bu tutumlara karşı direnenler arasında sayısız direniş ve isyan yaşanmıştır. Dönemin tarihinde ve dünyanın her karış toprağında bu mücadelelerin izlerine rastlamak mümkündür.
Bu dönemin devletlerinin içinde genellikle İslam dininin egemen olduğu, bazen Hristiyanlığın veya Yahudiliğin etkin olduğu, aynı zamanda Alevi ve benzer inançlarda toplulukların da yaşadığı devletler ve coğrafyalar bulunmaktaydı. Bu coğrafyalarda Aleviler ve benzer inançlara sahip topluluklar en büyük düşman olarak kabul edilmişlerdir.
Yüzyıllar boyu Selçukluların, Osmanlıların, Abbasîlerin ve o dönem daha nice devletin, daha sonra da günümüzün mevcut devletlerinin Aleviliği yok etmek istemelerinin nedenleri bunlardır. O dönemde her egemen, sömürücü, zorba devlet Aleviliğin varlığını kendi varlığına karşı bir tehdit olarak kabul etmiştir. Böyle olunca da Aleviliği ve Alevileri yok etmek söz konusu devletlerin asli görevi olarak ortaya çıkmıştır.
Buna karşı Aleviler veya benzer inançları sahiplenen, savunan toplumsal kesimler bu saldırılara boyun eğmemiş, direnmişlerdir. Gün olmuş Ortadoğu’da Babek olmuşlar, gün olmuş Hürrem olmuşlar, Kameti olmuşlar, Hasan Sabbah olmuşlar; gün olmuş Anadolu’da ve Balkanlar’da Pavlikanlar, Bogomiller, Baba İlyaslar, Kalender Çelebiler, Pir Sultanlar; Avrupa’da Mazdek olmuşlardır. Ama her durumda ve her coğrafyada direnmişlerdir.
Kapitalist sistemin insanlığın hayatına hâkim olmasıyla birlikte o güne kadar devam eden devlet formu değişmeye, ulus devletler doğmaya başlamıştır. Kapitalizmin ilkel aşamasının ihtiyaçlarını karşılayacak olan “ulus devlet” formu bir süre sonra dünyanın önemli bir kısmında toplumsal hayatta baskın olmaya başlamıştır.
Kapitalizmin ve ulus devletlerin hâkimiyeti koşullarında da özellikle Alevi düşmanlığı kesintisiz devam etmiştir. Özellikle İslam dininin egemen olduğu ve Alevilerin yaşadığı her coğrafya parçasında milyonlarca Alevinin veya benzer inançta olan toplumların kanı akıtılmıştır. Bunun yanında İslam olmayan toplulukların yoğun yaşadığı bölgelerde de Alevi soykırımlarının yaşandığı görülmektedir.
Açık olan şudur ki Alevi toplumu yüzyıllardır, her toplumsal sistemde, egemen olan her türlü devlet tarafından aralıksız soykırımlara maruz kalmıştır. Türk devleti, Irak ve Suriye gibi Arap devletleri, İran gibi Fars devleti ve Balkan devletleri Alevilere değişik zamanlarda, değişik düzeylerde soykırım uygulayan devletler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu gerçeklik tesadüf olabilir mi? Ya da özgün bir gelişmeden kaynaklanmış olabilir mi? Elbette bunların hiçbiri değildir. Farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda yapılan Alevi katliamlarının tesadüf olduğu söylenemez. Aynı şekilde ve aynı nedenlerden dolayı Alevilerin soykırıma tabi tutulmasını gerektiren özgün bir nedenden de söz edilemez.
Alevilerin yüzyıllar boyunca egemen devletler tarafından hedef alınmasının, soykırımlara ve katliamlara maruz bırakılmalarının temel nedeni Aleviliğin inançsal, sosyal, siyasal ve felsefi özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Aleviler, insanlığın ilk dönemlerinde yaşanan “ortaklaşmacı toplumsallığı” sürdürmeye çalıştıkları için hedef alınmışlardır.
Aleviler, inançsal ve felsefi olarak toplumsal farklılıklara ve cinsiyetçiliğe itibar etmedikleri, herkesi “can” bildikleri için yok edilmek istenmişlerdir.
Aleviler “Kâmil İnsan” olmayı esas aldıkları için hedef alınmışlardır.
Aleviler “Rıza Şehri” gerçekliğine bağlı kaldıkları için katliama maruz kalmışlardır.
Aleviler, tarihleri boyunca zulmün her türlüsüne boyun eğmedikleri, haktan ve haklıdan yana olmayı esas aldıkları, haksızlığın her çeşidine karşı insanlık adına direndikleri için her türlü zorbalığa ve soykırımlara maruz bırakılmışlardır.
Yani Aleviler, egemenlerin beklentilerine ve hesaplarına engel oldukları için düşman ilan edilmişlerdir. Aleviler, insanın insana kulluğunu kabul etmedikleri ve buna karşı direndikleri için katledilmişlerdir.
Bugün Türk devletinin HTŞ ve DAİŞ’çi çeteler eliyle Suriye’de sürdürdüğü Alevi soykırımı saldırılarının, Diyanet kurumu eliyle Türkiye ve Kürdistan’da her surette Alevi toplumuna yönelik olarak sürdürülen Alevi asimilasyonu saldırılarının böyle bir arka planı bulunmaktadır.
Bu gerçekliğin bize öğrettiği şudur ki Alevilere yönelik soykırım politikaları bölge devletlerinin ortak ve stratejik politikasıdır. Bugün geliştirilecek olan direniş hattının bu gerçekliği hesaba katarak oluşturulması gerekiyor. Bütün düşmanların varlığı unutulmadan ama düşmanın en zayıf halkasına yönelik olarak planlanacak olan direnişler sonuç alacaktır.
Elbette bugüne kadar teslim olmamış, asimilasyonu kabul etmemiş ve her saldırıya karşı direnmiş olan Aleviler bu saldırılara karşı da direneceklerdir. Çünkü Alevilerin varlıklarını geleceğe taşıyabilmeleri ancak ve ancak direnişleriyle orantılı olacaktır. Ve her Alevi bu gerçeği unutmamalıdır.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler