Alevilikte “Ezoterizm, bâtınî, sır” Tartışması: Hakikat, Bilimsellik, Toplumsal Eşitlik ve Modern Dönüşüm Bağlamında Bir İnceleme
⌈Hüseyin Akkuş⌉
(Bağımsız araştırmacı)
Özet
Bu makale, Aleviliğin “ezoterik”, “batıni” ya da “gizli bir sır öğretisi” olarak tanımlanmasının tarihsel ve sosyolojik temellerini tartışmakta; buna karşılık Aleviliğin özünde açık, sorgulanabilir, toplumsal eşitliğe dayalı ve rasyonel bir ahlak öğretisi olduğunu savunmaktadır. Alevi yolunun, tarihsel baskı koşullarında geliştirdiği sembolik ve örtük dilin, günümüzde “değişmez kutsal sır” olarak yorumlanmasının yanlışlığı analiz edilmekte; Aleviliğin bilim, doğa, paylaşım, eşitlik ve kolektif yaşamla kurduğu bağ öne çıkarılmaktadır. Çalışma, geleneksel ritüellerdeki dönüşüm ihtiyacını, Aleviliğin tarihsel sürekliliğiyle çelişmeyen doğal bir yenilenme olarak değerlendirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, Ezoterizm, Bâtınilik, Hakikat Yolu, Toplumsal Eşitlik, Bilimsel Düşünce, İnanç Sosyolojisi.
Giriş
Alevilik, tarihsel olarak Anadolu’nun çok katmanlı kültürel mirası içinde şekillenmiş, ritüelleri ve öğretileri farklı dönemlerin toplumsal koşullarından etkilenmiş özgün bir felsefi yoldur. Buna rağmen Alevilik, kimi Alevi çevrelerde dahi “sır”, “gizli anlam”, “ezoterik bilgi”, “batıni hakikat” gibi yorumlarla daraltılmakta; yalnızca belirli bir seçkin zümrenin erişebileceği kapalı bir inanç sistemi gibi sunulmaktadır.
Bu yaklaşım, hem tarihsel gerçeklikle hem de Alevi yolunun eşitlikçi, akılcı ve toplumsal dayanışmacı yapısıyla uyumsuzdur. Alevilik, bilgiyi saklayan değil, bilginin tüm canlar arasında ortaklaşmasını esas alan bir öğretidir. “Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun” anlayışı, bilginin hiyerarşik değil, rızalık temelinde paylaşılması gerektiğini vurgular.
Bu makalede, “Alevilik ezoterik midir?” sorusu; tarihsel, sosyolojik ve felsefi açılardan incelenmiş; ayrıca günümüzde Alevi öğretisinin yenilenmesi ve dogmatik unsurlardan arındırılması gereği analiz edilmiştir.
1. Ezoterik Alevilik Tezinin Tarihsel Arka Planı
1.1. Ezoterik Dilin Baskı Koşullarında Ortaya Çıkışı
Alevi toplulukları, yüzyıllar boyunca siyasal ve dinsel otoritelerin baskıları altında yaşamış; bu nedenle ritüellerini, kimliklerini ve inançlarını açık biçimde ifade edemedikleri dönemler olmuştur. Bu dönemlerde sürdürülen direniş kültürü, deyişlere ve ritüellere sembolik bir dilin yansımasına neden olmuştur.[1]
Bu sembolik dile “sır”, “batıni hakikat”, “gizli anlam” atfedilmesi, tarihsel bağlamı içinde anlaşılabilir olsa da bugün bu dili dogmatik bir “metafizik sırlar sistemi”ne dönüştürmek, Alevi tarihini bağlamından koparmaktır. Alevi deyişlerinde yer alan “sır”, “batıni” veya mecazi ifadeler çoğu zaman zulüm altında varlığını korumaya çalışan bir toplumun kendini ifade etme biçimidir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte yasaklanan, baskılanan ve dışlanan Alevi toplulukları, inançlarını örtük bir dil üzerinden yaşatmak zorunda kalmıştır. Bugün ise bu dilin kutsallaştırılıp değişmez bir dogma haline getirilmesi, tarihin bağlamını görmezden gelmek anlamına gelir. Tarihsel olarak zorunluluktan doğan örtük anlatım, günümüzde Aleviliğin özüymüş gibi sunulmaktadır.
Alevi öğretisini İslami motiflerden arındırınca “yerine ne koyacağız” diye soranlara verilecek cevap basittir: Zaten Aleviliğin özünde olanı koyacağız. Bilimi, sevgiyi, doğayı, toplumsal dayanışmayı, emeğe saygıyı ve eşitliği… Gerçekten de bunların yerine dışarıdan başka bir şey yerleştirmeye gerek yoktur.
1.2. Aleviliği Kapalı Bir Manevi Sistem Olarak Sunmanın Sorunları
Bazı modern Alevi çevreleri, Aleviliği “herkesin anlayamayacağı derinlikte bir sır yolu” gibi tanımlayarak onu elit bir maneviyat biçimine dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım, şu nedenlerle sorunludur:
1. Alevi yolunda bir ruhban sınıfı yoktur; bilgiyi tekelleştirmek yolun doğasına aykırıdır.
2. “Hakikat” Alevilikte gizli değil, görgü, sorgu ve rızalık üzerinden toplumsal olarak inşa edilir.
3. Kutsallığın kapalı bir yorumla tekelleştirilmesi, Alevi cemlerinin eşitlikçi yapısıyla çelişir.
Dolayısıyla Aleviliği “ezoterik bir sır ilmi” olarak sunmak, hem tarihsel hem de öğretisel açıdan tutarlı değildir.
2. Aleviliğin Özünde Açıklık, Bilimsellik ve Toplumsal Eşitlik
2.1. “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”: Akılcılığın Merkezi Rolü
Alevi geleneğinin temel düsturlarından biri, aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabul etmesidir. Bu anlayış, yalnızca modern döneme ait bir yorum değil, Alevi öğretisinin tarihsel karakteridir. “Okunacak en büyük kitap insandır” sözü de insan deneyimini, toplumsal yaşamı ve gözleme dayalı bilgiyi merkeze alır.
Alevilik;
– Dogmayı değil sorgulamayı,
– Kör inancı değil deneyimsel bilgiyi,
– Korkuyu değil rızalığı,
– Hiyerarşiyi değil eşitliği
esas alır.
Bu nedenle Alevilik, yapı olarak “ezoterik gizemcilik”ten çok açık, toplumsal ve rasyonel bir öğretidir.
2.2. Toplumsal Eşitlik ve Paylaşımcı Ahlak Aleviliğin Temelidir
Alevi öğretisi, toplumsal eşitlik, dayanışma ve paylaşım ahlakına dayanır. Yol erkânının merkezinde “Birlik lokması”, “Görgü”, “Rızalık”, “Musahiplik”, “El ele, el Hakka” gibi pratikler vardır. Bu ritüellerin tümü, bireyin değil topluluğun önceliğini; mülkiyet ve güç birikiminin değil ortaklaşa yaşamın değerini yüceltir.[2]
Bu yönleriyle Alevilik, aristokratik bir maneviyat değil; halkın bilgisi, halkın ahlakı ve halkın dayanışması üzerine kurulmuş bir toplumsal modeldir.
2.3. Bilgi Tekele Karşı: Alevi Meydanında Her Can Eşittir
Cem meydanında post, otoritenin değil, sorumluluğun yeridir. “Posta oturanın kalkmayı bilmesi gerekir” anlayışı, iktidar birikimine karşı açık bir eleştiridir. Bilgiyi saklayan, sırlaştıran, ayrıcalıklı hale getiren bir üst tabaka oluşması Alevi öğretisinin özüne ters düşer.
3. Alevilikte Deyişler, Hurafeler ve Tarihsel Manipülasyon
3.1. Deyişlerdeki İslami Unsurların Tarihsel Eklemeliği
Alevi cemleri ve deyişleri içerisinde tarihsel süreçte İslami unsurların yer aldığı bilinmektedir. Bu durum, Alevilerin yüzyıllarca yaşadığı siyasal ve toplumsal baskılarla doğrudan ilişkilidir. Aleviliğin özünü korumak için kullanılan bu sembolik unsurlar, zamanla öğretinin gerçek çekirdeğinin üstünü örter hâle gelmiştir.
Bugün bazı Alevi canlarının “Allah–Muhammed–Ali”, “Ehlibeyt”, “12 İmam” gibi kavramların kaldırılması hâlinde boşluk doğacağı endişesini taşıması bu tarihsel mevcudiyetle ilgilidir. Oysa öğretinin özünde zaten boşluk yoktur. Aleviliğin hakikat odağı; bilim, sevgi, doğa, paylaşım ve toplumsal eşitlik üzerine kuruludur. Bu değerler, herhangi bir dış referansa ihtiyaç duymadan kendi bütünlüğü içinde var olur.
Ayrıca tarihsel ve kültürel analizler, birçok deyişin Alevi ozanlarının ağzından değil, sonradan İslami karakter verilerek yazıldığını göstermektedir. Bu nedenle eski deyişlerin bir kısmını değişmez “kutsal metin” gibi kabul etmek bilimsel bir yaklaşım değildir.[3] Sözlü kültürün doğası gereği, dönemin koşulları içinde söylenen birçok deyiş güncel hakikat ölçütleriyle yeniden değerlendirilmelidir.
Bugün çağdaş Alevi ozanları ve sanatçıları, yolun özüne uygun yüzlerce yeni deyiş üretmekte; geleneği donmuş değil dönüşen bir yapı olarak yaşatmaktadır.
3.2. Alevilikte Dogmanın Değil Dönüşümün Sürekliliği
Aleviliğin durağan bir inanç sistemi olmadığı, tarihsel olarak sürekli değişerek günümüze geldiği bilinmektedir. Oysa bugün bazı çevreler, “şu deyişi kaldıramayız, şu ritüeli değiştiremeyiz” diyerek Aleviliği dondurulmuş bir folklor haline getirmeye çalışmaktadır.
Oysa Alevilik, özü gereği:
– Çağla uyumlu,
– Yenilenmeye açık,
– Dogmaya değil hakikate bağlı
bir öğretidir.
İslam kültüründen ödünç alınmış unsurların yerine yeni bir şey koymaya gerek yoktur; çünkü Aleviliğin özü zaten bilim, sevgi, doğa ve paylaşım üzerine kuruludur.
4. Ritüellerin Dönüşümü: Cem Meydanında “Diz Dövme” Örneği
Geçenlerde Alevi yaşlı bir amca ile, Kerbela imam Hüseyin İslam’da Halifelik kavgasıdır vs. konularda muhabbet ettik. Amca sonunda; “- Haklısınız canlar fakat bundan sonra biz cemlerde dizimizi ne diyerek döveceğiz” diye sordu..? Dedim “Amca bundan sonra dizimizi dövmeyeceğiz hepsi bu kadar”
Alevilerinden yaşlı bir canın “Peki biz cemlerde dizimizi ne diyerek döveceğiz?” sorusu, aslında alışkanlıkların ve ritüellerin sorgusuz devam ettirilmesinden doğan bir ruh hâlini gösterir.
Verilen yanıt çok basittir:
Artık dizimizi dövmeyeceğiz. Çünkü yol kendini yenileyerek yürür.
Matem, suçluluk, kendini dövme gibi ritüeller Alevi öğretisinin merkezinde değildir. Öğretinin özü;
– Haksızlığa karşı direnmek,
– Paylaşmak,
– Birlik olmak,
– Doğruyu savunmak
üzerine kuruludur.
5. Tartışma: Aleviliğin Ezoterik Değil Hakikat Yolu Oluşu
Bu makalede ortaya konan bulgular, Aleviliğin bir “sır öğretisi” olarak tanımlanmasının hem tarihsel hem sosyolojik hem de felsefi açıdan doğru olmadığını göstermektedir. Alevilik;
1. Kapalı değil açıktır,
2. Dogmatik değil sorgulayıcıdır,
3. Bireyci değil toplumsaldır,
4. Otoriter değil rızaya dayalıdır,
5. Gizemci değil bilimle uyumludur.
Dolayısıyla Alevilikte gizemcilik, öğretinin özü değil, tarihsel baskı dönemlerinin pratik bir gerekliliğidir.
Sonuç
Alevilik, kökleri derinlerde olan fakat geleceğini bilimin, aklın ve toplumsal eşitliğin ışığıyla kurmaya çalışan dinamik bir öğreti olarak değerlendirilmelidir. “Ezoterik Alevilik” yaklaşımı, Alevi yolunu daraltmakta, dogmatik hale getirmekte ve onu sıradan insanların erişemeyeceği bir “gizli ilim” olarak sunmaktadır.
Oysa Alevilik, hakikati arayan herkesin yoludur. Yolun aydınlanması için, bilime, sevgiye, doğaya ve eşitliğe uymayan her uygulama, her söylem, her baskıcı gelenek Alevilikte yenilenmek zorundadır. Yol kendini sürekli arındırır; yanlış olanı atar, doğruluğu ve adaleti merkeze alır. Bu, dogmaya değil hakikate bağlı olmanın sonucudur.
Alevilik sır değildir;
Alevilik hakikattir.
Hakikat ise kapalı kapılar ardında değil, toplumun ortak vicdanında açığa çıkar.
Alevi öğretisi;
– Halkın, ezilenlerin ve emekçilerin yanında durmayı,
– Gücü ve iktidarı sorgulamayı,
– Kolektif yaşamı ve dayanışmayı yüceltmeyi,
– Servet, makam ve otorite üzerinden üstünlük kurmaya karşı çıkmayı
tarihten bugüne taşımış bir gelenektir.
Yolun önünü tıkayanları değil, yolu aydınlatanları çoğaltmak gerekir. Çünkü hakikat, durağan değil; yürüyene yol olur.
Dipnotlar
[1] Yaman, A. (2010). Alevilik ve İslam. İstanbul: İletişim Yayınları.
[2] Kehl-Bodrogi, K. (1992). Syncretistic Religious Communities in the Near East: Collected Papers. Leiden: Brill.
[3] Erseven, İ. (2003). Alevi-Bektaşi Şiir Geleneği. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Kaynakça
– Dressler, M. (2013). Writing Religion: The Making of Turkish Alevi Islam. Oxford University Press.
– Melikoff, I. (1998). Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. Cumhuriyet Kitapları.
– Vorhoff, K. (1995). Between Orthodoxy and Heresy: Alevi Identity in Modern Turkey.
– Shankland, D. (2003). The Alevis in Turkey: The Emergence of a Secular Islamic Tradition. Routledge.
– Yaman, A. (2010). Alevilik ve İslam. İletişim Yayınları.
– Erseven, İ. (2003). Alevi-Bektaşi Şiir Geleneği. Kültür Bakanlığı Yayınları.
– Kehl-Bodrogi, K. (1992). Syncretistic Religious Communities in the Near East. Brill.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler